<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324</id><updated>2012-02-16T08:24:53.381+02:00</updated><category term='Haberiniz olsun...'/><category term='Nostalji'/><category term='Cumhuriyet Bilim Teknoloji'/><category term='Radikal'/><category term='ESO Dergi'/><category term='Güneş Gazetesi'/><category term='Radikal2'/><category term='Dünya Gazetesi'/><category term='TİMFED'/><category term='Platin Dergisi'/><category term='Marketing Türkiye'/><category term='Sabah Business'/><category term='Genel'/><category term='Brand Age'/><category term='Pazarlama ve İletişim Kültürü Dergisi ( Pİ)'/><category term='Milliyet Gazetesi'/><category term='İş Güç Dergisi'/><title type='text'>Açık Kapı</title><subtitle type='html'>"Kapı Kapı İçinde"</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>109</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8737352954283986723</id><published>2011-12-30T14:23:00.008+02:00</published><updated>2012-01-05T14:16:53.957+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;2011 yılı sonunda gündemde olan "tüketicilerin ülke boykotları"yla ilgili yorumlarım, 30 Aralık 2011 tarihli Radikal Gazetesi'nde " Boykotlar çözüm olabilir mi?" başlığı ile yayımlandı.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Zevkle okumanızı dilerim. &lt;/b&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="OLE_LINK1" style="line-height: 150%; "&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:14.0pt;line-height:150%"&gt;BOYKOTLAR ÇÖZÜM OLABİLİR Mİ?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Son günlerde gelişen siyasal gerilimler sonucu, ülkemizde yeniden tüketici boykotları ön sıradaki yerini aldı. Fransız mallarını boykot olarak adlandırılabilecek olan bu eylem, TUSİAD ve hükümet tarafından pek benimsenmez iken, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar  Konfederasyonu (KESK), Fransız mallarına karşı boykotu, raflardan bu malları kaldırmak ve satmamak olarak açıkladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height: 150%"&gt;SİYASAL BOYKOTLAR&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Boykot, piyasa aracılığı ile siyaset yapma biçimlerinden biri oluyor günümüzde. Boykotlar genel olarak,  bireysel nitelikli olan ekonomik tercihlerin yapılmasını ortadan kaldırmayan ancak bu yolu kullanarak siyasal amaçlara ulaşmayı gerçekleştirmeye yardımcı olan eylemlerdir.  Bu boyutu ile boykotlar, günümüz modern toplumlarında bireysel ve özel bir eylem olan tüketim tercihlerine ve kararlarına, siyasal amaçların aktarılması olarak düşünülebilir.  Kısaca boykot; kolektif ve tüketicilerin kendileri tarafından gönüllü olarak, zorlayıcı olmayan biçimde verilecek karar olarak ve planlanmış, organize edilmiş eylemlerdir. Genellikle ekonomik, siyasal, etik nedenler boykotu tetikleyebilmektedir. Fiyat düşürmek, kalite artırarak bozuk mal üretimini önlemek gibi adil ve dürüst olmayan uygulamaları değiştirmek amacıyla yapılabildiği gibi, belirli bir sosyal sorumluluğu, etik uygulamayı, siyasal tavrı gerçekleştirmek amacıyla da yapılabilmektedir. Örneğin;çocuk işçi çalıştırmayı sonlandırmak, çevre kirlenmesini önlemek, insan haklarını korumak gibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height: 150%"&gt;UNUTULMAYAN BOYKOTLAR&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Son yıllarda, Nestle’nin Afrika’da sattığı çocuk mamaları, Nike spor ayakkabıları üretiminde çocuk işçilerin çalıştırılması, Shell’in çevreyi kirletmesi nedeniyle yapılan boykotlar dünyada en çok ses getiren ve bilinen uygulamalar olarak yerlerini aldılar. Ülkemizde de boğaz köprülerinden geçişlerinden alınana ücretlere yapılan zamlara ve et fiyatlarına karşı gösterilen tepkiler gibi toplu ve canlı eylemlere de rastlanmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine saldırı ile bozulan İsrail-Türkiye ilişkileri, karşılıklı ürün boykotlarına da yansıdı.  İsrail krizinde yaşanan boykot gibi, diğer örneklerden birkaç noktada farklılıklar göstermektedir yaşanan boykot çağrısı. Siyasal nedenlerle ve ideolojik farklılıklardan dolayı bir boykotun gerçekleşmesine şahit oluyoruz. Dünya da bu tür yaşanan boykotların en önemlileri arasında, Irak savaşında Fransa’nın destek vermemesi nedeniyle, ABD’de Fransız Şarapları Boykotu 2007 yılında gerçekleştirilmiştir. Dinsel ve siyasal nitelikli bir diğer boykot, Hz. Muhammet ile ilgili Danimarka’lı bir karikatüristin yaptığı karikatürlerin neden olduğu kriz sonucu ortaya çıkmıştır. Bu boykot, Danimarka mallarına yönelik olarak İslam ülkelerinde ve dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan Müslümanlarca gerçekleşmiştir. Ülkemizde de, 2006 yılında Ermeni sorunu konusunda alınan bir parlamento kararı sonucu Fransız mallarına, PKK desteği nedeniyle İtalya ürünlerine yönelik daha önceki boykotlardan söz edilebilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height: 150%"&gt;BAŞARILI OLABİLİR Mİ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Bu tür boykotların başarılı olabilmesi için, ikame ürünlerin varlığı ve boykotun medyada yer alma yoğunluğu ve biçimi belirleyici olabilmektedir. Boykotu kimler organize ediyor, kimler katılıyor, beklenen etkileri hangi boyutta, medyanın rolü ve desteğinin düzeyi nedir, organize edenin itibarı ve güvenirliliği nedir gibi sorular, tüketicilerin katılım için yanıt aradığı sorulardır. Bu sorular sonucunda boykotun başarılı olacağı algısı ve beklentisi gerçekleşirse katılım düzeyi başarılı olabilmektedir. Mehmet Ali Erbil’in programlarında öncü olması örnek olarak gösterilebilir. Gümrük Birliği’ne tam üye olmamız nedeniyle, hükümetler yerine Türk ya da Fransız mallarını boykot eden bir tür olarak yaşanan son boykot çağrısı, çok daha fazla sayıda tüketicinin katılımını, onların siyasal tercihlerini gösterebilme olanağına sahiptir. Hiç şüphesiz diğer ülkelerde iş yapan şirketlerin elde ettikleri karlar önemli ölçüde azalmaktadır. Türkiye’de gerçekleştirilmeye çalışılan boykotun ana teması “&lt;b&gt;&lt;i&gt;İnsani Duyarlılık Yaratan&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” bir eylem niteliği kazanıp yönelik tepkisel bir nitelik göstermektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Kısa dönemli tepkiler olarak gerçekleştirilen boykot eylemleri, amaçlara ulaşınca bitirilir ve eski normal duruma dönmeye çalışılır. Günümüzde, boykotun planlaması, organize edilmesi, gerçekleştirilmesi ve bitirilmesi aşamalarında yepyeni uygulamalar teknoloji yardımıyla oluşturulabilmektedir. Küreselleşme karşıtı, tüketim karşıtı, belirli şirket ve ülke    uygulamalarına karşı olan eylemler artık kısa zamanda İnternet ortamında organize olabiliyor. Bunları gerçekleştirenler küçük siyasal gruplar olsalar bile, boykot eylemleri hızla yayılabiliyor ve formlar, tüketici toplulukları, e-posta, facebook, youtube gibi sosyal ağlar aracılığı ile çok daha etkili biçime gelebiliyor. Erol Köse, meşhur twitter mesajları ile önderlik yapıyor bu konuda. İnternet sitelerinde, “barkodu 30 il3 37 arasında bir rakamla başlayan ürünler, doğrudan Fransa’dan ithal edilmiş demektir. Bu ürünleri kullanmayın” çağrısı büyük bir ilgi yaratıyor. İzlediğimiz boykot çağrısı da yeni özellikleri ile sosyal medyanın günümüzdeki rolünü göstermesi açısından ilginç olabilmektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;Yazının yayımlandığı yer: Radikal Gazetesi, 30.11.2012. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;line-height: 150%; "&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;Yazının linki: &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;amp;ArticleID=1073997&amp;amp;Date=05.01.2012&amp;amp;CategoryID=99"&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;amp;ArticleID=1073997&amp;amp;Date=05.01.2012&amp;amp;CategoryID=99&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8737352954283986723?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8737352954283986723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8737352954283986723' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8737352954283986723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8737352954283986723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/12/2011-yl-sonlanrken-gundemdeki-yerini.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-2967654949229508927</id><published>2011-12-22T16:52:00.006+02:00</published><updated>2011-12-30T14:23:35.663+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Brand Age'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;"Wall Street'i İşgal Et Hareketi" ile başlayıp diğer ülkelere yayılan protestolarla ilgili düşüncelerimi paylaştığım "Postmodern Toplumsal Bir Başkaldırı" başlıklı yazım, The Brand Age dergisinin Aralık 2011 sayısında yayımlandı. Aşağıda sizlerle paylaştığım yazımı keyifle okumanızı dilerim.&lt;/b&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b style="text-align: center; "&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; "&gt;POSTMODERN TOPLUMSAL BİR BAŞKALDIRI&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-UPRXkOPpWt4/Tv2tCCTdCVI/AAAAAAAAA6g/pA0sVIoC-mY/s400/Scan0002.tif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5691895754555984210" style="color: rgb(0, 0, 238); text-decoration: underline; display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 284px; height: 400px; " /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Eylül ayında NewYork’ta başlayan “Wall Street’i İşgal Et” hareketi, diğer ülkelere de hızla yayılıyor. 15 Ekim’de beş kıtadan yüzlerce kentte benzer nedenlerle meydanlara inilerek eşzamanlı dayanışma eylemleri gerçekleştirildi. Dünyayı etkisi altına alan protesto hareketi bütün dikkatleri topluyor. “Londra’yı İşgal Et”, “Frankfurt’u İşgal Et”, ve “İspanya’daki Öfkeliler” (Los İndignados) parolalarıyla  eylemler birbirini izliyor ve dünyaya yayılıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;b&gt;EYLEMİN ÇOKLU NEDENLERİ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Amerikan tüketim kapitalizmi Fordizm çerçevesinde oluşmuş ve neo-liberalizm ile gelişmiştir. Borçla finanse edilen ve genellikle Uzakdoğu ülkelerinde üretilen ucuz ve kitle tüketimine dayalı bir ekonomiden söz ediliyor uzun zamandır. Başta BM Kalkınma Programı Raporu, OECD raporları ve diğer çalışmalar, dünyadaki eşitsizliği ve bozulan gelir dağılımını inceliyor, hatta gözler önüne seriyor. ABD orta-alt sınıf ailesinin 1970’lerden beri geliri ve servet içindeki payı azalıyor. Bugün 25 milyon işsiz var ve 100 milyon kişi yoksulluk sınırında, 47 milyon yoksulluk sınırının altında yaşıyor. OECD’ye göre ABD, OECD üyesi 34 ülke arasında, Meksika ve Şili’den sonra gelir ve servet dağılımı en kötü olan ülke. En zengin 500 Amerikalı 155 milyon Amerikalının servetine eşit servet sahibi.  Bu tür eşitsizliklerin nedeni olarak gösterilen küresel kriz, insanları sınıf atlama odaklı Amerikan tarzı yaşam rüyasından uyandırıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Finans-kapitalin kalbi; paranın mabedi durumunda olan Wall Street’i hedefleyen, gittikçe genişleyen ve çeşitlenen protestocu grubun dile getirdiği konular, muhafazakar- liberteryan Çay Partisi hareketi ile benzerlik taşıyor ve onun popülist sol versionu olarak adlandırılıyor. Kullanılan sloganlar ve Adbusters adlı sol eğilimli derginin önderliği, böyle biry kanıyı yaratıyor. Özellikle, küresel finans sistemindeki zenginlerden yüzde bir Robin-Hood vergisi alınıp sosyal amaçlarda kullanılmasını istemesi bu kanıyı güçlendiriyor.  Bu hareketlerin aslında, 1968 gençlik eylemlerine dayandığını, Seattle kentinde Dünya Ticaret Örgütü’nün toplantısını protesto ile başlayan ve süreklilik kazanan Küresel Adalet Hareketi’nin uzantısı olduğunu ileri sürenler var. Renkli Devrimler ve Tahrir Meydanı’nda başlayan eylemlerle ortak noktalara sahip olduğuna dikkat çekenler var. Eylemler, farklı olmasına karşın önemli birkaç ortak noktaları var. Öncelikle, eylemlerin hepsinde zamanın ruhu içinde hareket ederek biten bir çağın anlayışlarına, uygulamalarına dönük bir değişiklik ve dönüşüm arzusu var. Eşitsizlik özüne odaklanan belli başlı talepler; refahtan pay alamamak, hayat pahalılığı, sisteme dahil olamamak kaynaklı bir umutsuzluk ve gelecek endişesini dile getirmesi ile dikkat çekiyor. İnsanlar; toplumla, çevreyle olan ilişkilerini değiştirecek ve yeni ilişkiler oluşturacak iyi bir düzen yaratarak, kendilerine daha gerçek ve daha katılımcı işleyiş biçimleri istiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Fırsatların büyümediği, umutların yeşermediği, değişim ve dönüşümün yapılamadığı bir dünyaya başkaldırıdır aslında bu hareket. S. Zizek,  asıl sorumlu olanın sorunların ve aktörlerinin değil, sorunun yaratıcısı olan sistemin olduğunu ileri sürmektedir. Ekonomik krizlerin ve bunları doğuran geleneksel kapitalist sistem uygulamalarının sonucu hissedilen gelecek endişeleri, protestolarla yansıtılıyor.  Sosyal adaletin işlerliğine karışmamış, krize neden olmamış olanlar, yaşanılanların bedelini alışageldikleri tüketimlerini kısarak ödemekten bıkkın, krize neden olmuş gerçek sorumluların ise bedel ödememesinden öfkeliler. Sloganlar, daha fazla ve rahat tüketebilmeyi sağlayacak ekonomik ve siyasal çözümler üzerinde yoğunlaşıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;b&gt;POSTMODERN BİR ANLAYIŞ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Postmodern siyasetin belirtilerinden olan birbirini izleyen değil, iç içe meydana gelen süreçlerin varlığı, aynı anda birden fazla yerde bu hareketlerin varlığını olanaklı kılıyor İletişim teknolojileri ile ülkeler arasındaki sınırların, sınırlamaların kalktığı, duvarların ve engellerin yıkıldığı bir dünyada, kaleydeskopta olduğu gibi bir düzen, mantık aranmayan bu yapılanmalarda, her ülkeye ve eyleme  “&lt;b&gt;kaleydeskopik bakış&lt;/b&gt;” ile farklı bir gözle bakmak ve yaklaşmak gerekiyor. Çizgisel zaman ve gelişme anlayışı yerini döngüsel bir zaman anlayışına bırakıyor. &lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Protestolara, yaşadığımız postmodern dönemin yurttaşlarının talepleri olarak bakıldığında, birçok özellik göze çarpıyor. Amerika’da 1960’lardan bu yana görülmeyen bir coşku, tutku ve kitlesel katılımla büyüyen bu hareketin ana amacı; insan hakları, özgürlük ve ekonomik haklardan oluşan insani değerleri, ideolojilerin ve geleneksel yapıların ötesine taşımasıdır. Öncelikle, hareket kapitalizme karşı bir devrim hareketi değil ve sadece sistemdeki aksaklıkların düzeltilmesi, eşitsizlik yaratan ekonomik ve siyasal sistemin iyileştirilmesi,  yenileştirilmesi ve dönüştürülmesi için eleştiride bulunuyor. Bunun için, modernitenin sembolü ve neo liberal politikaların merkezi durumunda olan Wall Street gibi borsa ve finans kapital merkezlerini ve geleneksel medyayı hedef alıyor. Sıradan, isimsiz ve farklı kesimlerden, kimliklerden ve insanlardan oluşan bu hareket, farklı talepleri nedeniyle sınıfsal bir kavga ve siyasi bir hareket olarak düşünülmemeli. Küresel kriz oluşuncaya kadar bozuk düzenden çok rahatsız olmayan, kötü gidişata ses çıkartmayan, uygulamalara tüketebildiği sürece aldırış etmeyenlerin gecikmiş protestoları olarak da görünen bir hareket. Ekonomi, dış siyaset ve savaş gibi konular gündemde değil. Günümüzün büyük kazançlarını elde eden yıldızlar, postmodern tapınak AVM’ ler,  profesyonel sporcular hedefte değil, itiraz yok bunlara. Halböyleyken; neye, niçin karşı oldukları çelişkili olarak görülüyor, ne istendiği tam olarak açık değil gibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Düzenli ve disiplinli olma, katı kuralları, ideolojisi, örgütlenmesi ve yöneticileri, liderlerin olması gibi özellikleri taşımayan bu hareketlerin bir tür “&lt;b&gt;postmodern” &lt;/b&gt;ayaklanma, başkaldırı, isyan&lt;b&gt; &lt;/b&gt;olduklarını gösteriyor. Bu özelliğin yanında,  hareketin önemli bir nedeni olan gerçekçi bir demokrasi eksikliğinin varlığından söz edilebilir. Oy sandığı ile var olan temsili demokratik sistem, sade, sıradan vatandaşın şikâyetlerini dile getirmekten ve bunları düzeltmekten uzak olarak algılanıyor. Siyasal olarak özgürlük ve demokrasi taleplerini, daha iyi ve insanca bir hayat, hakkaniyet, haysiyet, toplumsal aşağılanma yerine özsaygı ve insan yerine konma gibi değişim odaklı kültürel, sosyal talepler izliyor. Oysa, küreselleşme sonucu uygulanan bazı yanlış politikalar Batı’daki küçük bir zengin azınlığı daha çok zenginleştiriyor. Ortadoğu ülkeleri dâhil birçok gelişmekte olan ülkelerdeki yeni yoksulluk ve yoksunluğun yarattığı çaresizlik ve öfke, yükselen orta sınıfın verdiği rahatsızlık bu durumdan sorumlu tutulan yönetime karşı sokak eylemlerini ateşliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Postmodern içerikli, iç içe geçmiş dalgalarla gelen halk eylemlerine, ideolojik sloganlardan/marşlardan kaçınan; dans, müzik, mizah, ironi, resim, kitap okuma ile dolu barışçıl hava hâkim. Kararlar, merkezi bir örgütlenme aracılığı ile değil, kolektif kimlik odaklı, yatay bir araya gelme ve ağ biçiminde gevşek bir örgütlenmeyle şekilleniyor, “tartışan-konuşan” halk meclislerinde ortak olarak alınıyor.  Dijital aktivistlerin güçlü olduğu, radikalizmi reddeden ve bayrama gelir gibi arzu eden herkesin katılabildiği karnaval havasındaki e-mitingleri düzenleyen sosyal medyanın, kısa sürede, hızla, kolay gerçekleşen sonuçlara ulaşmadaki rolü, bu hareketlerin domino ve kelebek etkisi yaratabilen “&lt;b&gt;virütik&lt;/b&gt;” bir nitelik kazandırıyor. Günümüzün her türlü dijital kültür unsurlarını kullanan ve sınıf dışı olan bu hareketin, büyük bir hızla eşzamanlı internet ortamında örgütlenmesine; aile, hükümet ya da başka bir otoritenin kontrol etme, yönlendirme amaçlı süzgeç, eşik olma durumu yok ve bu durum Dünya’da nelerin olduğunun ve ülkelerin birbirlerine ne kadar benzediğinin geniş bir kesim tarafından bilinmesine olanak sağlıyor. Bu teknolojik değişimin hızla yayılmasının yanında arzulanan şeyler, büyük sosyal dönüşümler yerine, ideolojik bir yaklaşımla açıklanamayan otoriter yapıların ret edildiği bir demokrasi ve yaşamda göreceli iyileşmeler. Sanal dünyanın sanal ilişkileri yanında yüz yüze iletişimin birleştirici, dayanışmacı ve izleyici olmak yerine katılımcı olma özelliği kendini açıkça gösteriyor. Sanal toplulukların sunamadığı, konuşarak yalnızlığı gidermek ve gerçek topluluklara ait olmak, birlikte olmak duygularının gelişmesi yaşanıyor. Hareket, hem sanal dünyada hem de meydanlarda, sokaklarda oluşan işgallerden oluşuyor ve kıtalar, şehirler, meydanlar, insanlar birbirleriyle bağlanıyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;b&gt;TÜKETİCİNİN GÜÇLENMESİ&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Günümüz postmodern tüketicilerinin tipik özellikleri arasında olan adil davranılmak, her şeyi anında ve hızlı istemek, tüketimle kendini oluşturmak ve benliğini ifade etmek, sembollere kafa tutarak markalara karşı sadakat beslememek, hem tüketmek hem de insanlara ve çevreye duyarlılığı arzulamak gibi bazıları çelişkili olan özellikler, kendini bu hareketlerde açık biçimde gösteriyor. Dayanışma ve işbirliğinin gelişmesine olanak sağlayan yeni dönemde bu eğilim neo–pragmatizm sözcüğü ve kavramı ile yer alıyor. Yurttaşların türlü iletişim araçları aracılığıyla bağlandıkları, birbirlerini anlamaya çalıştıkları bir yaklaşım bu. Değişim için birleşmenin mümkün olduğuna dair bir uyanış yaşatan Wall Street protestosu; dönüşümü, değişimi barışçı bir dilde isteyen ancak, realist ve limitleri de bilenlerin eylemi. Küreselleşmenin ve yeni paradigmaların oluşumuna karşı konamayacağının bilinci ile bu oluşumda daha eşitlikçi, daha paylaşımcı, daha insancıl ve daha vicdanlı bir yeniden ekonomik ve siyasal yapılanmanın oluşmasında küresel boyuttaki muhalefet&lt;s&gt; &lt;/s&gt;ediliyor. Bu açıdan bakıldığında, orta-alt sınıfların, zümrelerin, nesillerin arasında oluşan eşitsizliği ortadan kaldırarak bu sınıfların zenginlikten daha çok pay dağıtılan tüketici olarak talep artışını ve sürdürülebilir tüketimi sağlayabilecek daha iyi bir gelir ve servet dağılımı çözüm olabilecektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Postmodern dünyada sınıflar ve ülkeler arasındaki sınırların, duvarların kalkmaya başlaması tüketicilerin de kapitalizmi daha iyi algılamalarına ve öğrenmelerine olanak sağlamaktadır. İşleyen ancak aksayan sistemin nasıl çalıştığı gittikçe genişleyen bir kesim tarafından anlaşılır hale geliyor. Tüketiciyi Koruma Hareketinin 1960’lardaki aktivist liderlerinden R.Nadir’in başını çektiği bilinçli ve güçlü tüketici olma anlayışı bugün çok ileri noktalara gelmiştir. Küresel sermayeye karşı küresel demokrasiyi savunan ve tüketicinin edilgenlikten aktifliğe geçişini simgeleyen oluşumlar, tüketim dünyasında yaşanmaktadır. Düşmanlık ve yok etme yerine müdahil olarak süreçte yer almak ve böylece bolluk ekonomilerinde tüketici olarak güçlenme gerçekleşiyor. Sürdürülebilir tüketim anlayışı ve kaynakların paylaşılmasındaki dengenin sağlanması odaklı olarak tüketimle olan ilişki yeniden ve yeni biçimlerde oluşacak. Böyle bir değerlendirme, Tahrir Meydanı ile Wall Street eylemleri arasındaki benzerlikleri görmeye olanak sağladığı gibi farklılıkları da görmeye yardımcı olabilir. Birincisi; gerçekleşmemiş tüketim, kazanılmamış tüketim olanakları ve tüketim dünyasında umutları, beklentileri azalan ve tüketmeye iştahlı despot rejimlerde ezilmiş kitleleri yansıtıyor. Diğeri ise; kazanılmış, alıştırılmış tüketim alışkanlıklarını sürdürememe, kaybetme endişesi taşıyor. Bu nedenle, tüketim dünyasındaki değerlerin, tutumların ve tercihlerin oluşumda önemli rol alarak ekonomik kutuplaşmaya katkıda bulunan, dayatmacı finans ve göz boyayıcı medya kuruluşlarına yönelik protestoları var. Daha önceleri bu düzeni bildikleri, gördükleri halde ses çıkartmamalarının nedeni tüketimi bir şekilde sürdürüyor olmalarındandı. İki hareketin belki de en önemli benzerliği, her iki hareketin de imtiyazlı egemenlerin baskı, yönlendirme ve otoriterliğine karşı çıkmasıdır. Birinde despot bir lider ve çevresi varken diğerinde paranın egemenliği söz konusu. Her ikisinin de kapitalist sistemin kendini değiştirmesine, dönüştürmesine zorlayacak bir yapıda olabilmesi, daha geniş kesimlerin bilinçlenmesine ve sınıfsal desteklere bağlı. Katılımcıların çeşitlilik göstermesi ve aynı olmasa bile benzer kaygılar taşımaları, gerçek, yeni ve katılımcı bir demokrasi isteği yanında baskıcı hiyerarşik yapıyı ret eden bir yapının oluşturulması, ana hedef olacak gibi görünüyor. Bu konuya dikkat çeken Immanuel Wallerstein, popüler ve başarılı hale gelen hareketi bekleyen en büyük tehlikenin daha fazla destek aldıkça, fikri çeşitliğin yaratacağı çıkar çatışmaların olabileceğini söylemektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Ülkemiz açısından çıkartılacak sonuç, harekete katılmak için yapılan birkaç çağrıya zayıf katılımın olmasının da gösterdiği gibi, sınıf atlama ve bunun sembolü olan tüketime ulaşabilen, tüketim iştahı yüksek olan ve umutları diri tutulan yurttaşların varlığıdır. Bu yurttaşların, dinamizmden ve değişimden pek de rahatsız olmamalarıdır. Özellikle, sınıf atlamanın önemli bir yolu olarak eğitim alanında fırsat eşitsizliğinin kaldırılmasıyla birlikte sağlıkta da eşitlikçi bir hizmet erişimin sağlanmasını arzulayarak sessiz kalması, dünyadaki tepkilerin hangi noktalara yükseldiğini dikkatlice izlemesi ve anlamaya çalışması, ülkemiz insanın önemli bir özelliğini oluşturmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;b&gt;SONUÇ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Yaşananlar; sol bir devrim beklentisinin ya da bu da zaman içerisinde etkisizleşir düşüncesinin ötesinde yepyeni bir Dünya’da daha özgürlükçü ve çoğulcu, küresel bir demokratik bir ekonomik yapıyı işaret ederken ülkemizi de etkileyecek ve özellikle benzer kesimlerin talepleri, endişeleri daha özenle ele alınmayı zorunlu kılacaktır. Başarı, büyük bir olasılıkla alınacak destekler yanında çoklu amaçların, çıkarların çatışmadan birlikte olabilmesine bağlı. Aslında, nasıl bir düzenin çıkacağını kimse henüz bilmiyor. Ancak, demokrasinin küresel norm haline geldiği günümüzde, küresel demokratikleşme, değişim dalgası ve ekonomik yapılanmada imtiyazlı yönetimlere karşı yükselen demokrasi ve eşitlik talebi kadın, Y kuşağı ağırlıklı gençlik, laik ve kentli bir “&lt;b&gt;halk gücü&lt;/b&gt;” tarafından “&lt;b&gt;özgürleşme&lt;/b&gt;” eylemlerine dönüştürülüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Yazının yayımlandığı yer: The Brand Age dergisi, Aralık 2011, s.58-61.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-2967654949229508927?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/2967654949229508927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=2967654949229508927' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2967654949229508927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2967654949229508927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/12/wall-streeti-isgal-et-hareketi-ile.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-UPRXkOPpWt4/Tv2tCCTdCVI/AAAAAAAAA6g/pA0sVIoC-mY/s72-c/Scan0002.tif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-1580871069236488086</id><published>2011-11-30T10:56:00.014+02:00</published><updated>2011-11-30T17:08:14.040+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet Bilim Teknoloji'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong style="text-align: left; "&gt;Cumhuriyet Gazetesi Bilim-Teknoloji Dergisi'nin 25 Kasım 2011 tarihli sayısında yayımlanan "Neden Demokratik Üniversite?" başlıklı yazımı sizlerle buradan da paylaşmak istedim.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Keyifli okumalar diliyorum.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:14.0pt;line-height:115%"&gt;                            NEDEN DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Üniversitelerdeki yönetim anlayışı ve uygulamaları konusundaki tartışmalar sürüyor.  Özgür ve demokratik üniversite arzusu ise gittikçe daha çok önem ve zorunluluk kazanıyor. Bunun nedenlerini anlamak ve yapısal değişiklikleri sağlam temellere oturtabilmek için üniversitelerin dünyada ve ülkemizde geçirdiği evreleri iyi analiz etmeli. Bu evreleri premodern (ulus-devlet öncesi), modern (ulus-devlet dönemi) ve küresel (ulus-devletin bir kolu, uzantısı) olarak üç ana yapıda incelemek olanaklı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;Klasik dönem&lt;/b&gt; olarak da bilinen İlk dönemlerdeki üniversite kavramı ve uygulaması 700 yıl öncesine kadar uzanır. Bu dönemdeki üniversiteler, hazine olarak kabul edilen bilginin korunması gerektiği düşünülen ve bilginin sınırlı sayıda insanın elinde olduğu ve kitlelerden uzak tutulmasına çalışılan yerler idi. Uzun yıllar süren not tutmalar, tekrara dayalı yöntemler, hem eğitimde hem de araştırmada geçerli idi. Metin okuma, temel yaklaşımdı. Hiç şüphesiz yönetim usta-çırak ilişkisinde loncavari, otoriter, merkezi ve hiyerarşik dokunulmazlıklar içeriyordu. &lt;b&gt;Bologna&lt;/b&gt; ve orta çağda &lt;b&gt;Paris&lt;/b&gt; üniversitesi eğitim misyonları ile en prestijli ve diğer Avrupa ülkelerine model olan üniversiteler idi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Erken dönem modernizmde hümanizm, Avrupa ve Latin Amerika’da kök salmaya başladı. Bilindiği gibi hümanizm; birey, özgürlük ve değerlere önem veriyordu. Bu dönemi izleyen yeni hümanist Alman üniversite modeli, &lt;b&gt;Humboldt &lt;/b&gt;tarafından doktrine edildi ve özgün araştırmayı ve akademik özgürlüğü teşvik etti. Rönesans dönemi İtalyan üniversiteleri de Humboldt tipi Alman üniversitelerini model aldı. Katı ve askeri bir disiplin ile kendi kendini yönetme ve ilimde demokratik karar süreci yoktur anlayışı hâkim idi. Rektör, birliği sağlamak için fakülteler arasındaki çatışmaları, uzlaşmazlıkları yöneten iktidar sahibi otoriter kişilerdi. Bu anlayış, geç modernizm dönemine kadar etkisini sürdürdü. Böylece, ilk devrim niteliğindeki değişim olan araştırma ve eğitim birlikteliği üniversite anlayışında ve uygulamalarında egemen oldu.  &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;İkinci dönem,&lt;/b&gt; bağımsız ulus devlet koşullarında ulusallaştırma, devletleştirme ve ulus devletin ihtiyaçlarına cevap verecek toplumsal hizmetlere odaklanan üniversite yapılanmasına şahit oluyor. Erken dönem Batı Avrupa üniversiteleri İngiliz, İspanyol, Fransız ve İtalyan kent devletleri monarşileri gibi ülkeler ve Latin Amerika ülkeleri, hükümetlere hizmet için üniversitelerin ulusallaştırılmasını yaşadı. Devletleştirme ise, ABD ülkelerinde yaygınlaştı. Kamu hizmeti misyonu, ABD de 1800’lerin sonunda yaygınlaştı ve ulus devletin bireylerine hizmet misyon olarak kabul gördü. Bu anlayış, demokratik üniversite anlayış ve uygulamalarının temelini de attı. Bu yapısal oluşum ülkemizde üniversite oluşumuna da model oldu. &lt;span style="font-size: 9pt; line-height: 115%; font-family: Arial, sans-serif; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;b&gt;ÜÇÜNCÜ DÖNEM ÜNİVERSİTELER&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;İçinde bulunduğumuz dönem ise ikinci devrim niteliği taşıyor.  Uluslararasılaşmayı misyon olarak gören ve küresel rekabet içinde yer almada ortam kolaylaştırıcı olma görevi üstlenen üniversitelerin eğitim, araştırma işlevlerine topluma hizmet işlevi de eklendi. Bilginin, öğrencinin, öğretim üyesinin, programların içeriklerinin hareketliliği ön plana çıkıyor. Eğitim ve araştırma konusunda esnek ve duvarların, engellerin ortadan kaldırılması ile özdeşleşmiş bir dönemi yaşıyoruz. Geleneksel işlevsellik ulusal düzeyden küresel düzeye farklılıklar gösterecek biçimde gelişme gösteriyor. Dünya modellerine uyum sağlamak ve küresel ilişkilerin ve eşgüdümün sağlanabilmesi için bu yöne dönüşüm kaçınılmaz. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Her bir dönem kendine has anlayış, uygulama, öncelik ve yönetim biçimlerine sahip oldu. Ancak günümüzde ülkemizde ve birçok Avrupa ve dünya üniversitesi özgür ya da totaliter devlet yönetimine sahip olunup olmaması fark etmeksizin ikinci dönemin özelliklerini taşıyor. Ulusun oluşmasında ve sanayileşmesinde, toplumsal dönüşmesinde gereken alt yapıyı, anlayışı, doktrini gerçekleştirmek için işlevler görme alışkanlığını sürdürmektedir. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;II. Dünya Savaşı öncesi kapalı ulusal toplumlar ve mesleki sistemlerin istediği sınırlı sayıda bilim adamları, bunun yanında benzeşmeyi temel alan bir felsefede tek konuda uzmanlaşmış öğretmen, doktor, mühendis, asker, avukat, din adamı yetiştirmek ana amaç idi. Bilim, ulusal kalkınmanın ve küresel rekabetin motoru olarak günümüzdeki kadar önem kazanmamıştı. Yeni üniversite modeli, statik topluma ve iş piyasasına insanların uyum sağlamasına yönelik olmaktan, insan sermayesinin ulusal ve uluslaşması sosyo-ekonomik gelişmeye dönük olarak yetiştirilmesine döndü. Modernite bilgiyi disiplinlere ayırıp uzmanlıkları yaratmasına karşın, 21.yy daha çok farklı disiplinlerde bilgi sahibi olarak yaratıcılığı ve inovasyonu öne çıkartıyor. “Herkes için eğitim” anlayışının gelişmesi yaşanıyor. Bilimin gelişmesi ve toplumun bilimden doğrudan ve en kısa zamanda yararlanması, bilimselleşmesi, bilginin ve iletişimin demokratikleşmesi, üniversitelerin gelişmesine, dönüşmesine ve insan potansiyelinin zenginleşmesine neden oluyor. 1968 gençlik hareketi başta Avrupa ülkelerinin üniversitelerinde öğrencilerin ve diğer paydaşların temsil edilmelerine ve kararlarda etkili olmalarına neden oldu. Ülkemizde ise, tam tersine daha otoriter davranışlar ve uygulamalar gerçekleşmiş ve korunmacı bir anlayışla içe kapanma yaşanmıştır. 1933’deki reform; eğitim, öğretim, bilim ve araştırma çalışmalarının çağdaşlaşması amacını taşımaktaydı. Ülkemiz yükseköğretim sistemi “Modernleşme” sürecine girerek çağdaş ülkelerle aramızda bulunan açıklığın giderilerek ekonomik kalkınmamıza destek sağlanması amaçlanmıştır. 1963 yılında yapılan reform ile bu anlayış bir adım daha ileri götürülmeye çalışılmıştır. 1981’de gerçekleştirilen YÖK yasası ile başlayan uygulamaları “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Akademik Dünyanın Merkezileşmesi” ve “Bürokratikleşme&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” olarak adlandırmak olanaklıdır ve ikinci dönem dünya üniversite anlayışına uygunluk taşımaktadır.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;GELECEĞİN ÜNİVERSİTELERİ&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Bu niteliklerdeki küresel aktör olabilecek uluslararası araştırma üniversiteleri geçmiş deneyimler ve alışkanlıkların çok uzağında oluşuyor. Küresel rekabet ortamında hem ülkemiz hem de dünya üniversiteleri; öğrenci, öğretim üyesi ve kaynak için uluslararası rekabet içinde. Ancak, geleneksel siyasal yapı, dil ve sınırların belirsizleştiği, zihniyet dönüşümünün ve yönetim yapısının değiştiği bir ortamda başarı gelebilecek. Tek seslilikten (bilmek ve yapmak) çok sesliliğe (kendini tanıma ve başkalarıyla bağlantı kurma) geçiş için özgür ve demokratik yönetim kaçınılmaz. Var olan bürokratik ve siyasal sistemler, zihniyetler, alışkanlıklar ve kurumlar bu dönüşümde en büyük engellerdir. İçe kapanık ve bilgi edinmeyi, bilgi aktarmayı ana işlev olarak gören ve mutlak emir ve eleştirilmesi olmayan doğru olarak sunulanları ezbere ve tekrara dayalı, sorgusuz –sualsiz itaat odaklı &lt;b&gt;“biat kültürü” &lt;/b&gt;ne uygun bürokratik merkezi yönetim modeli, özgür ve demokratik yönetim modeline yerini bırakması başarı için gerekli olabilmektedir. Bilginin üretilmesinde olduğu kadar bilginin paylaşılmasında, dağıtımında, kullanılmasında ve yararlanılmasında da demokrasinin varlığını gerçekleştirmek kaçınılmaz görünüyor. Gücün iç ve dış paydaşlar tarafından paylaşılması, meslektaş saygısını yaratan, ortak karar almaları gerçekleştirecek demokratik, özgür bir kültürün yaratılması gereklidir.  Demokratik bir yönetim, kişisel aydınlanmasını gerçekleştirmiş, özgür ve demokrat üniversite mensuplarının varlığını gerektiriyor. Yeni üniversite yönetim modeli de buna muhtaçtır. &lt;a name="_GoBack"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Yazının yayımlandığı yer: Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknoloji Dergisi, 25 Kasım 2011, Sayı: 1288, S:18.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-1580871069236488086?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/1580871069236488086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=1580871069236488086' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1580871069236488086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1580871069236488086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/11/cumhuriyet-gazetesi-bilim-teknoloji.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8766573866488371834</id><published>2011-09-16T14:33:00.003+03:00</published><updated>2011-09-16T14:41:00.717+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Platin Dergisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;strong&gt;Platin Dergisi'nin Eylül 2011 sayısında "Paylaşım Ekonomisi" başlıklı bir iş modeli araştırması yer alıyor. Araştırma, girişimciler için yeni fırsatlar yaratmak adına güzel bir çalışma olmuş. Çalışma içerisinde iş örneklerine ve uzman görüşlerine de yer verilmiş. Benimle gerçekleştirdi&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;kleri mülakatı buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. Sevgiyle kalın.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RLQ6pYdWQ18/TnM1vT8Ki_I/AAAAAAAAA38/Xu3Ya2t0Hmk/s1600/platin.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 162px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-RLQ6pYdWQ18/TnM1vT8Ki_I/AAAAAAAAA38/Xu3Ya2t0Hmk/s200/platin.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5652921044202851314" /&gt;&lt;/a&gt;Yazının yayımlandığı yer: Platin Dergisi, Yıl:13, Eylül 2011, S:81.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8766573866488371834?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8766573866488371834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8766573866488371834' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8766573866488371834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8766573866488371834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/09/platin-dergisinin-eylul-2011-saysnda.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-RLQ6pYdWQ18/TnM1vT8Ki_I/AAAAAAAAA38/Xu3Ya2t0Hmk/s72-c/platin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-2981350455577684983</id><published>2011-09-12T02:49:00.011+03:00</published><updated>2011-09-13T17:51:07.737+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Brand Age'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;The&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Brand Age dergisinin Ağustos sayısında yer alan "Seçimlerde kazanan kim? Tüketici-seçmen mi?" isimli yazımı buradan da sizlerle paylaşıyorum. Keyifle okumanız dileğiyle&lt;/strong&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-pXdpbhD7PDs/Tm1KbYvgSyI/AAAAAAAAA28/7RexQNmKt9U/s320/1.jpg" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651254941778463522" border="0" alt="" style="text-align: center; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; width: 230px; display: block; height: 320px; cursor: pointer; " /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yılın ilk çeyreğindeki yüksek büyüme oranı, Haziran ayında gerçekleşen genel seçimin kazananlarının ve kaybedenlerinin analizlerine yeni boyutlar kattı. Seçim sonuçları yapısal ve yapısal olmayan değişkenler açısından irdelendi. Ancak, zaman zaman değinilen ve fazlaca açıklama getirilmeyen yaklaşımlardan biri de, seçmenlerin aynı zamanda tüketici rolünü de üstlenmesi ve bu iki rolün bileşiminde bir oy kullanma davranışı gösterdiğidir. Yeni dünyanın üretim ve tüketim ilişkileri hızla değişiyor ve demokratikleşiyor. Ülkeler, bölgeler arasındaki sınırlar gibi sosyal sınıflar ve kavramlar arasındaki sınırlar da inceliyor ve bazen belirsizleşiyor, eriyor. Bolluk ve bilgi ekonomisinin yarattığı yeni durum, siyasetin yapısını da radikal biçimde değiştiriyor ve tüketiciler, elde ettikleri tüketim gücünü, ekonomi ve siyaset alanlarında daha etkin kullanıyor. Vatandaşlık ile tüketicilik rollerinin ve sorumluluklarının birlikte yürütüldüğü bir &lt;b&gt;&lt;i&gt;tüketici-vatandaş, tüketici-seçmen&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; anlayışı, değişim ve dönüşüme güç katıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;DEĞİŞİMİN NERESİNDEYİZ?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Türkiye, düşük gelirlinin orta sınıfa kolaylıkla geçebileceği, sosyal hareketliliği ve tüketim iştahı yüksek bir ülke. Hevesli ve dinamik bir nüfus, bir üst sınıfa atlama çabası içinde ve elde ettiklerinden daha fazlasını, daha iyisini istiyor. &lt;b&gt;&lt;i&gt;“Daha iyi yaşama”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;&lt;i&gt;“Daha iyi tüketebilme&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” özlemi ve umudu, tüketim talebinin artışı ile büyüyor ve bu bir hak olarak görülüyor. Özellikle orta ve üst sınıflar farklı düzeylerde olsa bile &lt;b&gt;&lt;i&gt;‘Batı tarzı tüketimin’&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; etkisinde, özleminde ve bu yönüyle Dünya ile buluşmada tüketimin biçimi kilit bir rol oynamaktadır. Yaşam kalitesinin göstergesi olarak yaşam biçimi ve bunun dışavurumu olan tüketim yapısı üzerindeki ekonomik ve kültürel etkiler, toplumsal dokuları, beklentileri ve talepleri değiştiriyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tıpkı atletlerin koşu sırasında hem önündekileri hem de arkasında kalanları gözetlemesi gibi, geri kalmamak için, başkalarının hızına yetişmeye ve başkalarının da kendi hızına yetişmemesine çabalamak doğal görünüyor. “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Bizim gibi ve bizim düzeyimizde yaşayamazsınız.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;”, “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Bu sofrada size bizimki gibi yer yok.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” anlayışı hem dünyada hem de ülkemizde kayboluyor. “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ben de varım.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” biçiminde ortaya çıkan ve artarak sürecek olan tüketim arzusu, biçimi ve düzeyi, siyaseti de etkisi altına alıyor. Günümüz tüketicisi ve seçmeni, “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ertelenebilir bir mutlu hayatı&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” artık arzulamıyor ve “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Tüketici kimliği&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;”nin öne çıkması sonucunda “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Tüketimden gelen gücü&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;”nü kullanıyor. Etkin yurttaşlık bilincinin gelişmesi, tüketicinin bir seçmen olarak beklenti düzeyini arttırmasının yanında, “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Hesap soran talepkâr tüketici&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” dönemini de ortaya çıkarmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tüketicinin maddi “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ekonomik dünyası&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;”&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;ile hem daha pasif konumda olduğu seçmen rolü, hem de etkin siyasetçi rolü ile yer aldığı soyut “&lt;b&gt;&lt;i&gt;siyasal dünyası&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” arasındaki sınırlar da erimekte ve bunlar birbirlerinin içine girmektedir. Bu rollerinin yanında, siyaset dünyasında sadece oy verme görevini yerine getiren ve bu nedenle de pasif bir konumda bulunan tüketici, artık kendisine etkin ve katılımcı bir rol biçmekte, dar kapsamlı taleplerin ötesinde sınıf atlama, yaşamı kolaylaştırma, güzel bir gelecek edinme gibi daha geniş siyasal amaçları gündeminde ve tercih sepetinde tutmayı tercih etmektedir.Yeni kimliğin adının “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Tüketici-Seçmen”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;, tüm sürecin adının da “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Tüketimcilik”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; olduğu bir oluşumun içinde tüketiciler ellerindeki demokratik gücü kullanarak sorunları çözecekleri inancını, aynen raflardaki davranışlarında olduğu gibi sandığa da yansıtmaktadırlar. Kültürel olarak tüketmeye dayanan ve bu nedenle tüketimin lokomotifi olan geleneksel ve yeni orta sınıflar, aynı zamanda siyasetin de gözbebeği durumunda. Günümüz tüketicileri, hem kendilerini yeniden üreterek üretici duruma geliyor, hem de yeni siyasetin paradigmasını belirliyorlar.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Ülkemizde, orta sınıf genişledikçe, yaşam standartları yükseldikçe daha fazla siyasi hak, güç paylaşımı, şeffaflık, hesap verilebilirlik isteyecek ve bunu da yeni “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Tüketici-Seçmen&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” rolü ile gerçekleştirmeye çalışacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;“TÜKETİCİ- SEÇMEN” ANALOJİSİ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tam anlamıyla bireyci ve egoist ekonomik insan, tercihlerini ve refahını maksimize etme arzusundadır. İnsanların “&lt;b&gt;&lt;i&gt;altın kafes&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;”e konmayı tercih edilmeleri metaforu ile açıklanmaya çalışılan bireyci çıkarların önceliği çok da kabul edilebilir bir durum değil. Ne siyaset pasif ve önemi azalmış, ne de tüketim eylemleri potansiyel olarak yıkıcı görülmelidir. Siyasal tercihler, tüketicilerin tercih süreçlerine benzer olabilir. Seçmenler; adayları, sosyal programları ya da vergileri, kendisine ve ailesine getireceğini düşündüğü etkiler açısından değerlendirir. Bu durum, alışverişteki karşılaştırmalar gibi bir davranıştır. Aynı zamanda, tıpkı ürün seçiminde olduğu gibi, aday ve parti (marka) ile bağlantılı geçmiş deneyim de önemlidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tüketimin siyaset ile bağı AVM’ler, inşaatlar, apartmanlar, arabalar ile simgeleşiyor. Geleneksel siyaset yapma biçimleri okullardaki, ibadet yerlerindeki söylemlere; kampanyalar ise askeri stratejik uygulamalara benziyordu. Günümüzde ise, siyasal partilerin konumlandırmaları, pazar bölümleri, reklamları, marka haline gelmeleri gibi serbest piyasa jargonları kullanılmaktadır. Ülkemizde düşük maliyetli yeni yapıların üst katlarında bırakılan demir filizleri, binayı yapanların gelecek hakkındaki umutlarının ve beklentilerinin simgeleridir. İnsanlarımız, aynı &lt;span class="Apple-style-span" &gt;şe&lt;span class="Apple-style-span" &gt;kilde, seçimlerde de benzer beklentileri ve umutları çerçevesinde geleceklerini oylamaktadır. Küreselleşme, yaşanan ekonomik ve siyasal krizler, ülkemizdeki tüketicilerin fark edilmelerini ve öne çıkmalarını hızlandırıyor. Bir tercih yapmaları gerektiğinde seçmenler, tüketici olarak üstlendikleri rollerini ve davranışlarını siyasal rollerinden ve davranışlarından farklı biçimde gösterebiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;S&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;on seçimde de, kriz bombardımanlarından yıpranan,belirsizlik ve gerginlikten rahatsız olan, süreklilik ve istikrara inanan &lt;b&gt;&lt;i&gt;Tüketici-Seçmen&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; tercihini ekonomik geleceğe güvenle bakmaktan ve büyümeden gelen kalıcı ve sürdürülebilir, istikrarlı bir zenginleşmenin artışını korumaktan yana kullanmıştır. AKP’nin son seçimlerde elde ettiği başarılar ile ekonomik büyüme ve buna bağlı olarak büyüyen orta sınıf ve tüketimleri arasında sıkı ve güçlü bir bağlantı olduğu analizlerle ortaya çıkmaktadır. Sayısal analizler bunu ispatlarken, kavramsal ve sosyal açıklamalar oldukça kısır döngü içinde kalabilmektedir. Mevcudu koruma isteği, kendini var olan ekonomik büyüme gidişatının sürmesi ve ekonomik geleceğe güvenle bakma talebini yaratmada göstermiştir. Bu durum, açıkça insanların içinde bulundukları ekonomik ve sosyal durumun süreklilik kazandığını gördüklerinde, bu durumu daha ileriye taşıyacak olanları fark ettiklerinde ve ekonomiye güvenleri arttığında, tüketimlerini çok daha güven içinde yaparak çoğaltma eğilimi göstermelerini ve süreklilik göstermeye başlayan gelirlerini harcama rahatlığına kavuşmalarını açıklamaktadır. Son küresel ekonomik kriz süresince ve sonrasında Avrupa tüketicilerinin içinde bulunduğu ruh yapısı ve gösterdiği tüketimden kaçınma davranışı tam da bu varsayımı ispatlıyor gibi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;ELEŞTİRİLER NELER?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu oluşuma karşı olan eleştiriler; toplumdaki bireyselleşme ve bunun sonucunda siyasetin var olan kurumlardan bireysel tercihlere kaydırılması, vatandaşların seçmenlik görevlerini yerine getirirken piyasa aracılığıyla yönlendirilmesi ve denetim altında tutulması konularına odaklanmaktadır.Ticarileşmenin arttığı, insanların tüketimin esiri haline geldiği ve her şeyin metalaştığı yönündeki eleştiriler sürmektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sadece işlemsel boyuta indirgenen bu yaklaşımda “al-ver” in ötesindeki hiçbir unsur dikkate alınmamaktadır. Günümüzde, tüketicilerin çok pasif ve basit güdülere sahip olduğu, bireysel, kısa vadeli çıkarlara odaklandığı anlayışı çok da doğru görünmemektedir.Siyasetçilerin tüketicileri ve seçmenleri karnı ve gözü aç yığınlar olarak, şirketlerin ise ceplerinde paraları olan varlıklar olarak gördükleri dönem bitiyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Öte yandan, bunları birer neo-liberal uygulama olarak görüp, toplumsal faaliyetlerin değerini tüketimin ahlaki zayıflığına karşı kıyaslayarak yükseltemeyiz.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;“&lt;b&gt;&lt;i&gt;Tüketici-Seçmen&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” kavramını bir olgu olarak görebilen ve bu yumuşak güce ağırlık veren neo-liberallerin kavrama daha yakın olmaları ve onu kabullenmeleri durumu, bu kavramın varoluşuna ve herkes tarafından anlaşılma zorunluluğuna olumsuz etkide bulunmaz. Günümüzde, tüketiciyi ve tüketimi reddederek ya da hiçe sayarak bir yere varmak olanaksızdır. Bunun yerine, tüketimin toplumsal ve kamusal yaşamdaki yerine bakmak ve bunun verimli biçimde yönetimini sağlamak günümüzde çok daha önemli ve anlamlı hale gelmektedir. Böylece tüketiciler, sınırsız ve denetimsiz gücü sembolize eden siyasal ve ekonomik kararları etkilemeye, denetlemeye ve değiştirmeye yönelik siyasal kimlikler oluşturabilmektedir.&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Günümüz tüketicilerinin daha etkin, yaratıcı ve verimli davranışlara sahip olması, tüketicilerin toplumsal değişim için demokratik ve ekonomik bir oylamayı gerçekleştirmede piyasa aktörü olarak potansiyel taşıdıklarını göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;SONUÇ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her ne kadar gücün tüketiciye, seçmene doğru kayması ve tüketici rolünün somutlaştığı bir yer olarak siyasetin gelişmesi genelde kabul görüyor olsa da, piyasanın siyasal içerikle kontrol altına alınacağı endişesi geleneksel piyasa aktörlerini ve paydaşlarını korkutmaktadır. Bunu gerçekleştiren dönüşümcüler olarak, dünün sessiz, edilgin ve iradelerine ipotek konulan yığınları etkinleşmekte ve katılımcı demokrasi anlayışına doğru bir yönelim gerçekleşmektedir. Bu kavramın siyasi dönüşümlerdeki rolü sadece neo-liberal politikalar uygulayan AKP’yi değil, devletçi olan CHP’yi de etkiliyor ve daha yapıcı bir siyaset üretmeye doğru dönüştürüyor. Tüketiciler hem kendileri değişip dönüşüyor hem de siyaseti ve siyasal partileri değiştirip dönüştürüyor. Seçmen eski seçmen olmaktan çoktan çıktı ve “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Tüketici-Seçmen&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;”&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;kavramı anlaşılmadan son seçimde “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Kim kazandı, kim kaybetti?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;” sorusunun yanıtını bulmak zor gibi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:115%"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: normal; "&gt;Yazının yayımlandığı yer: The Brand Age dergisi, Ağustos 2011, Yıl: 3, Sayı: 31, S: 48-50.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-2981350455577684983?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/2981350455577684983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=2981350455577684983' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2981350455577684983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2981350455577684983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/09/brand-age-dergisinin-eylul-saysnda-yer.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-pXdpbhD7PDs/Tm1KbYvgSyI/AAAAAAAAA28/7RexQNmKt9U/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8392652438847046135</id><published>2011-08-19T13:43:00.002+03:00</published><updated>2011-09-08T09:30:50.254+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet Bilim Teknoloji'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Cumhuriyet Gazetesi Bilim-Teknoloji Dergisi'nin 5 Ağustos 2011 tarihli sayısında yayımlanan yazımı sizlerle buradan da paylaşmak istedim. Keyifli okumalar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YÜKSEKÖĞRETİM’DE ŞEFFAFLIK VE HESAP VEREBİLİRLİK&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yükseköğretimde yeni açılımlar günümüzde hiç aralıksız sürüyor. Bunlardan birisi, yönetim biçiminin nasıl olması gereği üzerinde yoğunlaşıyor. Demokratik- katılımcı üniversite modeli, otoriter-merkezi bürokratik yapının alternatifi olarak öne sürülebilmekte. Bu konuda, son yirmi beş yıl içerisinde gelişen kavramlar olarak şeffaflık ve hesap verebilirlik, özellikle tüm kamu ve özel kuruluşların yönetim biçimlerini etkiliyor ve değiştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet üniversitelerinde çalışanların yetkilerini kullanmalarından ve gerçekleştirdikleri eylemlerden sorumlu tutulmaları hesap verilebilirlik için bir açıklama olabilmektedir. Demokratik üniversitelerin temel taşlarından biri olarak hesap verebilirlik; cevap verebilirlik, açıklık, katılımcılık, kurallara uyma gibi anlamları da içermektedir. Yönetim-akademisyen ilişkilerinde güven oluşturmada, bilgi alabilmeyi, kontrol ilişkilerinde güven oluşumunda, bilgi alabilmeyi, kontrol etmeyi ve yön vermeyi de içeren bir kavram olarak hesap verebilirlik, kurumsal yönetişimin, şeffaflık ile birlikte temel ilkelerinden ikisidir. Şeffaflık, yönetimin doğru, açık ve karşılaştırılabilir bilgi paylaşımını gerektirir. Demokratik işleyiş için bu kavramlar vazgeçilemez ilkeler haline geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Daha önce sorulmamış, sorulamamış ya da sorulması çalışanlar tarafından arzu edilmemiş birçok konu ve uygulama üniversitelerdeki demokratik-katılımcı ortamın sağlanabilmesi ile olanaklı hale gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversitelerimiz bu konuda iki yeni kavram ve uygulama ile karşılaşmaktadır. Bunlardan birincisi, “akademik hareketlilik”tir. 1982’de YÖK ile birlikte ilk önceleri öğretim üyeleri ile rotasyonu ile yaşanan, fakat pek başarılı olmayan uygulama başlangıç olarak kabul edilebilir. Vakıf üniversitelerinin kurulması ve yaygınlaşması ile birlikte devlet üniversitelerinden bu üniversitelere büyük bir akım gerçekleşmiştir. Hatta devlet üniversitelerinin güç kaybetmesi ve yetiştirdikleri insanları kolayca kaybediyor olmalarından dolayı da bu eleştirilmiştir. Günümüzde, vakıf üniversitelerinin sayısının hızla artması bu üniversiteler arasındaki öğretim üyesi hareketliliğini arttırmıştır. Bugüne kadar sadece öğretim üyesinin kendi birikimi ile hareketlilik düşünülürken, günümüzde devlet üniversitelerinde gerçekleştirilen “entelektüel sermaye”nin haksızca akışı da eleştiri konuları arasında yer almaktadır. Devlet üniversitelerinde oluşturulan kavram, düşünce, proje, yaklaşım, model, lisans, patent gibi değerler kolayca kayıp gidebilmektedir. Bu nedenle, devlet üniversitelerinde bu konulara “Bu olmaz.”, “Bu yapılamaz.”, “Bunu gerçekleştirmek olanaksızdır.” türündeki yönetimin bireysel karşı çıkışları, olumsuzluk gösterme durumları artık gerekçeli ve şeffaf olarak açıklanmak durumundadır. Hesap verilebilirlik ve şeffaf olma gerekliliği bağlamında, bu konudaki gerekçelerin üniversitenin tüm paydaşlarının bilgisine sunulabilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer ikinci bir konu da, son yıllarda hızla artan ve önemi de fark edilen “akademik girişimcilik” kavramı ve uygulamalarıdır. Öğretim üyelerinin yenilikçi ve yaratıcı çalışmaları için yasalarla devler üniversitelerinin de müdahil oldukları şirketleşme yolu açılmıştır. Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesi ve demokratik işleyiş açısından bu şirketlerin kurucuları, yönetimdeki kişiler ve faaliyet raporları üniversite paydaşlarının tümünün bilgisine açık olmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yeni üniversite reformu ve yapılanması düşünülürken, ülkemiz üniversiteleri için henüz yeni olan bu ve benzeri konuların özenle ele alınması zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yayımlandığı yer: Cumhuriyet Gazetesi Bilim-Teknoloji Dergisi, 5 Ağustos 2011, Sayı 1272, S: 18&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8392652438847046135?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8392652438847046135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8392652438847046135' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8392652438847046135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8392652438847046135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/08/cumhuriyet-gazetesi-bilim-teknoloji.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-2835033457713419895</id><published>2011-06-28T16:21:00.006+03:00</published><updated>2011-06-28T16:40:43.302+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal2'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;19 Haziran 2011 tarihinde Radikal 2'de yayımlanan "Seçmenlerin Medya Tüketimi" isimli yazımı buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar dilerim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SEÇMENLERİN MEDYA TÜKETİMİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçim süresince gazetelerdeki "düşünmeyi ve kararı bize bırak, biz senin için en iyi olanı yazalım ve seçelim" tutumu, büyük bir sorun olarak önümüzdeki günlerde bizleri meşgul edecek. Demokrasilerde, seçmenlerin anlamlı bir seçim yapabilmeleri için belirli bir düzeyde siyaset bilgisine sahip olmaları gerekir. Bu nedenle de siyasetçiler toplumun beklentilerine ve tercihlerine hızlı biçimde yanıt vermeye uğraşırlar. Bilginin edinilmesinde en büyük işlevi yerine getiren medyanın, düşük kalitede ve düzeyde bilgi sunması, seçmenlerin siyaset hakkındaki bilgi ve ilgilerini düşürebilecek bir etki de yaratabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Siyaseti Öğrenme ve Bilgi Açığı&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Siyasal iletişim araçlarından hangisinin daha etkili olduğu konusunda farklı sonuçlar veren araştırmalar ve görüşler vardır. Verilen siyasal içerikli haberlerin ve bilginin miktarı, önemi ve kalitesi seçmenlerin bilgilenmesinde ve siyasete olan ilgilerinde farklı etkiler yaratabilir. Diğer araştırma sonuçları ise, medyanın sunduğu bilgiye maruz kalma ile siyaseti öğrenme arasında güçlü bir ilişki olduğunu ileri sürer. Ancak, siyaset hakkında bilgi edinme konusunda seçmenlerin medya tüketimi sosyo-ekonomik durumlarına göre çok farklılık gösterdiği gibi, medyanın bilgi verme rolü de değişik sosyo-ekonomik gruplar arasında farklılıklar gösterir. Üst sosyo-ekonomik grubun medyanın aktardığı ve yaydığı bilgiyi edinmesi, düşük sosyoekonomik gruba göre daha hızlı ve çabuktur. Bu açıdan medya, siyaset hakkındaki bilgi açığını artırıcı ya da azaltıcı bir role de sahiptir denilebilir. Belki de bu nedenle, medya siyasetçiler tarafından “yandaş” ya da “candaş” diye adlandırılıyor. Siyasete meraklı olan kesim daha fazla bilgiye ihtiyaç duyuyor ve bu tür bilgiye dikkat vererek siyaset hakkında daha çok bilgi edinip siyaseti daha iyi öğrenebiliyor. Daha fazla bilgiye sahip olmak, daha fazla siyasal farkındalık ve katılım yaratabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üç Dönemin Üç Yöntemi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihsel olarak gelişmelere bakıldığında yüzyüze sıcak ilişkilerin, temasın kurulduğu meydan mitingleri siyasal iletişimin ilk dönemlerinde kullanılan bir yaklaşımdır. Ülkemizde hâlâ süren ve siyasal bir gelenek haline gelen mitingler, polemikçi ve sert söylemlerle doğrudan bir etki yaratmaya, moral vermeye yönelen bir nitelik kazandı. Bu mitinglerin başta TV olmak üzere gazete ve dergilere taşınması yoluyla kitlesel bir gösteri boyutu kazandırmaya çalışıldı. İkinci olarak televizyon, gazete ve radyonun kullanıldığı dönem geliyor. Bu dönemde, stratejiler çoğunlukla kitle iletişim ortamlarına göre tasarlanır. Televizyonun renkli ve canlı olarak haber sunabilmesi, daha magazinsel olabilmesi ve her sınıftan daha çok kimsenin erişebilme olanağı bulunması özelliği, TV haberlerinin bilgi uçurumunu azaltabilmesini getirir. İçinde bulunduğumuz dönemi açıklayan “sosyal medya” dönemi ise, kontrol edilemeyen ve etkileşimli olma özelliğiyle yaygınlaşan bir dijital dünya yaratıyor. İnternet ve cep telefonu kullanımına sahip olabilenlerin ancak yararlanabildiği bu oluşum, geleneksel medyadan çok daha etkili olabiliyor. Ancak, bu konuda dijital uçurumdan söz etmeden geçilmemeli. Diğer bir konu ise, sosyal medya kullanıcılarının oluşturduğu “kabile”lerin sadece kendi aralarında yönlendirici mesaj trafiğini gerçekleştirmesi istenen etkiyi yaratamıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde, 12 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi her üç dönemin de siyasal iletişim yöntemleri birlikte kullanılmaya çalışılarak sonuç alınmaya gidildi. Böyle bir durumda, siyasetçilerin sosyo-ekonomik bakımından farklılık gösterenlere ulaşmada stratejik davranmaları gerekir. Örneğin, gazetelerdeki bilgiye erişmek dijital ortamlardaki bilgiye erişmeye göre, bilgi açıklığını, uçurumunu daha da güçlendirici bir etkiye sahip değil. TV programları ve tartışmalar, her ne kadar siyasal bir bilinç ve siyasal kimlik yaratmada ve böylece kendine bir model çıkartmada etkili olsa da, benzer durum gazetelerdeki köşe yazıları için de geçerli olmaya başladı ve her ikisi de magazinleşmiş olması sonucu “farklılaşmış etkiler”in azalmasına neden oldu. Özellikle, bir yarış içerisinde kendilerinin nereye oy vereceğini açıklayarak “yönlendirme” işlevini yerine getirmeye çalışmaları, köşe yazarlarına ve gazetelere olan güveni azaltıcı bir rol oynuyor. Değişen seçmen tercihleri arasında saygınlık, özgürlük ve kendine güven duyma ön sıralara çoktan çıkmış durumda. Böyle bir değişim ve dönüşümde TV’nin her sınıftan seçmenin kolayca bilgiye erişebilir olması bilgi açığını, medya kullanım uçurumunu azaltma etkisine sahiptir. Öte yandan, gazete okurları arasındaki sosyo-ekonomik farklılıklar, bilgi açığını güçlendirecek nitelikte. Bunun nedeni ise, gazete okurluğunda en azından belirli bir düzeyde okuryazarlık gerektirmesi. En geniş siyaset haberlerini ve bilgisini verebilen gazetelerde bulunan bilginin edinilmesinde ve anlaşılmasındaki güçlükler, eğitim düzeyi düştükçe artış gösterir. Bunun tam tersi olarak eğitim düzeyi arttıkça, anlama ve kavrama düzeyi de artar. Bunlara ek olarak, medyaya ve bilgiye erişebilirlik sosyo-ekonomik ve demografik olarak eşit dağılmamasının sonuçları da gözardı edilmemeli. Yaşlı ve gençlere göre orta yaştakiler, kadınlara göre erkekler, eğitimsizlere göre eğitimli olanlar ve sosyo-ekonomik olarak daha orta düzeyle ve üstünde olanlar, siyaset hakkında çok daha fazla bilgilendirme olanağına ve isteğine sahipler. “Bilgiye daha çok maruz kalan daha çok bilgili olur” düşüncesi, siyaset iletişimi alanında da geçerlidir. Ancak, gazetelerdeki “düşünmeyi ve kararı bize bırak, biz senin için en iyi olanı yazalım ve seçelim” tutumu büyük bir sorun olarak önümüzdeki günlerde bizleri meşgul edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seçmenlere Ulaşma&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazete okuyucusu, radyo dinleyicisi, TV izleyicisi, meydan mitingleri katılımcıları, sosyal medya kullanıcıları olarak farklı niteliklerdeki seçmenlere ulaşmada farklı yöntemler gerektiği de çok açık. Geleneksel medya ve günümüz dijital medyanın kullanımındaki ve bunlardaki bilgiye ulaşmada uçurumun azaltılması, hem siyasetçilerin hem de seçmenlerin siyaseti daha kaliteli bir düzeye getirilebilmeleri için zihniyet değişikliği gerekliliği kendini gösteriyor. TV ve radyo konusunda en az düzeyde sorun yaşanırken, kaliteli yorumlarıyla gazetelerin daha yaygın olarak okunmasında fiyatlarının da çok aşağılara düşürülmesi, sosyal medya kullanımının artmasını sağlamak için ise, sansürsüz, yasaksız bir yapıya kavuşmasının sağlanmasını istememiz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yazının yayımlandığı yer: Radikal 2, 19.06.2011.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;amp;ArticleID=1053473&amp;amp;Date=28.06.2011&amp;amp;CategoryID=42"&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;amp;ArticleID=1053473&amp;amp;Date=28.06.2011&amp;amp;CategoryID=42&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;amp;ArticleID=1053473&amp;amp;Date=28.06.2011&amp;amp;CategoryID=42"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-2835033457713419895?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/2835033457713419895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=2835033457713419895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2835033457713419895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2835033457713419895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/06/gectigimiz-pazar-radikal-2de-yer-alan.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7971691454899239939</id><published>2011-06-06T17:44:00.001+03:00</published><updated>2011-06-06T17:48:05.829+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px; "&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; "&gt;&lt;o:p&gt;EDUPLUS'ın düzenlediği, 25-26 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilen  &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; "&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; "&gt;&lt;o:p&gt;8. Satış Zirvesi'ndeki konuşmamdan bir kareyi sizlerle paylaşıyorum...&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pJBRVYr7g0o/TezoDdSlSMI/AAAAAAAAAwU/JJuvWNH3dOs/s1600/IMG_0101.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-pJBRVYr7g0o/TezoDdSlSMI/AAAAAAAAAwU/JJuvWNH3dOs/s320/IMG_0101.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5615117981523986626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7971691454899239939?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7971691454899239939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7971691454899239939' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7971691454899239939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7971691454899239939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/06/eduplusn-duzenledigi-25-26-mays-2011.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-pJBRVYr7g0o/TezoDdSlSMI/AAAAAAAAAwU/JJuvWNH3dOs/s72-c/IMG_0101.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7160827533792870668</id><published>2011-06-06T16:39:00.025+03:00</published><updated>2011-06-06T17:44:33.125+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marketing Türkiye'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Verdana, sans-serif; line-height: 15px; "&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Marketing Türkiye dergisinin Haziran 2011 sayısının kapak konusu, "Hangi Seçim Kampanyası İkna Edici?" idi. Sayıda benim de bir röportajım yer alıyor. İlgili yazıları aşağıda sizlerle paylaşıyorum.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Verdana, sans-serif; "&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Verdana, sans-serif; "&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Ke&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px;"&gt;yifli okumalar...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Verdana, sans-serif; "&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 18px; "&gt;&lt;b&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-z813JePDmcA/Teznt59UEtI/AAAAAAAAAwE/F1FqxOQFxxg/s400/marketing%2Bturkiye%2Bhaziran.jpg" style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 162px; height: 400px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5615117611262284498" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-0NJoFrL7_AM/TeznuNE1rqI/AAAAAAAAAwM/ewJGiKFb51M/s400/marketing%2Bturkiye%2Bhaziran_2.jpg" style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 127px; height: 400px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5615117616394120866" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; "&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yazının yayınlandığı yer: Marketing Türkiye, 1 Haziran 2011, sayfa: 72, 82.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px; "&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7160827533792870668?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7160827533792870668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7160827533792870668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7160827533792870668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7160827533792870668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/06/marketing-turkiye-dergisinin-haziran.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-z813JePDmcA/Teznt59UEtI/AAAAAAAAAwE/F1FqxOQFxxg/s72-c/marketing%2Bturkiye%2Bhaziran.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-6819028860673079213</id><published>2011-05-23T09:00:00.006+03:00</published><updated>2011-05-23T10:02:29.056+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt;EDUPLUS'ın düzenlediği ve benim de konuşmacı olarak yer aldığım 8. Satış Zirvesi, 25-26 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilecek. Program içeriğinin detaylarını aşağıda sizlerle paylaşıyorum.&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-23KtIBlh8f8/TdoGZd0L31I/AAAAAAAAAsQ/Ay9bG7wkXtA/s400/8SZ%2Be-B%25C3%25BClten.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 201px; height: 400px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5609803320413380434" /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt;SATIŞ ZİRVESİ PROGRAM&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt;1. Gün: 25 Mayıs 2011&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;span style="mso-list:Ignore"&gt;(09.20-09.45)&lt;span style="font:7.0pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Fark Yaratan Satış Taktikleri: Satışta Yaratıcılık, Yenilik ve Farklılaşma&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Ali Kirman//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Danışman ve Yazar &lt;/span&gt;&lt;span class="bultenicerik21"&gt;&lt;span style="font-size:10.5pt"&gt;(&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Satışta Profesyonellik Satışı Cepheden Yönetmek ve Bir Konuşma &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;Yapar mısınız? adlı kitapların yazarı)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;(09.45-10.10)&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;       &lt;/span&gt; Satışta İletişimin Gücü: Beden Dili, Güzel Konuşma ve Etkili Sunuş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Yasemin Sungur//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Bireysel Gelişim Eğitmeni, Yasemin Sungur Gelişim Enstitüsü Kurucusu &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;(KARİYERim GELECEKmi? adlı kitabın yazarı)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;(10.50-11.15)&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;      &lt;/span&gt;Geleceğin Dünyasının Yeni Satış Yöntemleri: Yeni Trendler ve Uygulamalar&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Hakan Okay //&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Aktif Kozmetik Pazarlama Müdürü (İyi Satıcı Olmak ve İyi Pazarlamacı&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Olmak adlı kitapların yazarı)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;(11.15-11.45)&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;       &lt;/span&gt;Girişimcilik ve Satış: Beyaz Saraya Uzanan Bir Başarı Öyküsü&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Ergin Akman//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Nestle Waters Pazarlama Direktörü&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Nevzat Aydın//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Yemek Sepeti CEO&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;(11.45-12.15)&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;       &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Jacobs İle Keyifli Bir Mola&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; color:red"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;(12.15-13.05)&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;      &lt;/span&gt;Satışta Başarılı Ekip Kurma ve Yönetme Teknikleri&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Taner Özdeş//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Infonet Genel Müdürü(Satışın 10 Altın Kuralı adlı kitabın yazarı)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Haluk Yıldız//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Kraft Foods Satış Direktörü&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Ertan Cüceloğlu//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Efes Pilsen Satış Direktörü&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Anıl Kırtıl//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Henkel Türkiye Yerel Zincir Mağazalar Müdürü&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Aslı Ertonguç//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;British American Tobacco Türkiye Ticari Pazarlama ve Dağıtım Müdürü&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; color:red"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; "&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:12.0pt"&gt;(14.20-14.45) &lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;      &lt;/span&gt;Satışta Duyguları Anlamak ve Kontrol Etmek&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:3.75pt;margin-left: 70.5pt;text-indent:-70.5pt;line-height:11.25pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-ansi-language:TR;mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: normal; "&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Prof. Dr. Bengi Semerci//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Bengi Semerci Enstitüsü Psikiyatrist (Ergen Ruh Sağlığı ve &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:9.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;D&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;uyguların &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: normal; "&gt;Şifresi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:3.75pt;margin-left: 70.5pt;text-indent:-70.5pt;line-height:11.25pt"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: normal; "&gt;Yaşama, İlişkilerimize ve Duygularımıza Dair adlı kitapların yazarı)&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; color:red;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;span style="mso-list:Ignore"&gt;(14.45-15.20)&lt;span style="font:7.0pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Satışta Kariyer Yapmak Mümkün mü? (Gerçek mi Mit mi?) Kariyer Hedefleri Belirleme ve &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Ulaşma&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;İdil Türkmenoğlu//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;İK Yöneticisi, Eğitmen, ‘Pozitif Yönetim’ Kitabının Yazarı&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Irkım Can//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Century Gothic&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family: Arial;color:green"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight: bold"&gt;Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş  Direkt Satış Kanalları-Yönetici&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Ayşe Naz Oral//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Covidien Sağlık A.Ş. İnsan Kaynakları Direktörü, Türkiye, İsrail, Orta Doğu ve Kuzey Afrika&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; color:red;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;(15.20-16.00) &lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Jacobs İle Keyifli Bir Mola&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;(16.00-16.25)&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;      &lt;/span&gt;Neilsen ile Satış Araştırması&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;span style="mso-list:Ignore"&gt;(16.25-17.15)&lt;span style="font:7.0pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Yöneticilerden Satış ve Pazarlama Taktikleri, Başarının Formülü: Müşteri, Teknoloji ve Üstün &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Hizmet&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Selen Kocabaş&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;//Turkcell İş Destek Genel Müdür Yardımcısı&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Şahin Nursaçan//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Boytaş Genel Müdürü&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Zafer Küçükateş//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Vestel Pazarlama Kurumsal Satış Genel Müdür Yardımcısı&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Engin Oytaç//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Tanı Pazarlama ve İletişim Hizmetleri-PARO Genel Müdürü ve Kurucusu&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;(17.45-18.05)&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;       &lt;/span&gt;Satışta Müşteri Aşkı: Müşteri Kral mı? Müşterilerimizi Tanıyor muyuz? Kilit Müşteriler &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Kimler?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;Ondokuzuncu yüzyıl üretebilenin satılabildiği ve üreticilerin kral olduğu bir yüzyıldı. Neyi, ne zaman, nerede satın alacağımız konusunda üreticiler söz sahibiydi. Günümüzde ise üreticiler artık tahtlarını kaybettiler. Dünyanın globalleşmesi ve rekabetin artması sonucunda taht artık müşterilerin eline geçti. Müşterilere ulaşmak için bu krallığın fethedilmesi gerekiyor. Bunun için de onların tercihlerini belirleyen yeni dinamikler iyi analiz edilmeli ve yeni stratejiler geliştirilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;Bu oturumda müşteri ilişkileri de dahil olmak üzere onlarca kitabın yazarı olan Prof. Dr. Yavuz Odabaşı, müşteri ile ilgili bir çok değerli bilgiyi sizlerle paylaşacak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Prof. Dr. Yavuz Odabaşı//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi (Müşteri İlişkileri Yönetimi ve Tüketici Davranışı adlı kitapların yazarı)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;(18.05-18.25)&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;       &lt;/span&gt;İş Yaşamında Peak Performance Tekniği: Yüksek Performans, Motivasyon ve Stresi Yenmek&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Tanju Sürmeli//&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Özel Sağlıklı Yaşam Polikliniği Psikiyatrisi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-weight:bold"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;span style="mso-list:Ignore"&gt;(18.25-18.30)&lt;span style="font:7.0pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;Kapanış&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-6819028860673079213?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/6819028860673079213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=6819028860673079213' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6819028860673079213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6819028860673079213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/04/eduplusn-duzenledigi-ve-benim-de.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-23KtIBlh8f8/TdoGZd0L31I/AAAAAAAAAsQ/Ay9bG7wkXtA/s72-c/8SZ%2Be-B%25C3%25BClten.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-402480456227724970</id><published>2011-04-26T10:28:00.004+03:00</published><updated>2011-04-26T10:37:22.883+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;23 Nisan 2011 tarihinde Radikal Gazetesi'nde çıkan "Süpermarket Siyaset Tarzı, Gençlik ve Seçim" başlıklı yazımı sizlerle paylaşıyorum. Herkesle keyifli okumalar dilerim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SÜPERMARKET SİYASET TARZI, GENÇLİK VE SEÇİM &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/strong&gt;12 Haziran’da yapılacak genel seçim için partiler adaylarını açıkladılar ve vaatler demeti biçiminde oluşturulan programlarını açılamaya çalışıyorlar. Son çeyrek asırdır Batı demokrasilerinde görülen değişimler, seçimlerde süpermarket metaforu kullanılarak, kararların bu bağlamda verildiği biçimindeki açıklamalar ile sıkça dile getirilmektedir. ‘Yeni Kapitalizm’ toplumsal hayatı ve siyaset alanını yeniden, hızlı bir biçimde dönüştürüyor ve yeni dönem siyaseti buna göre oluşuyor. İngiltere’de yapılacak olan referandum ile en çok oyu alanların seçilmesi yerine “alternatif oy” ile seçmenlerin adayları sıralamaları olanaklı hale gelebilecek olması bu konuda yeni yaklaşımlardan biri. İdeolojilerin bittiği, “Ne sağ, ne sol kaldı.” türündeki açıklamalar boşa söylenmiş siyasal öngörüler olmaktan çıkmaktadır ve yeni siyaset biçiminin gerçekleri olarak önümüze gelmektedir. Bu anlayış ve eğilim, siyasal partilerimizi de etkilemiştir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Partilerin politikaları, söylemleri ve kampanyaları, milletvekili adayları listesindeki değişimle birlikte bu yönde yürütülmektedir. Türkiyeli olmak ya da Türkiye’nin renkli görünümünü geniş bir bakış açısıyla sunmak, temel hedef olarak belirleniyor. Bütüncül siyaset (holistik siyaset) olarak da bilinen, merkeze doğru kayan, değişik görüş ve eğilimlerin oluşturduğu kitlelere seslenip, göz kırparak onların oylarına talip olan anlayış ile ideolojik netleştirme ve katılık kayboluyor. “Merkez sağın ve merkez solun toplumsal karşılığı kalmamıştır.” inanışı, politikaları ve uygulamaları, herkesi kucaklayan, her kesime kendi diliyle yaklaşan, onlara hitap eden mesajlar üzerinde oluşturulmaya olanak sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SİYASAL PRAGMATİZM, EKLEKTİZM &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir tür siyasal pragmatizm de denilebilecek bu yaklaşımda, tek boyutlu ve kesitli düşünme yaklaşımı yerini çok parçalı, çok resimli ve çok bilinmeyenli bir bütüne bırakıyor. Süpermarketlerin iş dünyasında ve tüketici olarak yaşantımızdaki yerine baktığımızda, her birinin birer marka oluşturduğunu ve müşterilerin de süpermarket tercihlerinde kendiliğinden bir ‘sosyal kabile’ türü bir oluşum yarattığını söyleyebiliriz. Siyasal partilerin de taraftarları, sempatizanları ve seçmenleri benzer biçimde oluşur. Siyasal markalamada da aynen ticari markalamada olduğu gibi, güvene dayalı, tartışmasız ve sorgulamasız bir inanma olmasını ve seçmenin kendi yerine siyasal markayı düşünmesini sağlamaktadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Süpermarketlerde tek bir çatı altında ve uzmanlaşmış bina tasarımı içinde, ana ürün grupları olan gıda ve temizlik ürünlerinin yanında, olanaklar ölçüsünde oranları ve ağırlıkları değişen biçimde de olsa her şeyin bulunmasına ve satılmasına çalışılır. Paketlenmiş ve paketlenmemiş ürünler, başarılarına göre raflarda yer bulur ve başarısız olanlar yerine yenileri için raflarda yer açılır. Siyasal partiler de benzer şekilde günümüzde eklektik biçimde davranmakta ve kitle partisi olarak konumlandırma yapabilmek için her kesime hitap etmeye çalışmaktadır. CHP; yelpaze genişletme stratejisi ile sosyal demokrat ana ürünü yanında biraz liberal sağdan, biraz muhafazakârlardan, biraz milliyetçilerden eklemeler yaparak listelerini oluşturdu. AKP de benzer ve süregelen çizgisiyle, farklı toplumsal ve siyasal kesimlere kucak açıyor. Ancak, muhafazakâr, ılımlı İslamcılar ana çizgisinin yanına az sayıda sosyal demokrat, biraz milliyetçi, sınırlı sayıda liberal laikler ekleyerek listelerini ve politikalarını oluşturuyor. Bütün bunlar yan yana getirilerek farklı siyasal görüş arasında bir uyum ve eşgüdüm sağlanmaya çalışılıp seçmenin beğenisine sunuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TÜMÜNÜ SEÇMEK ZORUNLULUĞU&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Burada önemli bir sorun seçmen olarak önümüze geliyor. Süpermarket markalarını önce seçiyoruz; ancak neleri, nereden, ne kadar alacağımıza da özgürce karar verip seçebiliyoruz ve bu seçim sık sık yapılan bir eylem halinde sürüyor. Siyasette, mevcut seçim sistemi dört yılda bir yapılan seçimler seçmenin tercihlerini tam olarak yansıtmıyor ve geleceğe dönük beklentileri taşıyan adayları seçme ya da sıralama yapma olanağı yok. Beğensek de beğenmesek de hepsini aynı yerden almak zorundayız. Siyasi partiler bu çelişkiyi nasıl çözecektir? Etkili bir yaklaşım, süpermarketlerin ‘Ramazan Paketleri’ oluşturmadaki anlayış ve uygulamalardır. Bu paketin içinde tüketicilerin / seçmenlerin nelere ihtiyacı olduğu iyice belirlenmiştir ve amaç, birçok ürünün bir araya getirilip bütün paketin tercih edilmesini sağlamaya çalışmaktır. Paketin içinde bulunmayan çeşit olmasın diye uğraşılır; çalışılır. Böylece; lider, aday ve parti markası kadar bunlarla bağlantılı ‘program çeşitliliği’nin de paketin içinde yer alması sağlanır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde, geleneksel sloganlara güvenmeyen, reklamlarda sunulanları görmezden gelmeye çalışan ve hatta metaforlarla düşünme ve iletişim biçimi oldukça gelişen, özellikle genç nesil seçmenler, güvendikleri süpermarketler gibi siyasal partiler hakkındaki öykülere ve deneyimlere önem vermektedir. Her siyasi partinin ve her adayın, söylenecek, dinlenecek bir öyküsü olmalı ve bu da iyi niyet ve işi iyi yapmanın yaratacağı güvene dayalı olmalı ki başarı gelebilsin. Sahicilik, hem hakikaten olmayı, hem de seçmen açısından iyi bir şeyin olmasını şart koşuyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Radikal Gazetesi&lt;/div&gt;23.04.2011&lt;br /&gt;S: 37&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazının yayımlandığı adres: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&amp;amp;ArticleID=1047102&amp;amp;Date=26.04.2011&amp;amp;CategoryID=99"&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&amp;amp;ArticleID=1047102&amp;amp;Date=26.04.2011&amp;amp;CategoryID=99&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-402480456227724970?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/402480456227724970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=402480456227724970' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/402480456227724970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/402480456227724970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/04/23-nisan-2011-tarihinde-radikal.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-6965108060977072106</id><published>2011-04-21T15:36:00.015+03:00</published><updated>2011-04-21T16:06:13.645+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;ODTÜ İşletme Topluluğu'nun öğrencilere yönelik ve artık gelenekselleşen pazarlama kongresi "Just Marketing", bu yıl 6-9 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirildi. Kongre kapsamında düzenlenen "Pazarlama Kampanyası Oluşturulması" temalı yarışmanın jüri üyesiydim. &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bu güzel organizasyonun tanıtım afişini aşağıda görebilirsiniz. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; DISPLAY: block; HEIGHT: 141px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5598020442449619010" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-Zi2QS5FY95k/TbAp7s2VqEI/AAAAAAAAAqI/BjpD0CamU18/s200/Just-11-800x564.jpg" /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;EGE Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin düzenlediği "Ben Tüketiciyim: Hem Akıllıyım Hem de Duygusal" başlıklı söyleşim ise 29 Nisan 2011 tarihinde gerçekleşecek. Söyleşimin afişini aşağıda görebilirsiniz. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;Herkese keyifli günler...&lt;/strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 226px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5598021124161829234" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-yRHEYDTkbAQ/TbAqjYbMeXI/AAAAAAAAAqg/BkDIjeA0H_M/s320/MARKET%25C4%25B0NG%2BEGE.jpg" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-6965108060977072106?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/6965108060977072106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=6965108060977072106' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6965108060977072106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6965108060977072106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/04/odtu-isletme-toplulugunun-ogrencilere.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Zi2QS5FY95k/TbAp7s2VqEI/AAAAAAAAAqI/BjpD0CamU18/s72-c/Just-11-800x564.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-4409870977618282662</id><published>2011-03-21T15:00:00.012+02:00</published><updated>2011-04-26T10:09:07.423+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Milliyet Gazetesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nostalji'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Sevgili dostlar, &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Uzun zamandır hayal ettiğim ama bir türlü gerçekleştiremediğim bir düşüncemi 'Nostalji' bölümü açarak hayata geçiriyorum. Meslek hayatımın ilk yıllarında dijital ortam olmadığı dönemlerdeki deneme yazılarımı sizlerle paylaşıyorum.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal" class="Apple-style-span"&gt;&lt;strong&gt;Bu tür yazılarımın büyük bir çoğunluğunu 1980'li yıllarda Milliyet Gazetesi'nin 'Düşünenlerin Düşünceleri' köşesinde çıkan yazılarım oluşturuyor. Hepinize iyi okumalar dilerim. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Q7yfbxC9VSI/TYc9CwDDw-I/AAAAAAAAAkI/hD3hVALuNJg/s1600/nostalji3.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 320px; HEIGHT: 228px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586500980243153890" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-Q7yfbxC9VSI/TYc9CwDDw-I/AAAAAAAAAkI/hD3hVALuNJg/s320/nostalji3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-xDcdgQvufbw/TYc9MGKI2gI/AAAAAAAAAkY/S229qucC9I8/s1600/nostalji1.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 320px; HEIGHT: 202px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586501140797250050" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-xDcdgQvufbw/TYc9MGKI2gI/AAAAAAAAAkY/S229qucC9I8/s320/nostalji1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-1hRnKys_YGc/TbZu67ztcsI/AAAAAAAAArQ/HmZsV0rvWPo/s1600/nostalji9.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 219px; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599785145447838402" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-1hRnKys_YGc/TbZu67ztcsI/AAAAAAAAArQ/HmZsV0rvWPo/s320/nostalji9.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-weW2BgJcl4o/TbZuvS2fG1I/AAAAAAAAArI/M8kRcluPFTk/s1600/nostalji8.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 126px; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599784945475066706" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-weW2BgJcl4o/TbZuvS2fG1I/AAAAAAAAArI/M8kRcluPFTk/s320/nostalji8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ypBDmfBhCZc/TbZuiCqSUcI/AAAAAAAAArA/m1PPGbDdUxc/s1600/nostalji6.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 124px; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599784717790630338" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-ypBDmfBhCZc/TbZuiCqSUcI/AAAAAAAAArA/m1PPGbDdUxc/s320/nostalji6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5BKe7QeOwwo/TbZt7cRsRRI/AAAAAAAAAq4/T8gs5G06tbo/s1600/nostalji7.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 159px; HEIGHT: 376px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599784054651897106" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-5BKe7QeOwwo/TbZt7cRsRRI/AAAAAAAAAq4/T8gs5G06tbo/s320/nostalji7.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-pBSR_eX9xto/TbZtv4Rc6zI/AAAAAAAAAqw/LB2u0bvjdPE/s1600/nostalji2.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 320px; HEIGHT: 226px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599783856008653618" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-pBSR_eX9xto/TbZtv4Rc6zI/AAAAAAAAAqw/LB2u0bvjdPE/s320/nostalji2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-4409870977618282662?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/4409870977618282662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=4409870977618282662' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4409870977618282662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4409870977618282662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/03/sevgili-dostlar-uzun-zamandr-dusundugum.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Q7yfbxC9VSI/TYc9CwDDw-I/AAAAAAAAAkI/hD3hVALuNJg/s72-c/nostalji3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5306043403754630965</id><published>2011-03-21T14:28:00.003+02:00</published><updated>2011-03-21T14:33:01.064+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nostalji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya Gazetesi'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;İşletme ve ekonomi gazetesi olarak yayın hayatını hala sürdürmekte olan Dünya Gazetesi'ne, 1995 yılında yazmış olduğum yazıyı keyifle okumanızı dilerim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-pdP50DYynCU/TYdE-LhwkeI/AAAAAAAAAlI/qT1z0dpcfBs/s1600/nostalji5.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 229px; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586509697813352930" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-pdP50DYynCU/TYdE-LhwkeI/AAAAAAAAAlI/qT1z0dpcfBs/s320/nostalji5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5306043403754630965?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5306043403754630965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5306043403754630965' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5306043403754630965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5306043403754630965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/03/isletme-ve-ekonomi-gazetesi-olarak-yayn.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-pdP50DYynCU/TYdE-LhwkeI/AAAAAAAAAlI/qT1z0dpcfBs/s72-c/nostalji5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7792463847834440266</id><published>2011-03-21T14:26:00.004+02:00</published><updated>2011-03-21T14:32:28.346+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güneş Gazetesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nostalji'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;O yıllarda yeni çıkan ve oldukça popüler olan Güneş gazetesinde 1986 yılında çıkan bir yazımı sizlere takdim ediyorum. Keyifli okumalar...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-JudqzWcGs3A/TYdFQkdQKlI/AAAAAAAAAlQ/1wWtfwPhwqc/s1600/nostalji4.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 144px; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586510013742983762" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-JudqzWcGs3A/TYdFQkdQKlI/AAAAAAAAAlQ/1wWtfwPhwqc/s320/nostalji4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--eV7LRbKLPw/TYdENQrCGYI/AAAAAAAAAlA/znSGi-7hWHI/s1600/nostalji5.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7792463847834440266?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7792463847834440266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7792463847834440266' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7792463847834440266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7792463847834440266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/03/o-yllarda-yeni-ckan-ve-oldukca-populer.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-JudqzWcGs3A/TYdFQkdQKlI/AAAAAAAAAlQ/1wWtfwPhwqc/s72-c/nostalji4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-1276977493669285523</id><published>2011-03-17T10:14:00.007+02:00</published><updated>2011-03-21T13:48:49.931+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sevgili dostlar,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2006 yılında sayın A.Selim Tuncer ile tüketim kültürü ve pazarlama üzerine bir röportaj gerçekleştirmiştik. Bunu bloguma koymam konusunda çok istek geldi. Biraz gecikerek de olsa bu söyleşiyi bloguma koyduk. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Tuncer'in Activeline Ekonomi, Siyaset, İş Dünyası Dergisi'nde ve Gennaration yayınında  yer alan yazısını keyifle okumanızı diliyorum...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-VGi1Kn2ypNk/TYHEtgTkM_I/AAAAAAAAAkA/n1rcAxmdVfs/s1600/activeline_eylul06.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 320px; HEIGHT: 249px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5584961298961282034" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-VGi1Kn2ypNk/TYHEtgTkM_I/AAAAAAAAAkA/n1rcAxmdVfs/s320/activeline_eylul06.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının Yayınlandığı Yer: Activeline, Ekonomi, Siyaset, İş Dünyası Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: Eylül.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-1276977493669285523?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/1276977493669285523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=1276977493669285523' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1276977493669285523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1276977493669285523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/03/sayn.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-VGi1Kn2ypNk/TYHEtgTkM_I/AAAAAAAAAkA/n1rcAxmdVfs/s72-c/activeline_eylul06.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-4511154541106803710</id><published>2011-03-14T15:37:00.001+02:00</published><updated>2011-03-17T10:29:19.261+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ESO Dergi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Eskişehir Sanayi Odası Dergisi'nin yeni sayısında yer alan "İşletmeleri Bekleyen Yeni Değerler ve Yeni Yaklaşımlar" isimli yazımı keyifle okumanızı dilerim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sx4zqhMenh0/TYG5a0uZJQI/AAAAAAAAAjw/tx2ZsSanQpc/s1600/eso1.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 142px; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5584948883397092610" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-sx4zqhMenh0/TYG5a0uZJQI/AAAAAAAAAjw/tx2ZsSanQpc/s200/eso1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-XKFRRNZJj_k/TX4ecAJpKNI/AAAAAAAAAjg/ZNBOhh7DLJU/s1600/eso2.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 142px; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583934054411610322" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-XKFRRNZJj_k/TX4ecAJpKNI/AAAAAAAAAjg/ZNBOhh7DLJU/s200/eso2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3GZalwBm-GQ/TX4ek2GsCSI/AAAAAAAAAjo/9Lb4J17jpeI/s1600/eso3.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 142px; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583934206333684002" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-3GZalwBm-GQ/TX4ek2GsCSI/AAAAAAAAAjo/9Lb4J17jpeI/s200/eso3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JYujO2yQAZw/TX4d0PfUjyI/AAAAAAAAAjY/2r1d_7PICyM/s1600/eso1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yazının Yayınlandığı Yer: Eskişehir Sanayi Odası Dergisi (ESO Dergi), Yıl:2, Sayı:6, S:60-63.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-4511154541106803710?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/4511154541106803710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=4511154541106803710' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4511154541106803710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4511154541106803710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/03/eskisehir-sanayi-odas-dergisinin-yeni.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-sx4zqhMenh0/TYG5a0uZJQI/AAAAAAAAAjw/tx2ZsSanQpc/s72-c/eso1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8199890343385480394</id><published>2011-02-24T11:06:00.001+02:00</published><updated>2011-03-17T10:29:34.496+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Brand Age'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Brand Age dergisinin Şubat 2011 sayısında yayınlanan "Diderot Etkisi ve Tüketici" başlıklı yazımı buradan sizlerle paylaşmak istedim. Herkese keyifli okumalar... &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-EqVod7n8w6U/TX4QcgXb3wI/AAAAAAAAAio/6C5EAO5AhvE/s1600/diderot1.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 140px; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583918669896605442" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-EqVod7n8w6U/TX4QcgXb3wI/AAAAAAAAAio/6C5EAO5AhvE/s200/diderot1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-KKTf1vKGXh0/TX4QiaQv2SI/AAAAAAAAAiw/Hr-iuFIYjSw/s1600/diderot2.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 146px; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583918771337156898" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-KKTf1vKGXh0/TX4QiaQv2SI/AAAAAAAAAiw/Hr-iuFIYjSw/s200/diderot2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ZQsaO9h7tAo/TX4RIM_7xOI/AAAAAAAAAi4/YpehQwdinm4/s1600/diderot3.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 140px; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583919420612003042" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZQsaO9h7tAo/TX4RIM_7xOI/AAAAAAAAAi4/YpehQwdinm4/s200/diderot3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının yayınlandığı yer: The Brand Age, Yıl:3, Sayı:25, Şubat 2011, sayfa: 28-31.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8199890343385480394?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8199890343385480394/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8199890343385480394' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8199890343385480394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8199890343385480394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2011/02/brand-age-dergisinin-subat-2011-saysnda.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-EqVod7n8w6U/TX4QcgXb3wI/AAAAAAAAAio/6C5EAO5AhvE/s72-c/diderot1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-9145394717606883822</id><published>2010-12-20T10:13:00.000+02:00</published><updated>2010-12-21T09:58:22.613+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet Bilim Teknoloji'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Cumhuriyet Bilim-Teknoloji Dergisi'nin 10 Aralık tarihli sayısında yayınlanan yazımı sizlerle buradan da paylaşmak istedim. Keyifli okumalar diliyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cumhuriyet Bilim-Teknoloji Dergisi,&lt;br /&gt;Yıl:24, Sayı:1238, 10 Aralık 2010, s:19&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BÜROKRATİK ÜNİVERSİTEDEN GİRİŞİMCİ ÜNİVERSİTEYE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversitelerle ilgili yeni yasa ve düzenlemelerin konuşulduğu bir döneme daha girdik. Genel seçimler sonrasında gerçekleştirileceği söylenen düzenlemeler için YÖK kurullarında ve ilgili yerlerde çalışmalar sürüyor. Bu konudaki alanyazıları ve uygulamalardan çıkan sonuçlar bizi kavramsal bir çalışma niteliğinde dört alanlı bir yapının incelenmesine götürüyor. ‘Meslektaş-Mütevelli Heyet’ eksenine ek olarak ‘Bürokratik, Merkezci-Demokratik, Katılımcı’ eksen etrafında oluşabilecek seçenekleri gösteren model incelenmeye değer görünüyor… &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 209px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5552675431834099346" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQ8Q4suCnpI/AAAAAAAAAf8/SedlPlDhHU4/s320/%25C5%259Fekil.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Modelin birinci bölgesinde gösterilmeye çalışılan unsurlardan biri olarak rektör ve akademisyen yönetimini açıklamaya çalışan ‘Meslektaş Yönetim’ biçimi ve kültürü; akademik özgürlük, özerklik ve aidiyet gibi olumlu niteliklere sahiptir. Bunların yanında; izolasyon, otoriter yapı, mücadeleci olmama ve riskten kaçınma gibi olumsuz yönlerinden de söz edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akademisyenlerin güçlü ve her şeyden sorumlu olduğu meslektaş yönetim biçiminde ortak karar alma ve ortak sorumlulukların varlığı temeldir. Akademisyenler arasında eşitlik ve topluluk duygusu desteklenir, teşvik edilir ve geliştirilir. Böyle bir yönetim biçiminde, kurumsal ve bireysel ihtiyaçların örtüştüğü söylenebilir. Başarılı bir uygulama için, katılım hakkı, ortak destek ve eşitlik kaçınılmaz önceliklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, çok sayıda komisyonun varlığı ve ortak bir fikre, sonuca ulaşmanın çok uzun zaman alabilmesi ile sıkça dar boğazlara girilmesi olumsuz yönler olarak belirtilebilir. Öğrenciler de dahil olmak üzere sürecin diğer paydaşlarını çok fazla dikkate almamak gibi durumlarla karşılaşılabilir. Mevcut durumun devamını isteyen, kurulmuş olan dengeleri gözeten bir içe dönüklük, risk almayan bir anlayış ve uygulamaya da rastlamak olanaklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, meslektaş yönetim biçiminde, yönetimde yer alma olanağı bulunanların profesyonelliğe fazlaca özendiklerine ve bu durumun meslektaşlar arasında gerginlik yaratmasına da sıkça rastlanabilmektedir. Bu açıdan, bütünüyle meslektaş yönetimi, büyüyen örgütler haline gelen üniversiteler için geçerli bir sistem olma özelliğini kaybetmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bürokratik Yönetim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meslektaş yönetim biçimine eklenen bürokratik yönetim ve hiyerarşik yapılanma biçiminde ise; bireyin fazla öneminin olmadığı, rasyonalitenin koşulsuz ve tartışmamız kabul edildiği ve bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak ulaşılmaya çalışılan resmi biçimde oluşturulmuş amaçlardan söz edilebilir. Merkeziyetçilik, hiyerarşik kontrol, koordinasyon ve iletişim, resmi biçimde belirlenmiş olan amaçlara ulaşmada kullanılır. En büyük zayıflık ise, içe dönüklük ve dışa kapalı olan sistemdir. Dışarıda neler olduğundan çok, içeride neler olduğu ile ilgilenme temel odak noktasıdır. “Sırça Köşk”, “Fildişi Kuleler” sıfatları bu nedenle kullanılmakta ve hayattan kopuklukla itham ediliyorlar. Doğal olarak, bürokratik işler, akademisyenleri ve onların zamanlarını olumsuz biçimde etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, bürokratik bir yönetim tarzı olsa bile artık gözetleyen, gereksiz yerlerde denetimler yapan, komutlar veren yapılardan yönlendiren ve teşvik eden yapılara doğru dönüş hızlanmaktadır. TÜSİAD, 2003 yılında yayımladığı raporda Özellikle, üniversiteleri var olan tek tip üniversite anlayışından uzaklaştırmak kaçınılmaz bir zorunluluktur demektedir. Üniversite yönetimini bekleyen tehlikelerden biri olarak, katı bir “bürokratik yönetim” modeliyle yönetilen üniversitenin, üniversite niteliğini kaybetmesidir. Böyle bir yönetim biçiminin ve buna bağlı olarak merkezden gelen tek yönlü iletişimin yenilikçiliği ve yaratıcılığı olumsuz etkilediği bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversitelerde Demokratik Kültür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yapı, ikinci bölgeye doğru yönelebilirse demokratik ve katılımcı bir yapıya dönüşebilir ve hem kendi içinde hem de merkezi yapıya karşı akademik-mali-idari özerkliğe kavuşabilir. Bu konudaki en önemli belirleyici faktör, üniversitelerde demokratik bir kültürün ve demokrat bireylerin var olup olmadığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun tam tersi bir yöne doğru dördüncü alana yönelme ise, bürokrasinin en yoğun yaşanacağı ve “Kardinaller Kurulu” gibi bir oluşuma zemin hazırlayabilecektir. Seçenekler arasında siyasete en çok alan açan bir oluşum olarak en istenmeyecek olanı olarak görülmelidir. ‘Akademik Bürokrasi’ olarak adlandırabileceğimiz I. ve IV. ortak alanlar akademik hiyerarşi ile bürokratik hiyerarşinin bütünleştiği alandır. Bürokratik kuralcılığın, mevzuatların ‘katı yorumlarının’ olduğu devletçi, bürokratik bir denetim mekanizması olarak çalışır. Homojen, tek tip, standart bir anlayışı temsil eden bu bölgedeki yönetim anlayışı, benzeşmeyi, aynılaşmayı amaçlayan bir eğitimi gerçekleştirmeye çalışacağı çok açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, elleri kolları bürokrasiyle, merkezi yönetim ile bağlı üniversitelerin “profesyonel yöneticilerin amatör yönetim” yerleri olarak düşünülmesi de kabul görebilecek bir yaklaşım olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan gelişmeler sonucu amatör yöneticiliklerden profesyonel yöneticilere doğru bir dönüşüm gerçekleştiği söylenebilir. Bu konuda, tamamen ya da aşırı derecede bir profesyonelleşme tehlikesinden de söz edilebilir. On-onbeş yıl yöneticilik yapan, mesleklerinin artık yöneticilik olduğuna inanan akademik ünvanlı ve meslektaşlarına, çevrelerine profesyonellik taslayan yöneticiler hiç de az değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girişimci Üniversite&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü alan, Yönetim Kurulu/Mütevelli Heyeti biçiminde bir yapıya sahip olan ve “iş yönetimi” olarak da bilinen yönetsel modelde, akademik kurulların ve dolayısıyla akademisyenlerin her konudaki karar yetkileri oldukça sınırlı kalabildiği yapıyı gösterir. Akademisyenler daha çok eğitim, öğretim ve araştırma ile uğraşarak daha verimli hale gelebilmektedir. Sorumlu özerklik anlayışı içerisinde tüm akademik kurullar meslektaş ağırlıklı kurullar olarak oluşturulur. Bu model, girişimci üniversitelerin önemli bir özelliği olan ‘üniversite-devlet–sanayi’ ve ‘akademisyen-öğrenci-çalışan’ işbirliğindeki anlayışının getireceği yeni yapılanmalarda ve benzeri koşullarda, yönetimde kurullar aracılığıyla dışarıdan üyelerin bulunmasına ve bunların karar süreçlerine katılmasına olanak sağlayabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci ve üçüncü bölgenin ortak bir alanı olarak “Girişimci Üniversite” bu alanda oluşabilecektir. Bu alan; meslektaş yönetim modelinden uzaklaşan, bürokratik yapıdan kısmen arınmış ve demokratik-katılımcı olmaya yönelik, mütevelli heyet anlayışındaki bir iş yönetim modelinin önemli özelliklerini taşıyan bir yapıdır. Bu alanın yaratacağı modele “Meslektaş-Girişimci Üniversite” adı verilebilir ve ülkemiz için geçerli olabilecek bir model olarak düşünülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç şüphesiz ki, girişimci üniversitelere doğru dönüşüm ve değişim bazı zorluklarla, engellerle ve dirençlerle karşılaşacaktır. Örgütsel, yönetsel ve kişisel düzeylerde ortaya çıkabilecek bu sorunların üstesinden gelebilmek için, paydaşların tüm iletişim ve karar alma süreçlerine katılımıyla örgütsel öğrenmeyi gerçekleştirmek bir yöntem olarak önerilebilir. Bu yapılanmaya bağlı olarak oluşturulacak yönetim ve yönetim biçimi; meslektaş yönetim biçimi ile desteklenen bir mütevelli heyetinin olduğu, demokratik ve katılımcı karar alma süreçlerini de içeren çok boyutlu bir yönetim sistemidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdari ve mali sorumluluklar daha çok profesyonelden oluşan kurullara bırakılırken, kurumsal özerkliği sürdürecek akademik uğraşların tümü üniversite öğretim üyelerine bırakılabilmelidir. Yeni kaynak yaratma süreçleri, akreditasyon, performans göstergeleri, ölçülebilirlik ve hesap verebilirlik, kalite, yenilikçilik, yaratıcılık ve devlet-sanayi işbirliği, yeni oluşacak olan Meslektaş-Girişimci Üniversite kültürünün unsurlarından birkaçı olarak gösterilebilir.&lt;/div&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Prof. Dr. Yavuz Odabaşı&lt;br /&gt;Anadolu Üniversitesi&lt;br /&gt;yodabasi@anadolu.edu.tr&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-9145394717606883822?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/9145394717606883822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=9145394717606883822' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/9145394717606883822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/9145394717606883822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/12/burokratik-universiteden-girisimci.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQ8Q4suCnpI/AAAAAAAAAf8/SedlPlDhHU4/s72-c/%25C5%259Fekil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7625647787981381515</id><published>2010-12-18T09:21:00.000+02:00</published><updated>2010-12-20T12:04:58.660+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Brand Age'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Brand Age dergisinin Aralık 2010 sayısında yayınlanan "Çay Partisi Hareketi Ülkemizde de Çay Demleyebilecek mi?" başlıklı yazımı buradan sizlerle paylaşmak istedim. Herkese keyifli okumalar...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQxhiZ-V_HI/AAAAAAAAAfc/7z13XyOQhYA/s1600/%25C3%25A7ay%2B1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551919684356799602" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQxhiZ-V_HI/AAAAAAAAAfc/7z13XyOQhYA/s400/%25C3%25A7ay%2B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQxhiKPkcDI/AAAAAAAAAfU/qhcD5V9Y6FM/s1600/%25C3%25A7ay2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 294px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551919680134082610" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQxhiKPkcDI/AAAAAAAAAfU/qhcD5V9Y6FM/s400/%25C3%25A7ay2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yazının yayınlandığı yer: The Brand Age, Yıl:2, Sayı:23, Temmuz 2010, sayfa: 39-40.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7625647787981381515?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7625647787981381515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7625647787981381515' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7625647787981381515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7625647787981381515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/12/cay-partisi-hareketi-ulkemizde-de-cay.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQxhiZ-V_HI/AAAAAAAAAfc/7z13XyOQhYA/s72-c/%25C3%25A7ay%2B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-3879657585006113948</id><published>2010-12-17T19:49:00.000+02:00</published><updated>2010-12-20T12:05:24.721+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ESO Dergi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="BORDER-COLLAPSE: collapse;font-family:Tahoma;font-size:13;" class="Apple-style-span"  &gt;&lt;b&gt;Eskişehir Sanayi Odası Dergisi'nin Temmuz-Ağustos sayısında "Teknolojik Girişimcilik ve Eskişehir" adlı bir yazım çıktı. Keyifli okumalar...&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="BORDER-COLLAPSE: collapse" class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQup3EJSGOI/AAAAAAAAAfM/QVSiY_5IjbA/s1600/e1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 292px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551717729134844130" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQup3EJSGOI/AAAAAAAAAfM/QVSiY_5IjbA/s400/e1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQup2-rLqAI/AAAAAAAAAfE/wRLNAxw8OMI/s1600/e2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 292px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551717727666415618" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQup2-rLqAI/AAAAAAAAAfE/wRLNAxw8OMI/s400/e2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQup2atCSXI/AAAAAAAAAe8/4ffUnc2C9JY/s1600/e3.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 291px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551717718010513778" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQup2atCSXI/AAAAAAAAAe8/4ffUnc2C9JY/s400/e3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 19px; COLOR: rgb(51,51,51)font-family:Verdana, sans-serif;font-size:13;" class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 19px; COLOR: rgb(51,51,51)font-family:Verdana, sans-serif;font-size:13;" class="Apple-style-span"  &gt;Yazının Yayınlandığı Yer: Eskişehir Sanayi Odası Dergisi (ESO Dergi), Yıl:2, Sayı: 6, Temmuz-Ağustos 2010, s: 64-66.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="BORDER-COLLAPSE: collapse" class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-3879657585006113948?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/3879657585006113948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=3879657585006113948' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3879657585006113948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3879657585006113948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/12/teknolojik-girisimcilik-ve-eskisehir.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQup3EJSGOI/AAAAAAAAAfM/QVSiY_5IjbA/s72-c/e1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-2848454995758123954</id><published>2010-12-17T19:41:00.000+02:00</published><updated>2011-02-24T11:05:15.704+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Bilgi ve İletişim Teknolojileri Işığında Dönüşümler</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span style="BORDER-COLLAPSE: collapse;font-family:Tahoma;font-size:13;" class="Apple-style-span"  &gt;&lt;b&gt;Eşim Prof. Dr. Ferhan ODABAŞI'nın editörlüğünde Nobel yayınevinden "Dönüşümler" isimli yeni bir kitap çıktı. Ben de tüketimde yaşanan dönüşümleri ele alarak kitaba katkıda bulundum. Keyifli okumalar dilerim.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="BORDER-COLLAPSE: collapse" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="BORDER-COLLAPSE: collapse" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 278px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551708127715831698" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQuhIMEmr5I/AAAAAAAAAec/vizdw-Q2QUw/s400/donusumler_1.jpg" /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 194px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5577179346214942978" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-h78nZF9xh-k/TWYfEPPJeQI/AAAAAAAAAgY/EODkqrCd_4E/s320/bilgi%2Bi%25C3%25A7erik.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQuhH7seJ2I/AAAAAAAAAeU/xfNL6p6881c/s1600/donusumler_2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 276px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551708123319641954" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQuhH7seJ2I/AAAAAAAAAeU/xfNL6p6881c/s400/donusumler_2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="BORDER-COLLAPSE: collapse;font-family:Tahoma;font-size:13;" class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-2848454995758123954?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/2848454995758123954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=2848454995758123954' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2848454995758123954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2848454995758123954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/12/bilgi-ve-iletisim-teknolojileri-isgnda.html' title='Bilgi ve İletişim Teknolojileri Işığında Dönüşümler'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TQuhIMEmr5I/AAAAAAAAAec/vizdw-Q2QUw/s72-c/donusumler_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5155479942035050125</id><published>2010-09-29T14:42:00.001+03:00</published><updated>2010-09-29T14:47:34.081+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet Bilim Teknoloji'/><title type='text'>AR-GE 2010 ÖDÜLLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Geçtiğimiz haftalarda Cumhuriyet Bilim Teknoloji ekinde yayınlanan yazımı buradan da sizlerle paylaşmak istedim. Hepinize keyifli okumalar diliyorum.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Dünyada ARGE eğilimi ve Türkiye için bazı anımsatmalar&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rekabetçi piyasa ekonomilerine sahip ülkelerde çeşitli alanlarda “en iyi”leri seçmek ve bunu açıklamak yaygın olarak kullanılan bir uygulama. En iyi üniversite, en iyi yenilik, yılın en iyi arabası gibi uygulamalar gittikçe yaygınlaşıyor. Bunlardan bir tanesi de, R&amp;amp;D Magazine dergisi tarafından 1963’ten bu yana kırk yedi yıldır devam eden ve bir tür uluslararası yarışı simgeleyen, dünya ölçeğinde ARGE çalışmalarında yüz en iyinin seçimi ve ödüllendirilmesi. Günlük hayatımıza giren ve evlerde kullanmaya alıştığımız birçok ürün bu değerlendirmelerde değişik yıllarda yer almış. Örneğin; ATM 1973 yılında, halojen lamba 1974 yılında, faks makinesi 1975 yılında, nikotin bandı 1992 yılında, HD televizyon 1998 yılında sıralamaya girip ödül alan ürünler arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıl kesintisiz yapılan bu değerlendirme ve ödüllendirmenin 2010 için olanı da gerçekleştirildi ve günlük ulusal gazetelerde yer aldı. Yılın en son teknoloji ürünlerinin, en iyi teknolojik başarı ve ürün geliştirme becerisi gösteren kişi, kurum ya da kuruluşların yapılan değerlendirmeler sonucu belirlendi. İleri düzey test ekipmanları, yenilikçi yeni malzemeler, kimyasal yenilikler, biyomedikal ürünler, tüketim ürünleri, yüksek enerji fiziği gibi konular değerlendirme kapsamında yer alıyor. Hiç şüphesiz, konu destekli araştırma, üretim ve sanayi alanlarının araştırmaları da seçime dahil olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;90.000 bilim adamı ve mühendise ulaşan R&amp;amp;D Magazine dergisi, bu çalışma için geniş bir panel oluşturmakta ve gelen değerlendirmeler için son söz ve seçim derginin editörleri tarafından yapılmakta ve böylece yılın yeni gelişme ve araştırmaların gerçekleştirildiği birçok alandaki en iyi yüz ARGE seçilmektedir. Yılın en yenilikçi fikirleri olarak ürünlerin ulusal ve uluslararası ölçekte belirlenmesi alanında bir tür “yenilikçilik oskarları” olarak da değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLGİNÇ SONUÇLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçlara değişik açılardan bakıldığında;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;ABD’de 88, Avrupa ülkelerinde 7 (Almanya 2, İsviçre 2, Fransa ve Avusturya, İngiltere ), Uzakdoğu ülkelerinde 5 (Tayvan 4, Japonya 1) kişi ve kurum dereceye girdi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Konular açısından irdelendiğinde 13 proje ile biyobilim, 11 proje ile malzeme, 10 proje ile proses bilimlerinin ilk üç sırayı aldığı görülüyor. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bunların dışında, projelerin gerçekleştirildikleri yerler göz önüne alındığında; 23 projenin şirketlerde, 12 projenin üniversitelerde ve 8 projenin ise kamu laboratuarlarında gerçekleşmiş olduğu dikkat çekiyor.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;Diğer ilgi çekici konular ise:&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Tayvan’ın listeye giren üç çalışması, Endüstriyel Araştırma Enstitüsü (ITR) tarafından gerçekleşmiş.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İsviçre’nin çalışmalarından biri, İsviçre Federal Teknoloji Enstitülerin ortak çalışması ile olmuş, bir diğeri ise Zurih’deki IBM Araştırma Merkezi ile gerçekleşmiş.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Japonya, altı araştırma kurumunun ortak desteği ile Toyota Motor Co. için yapılmış çalışma ile listeye girmiş.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Üniversiteler açısından katılımlar farklı bir dağılım gösterirken dikkat çekici olan konu M.I.T Laboratuarları altı proje çalışması ile ödüllendirilerek ilk yüz içinde yer almıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;ÜLKEMİZİN KONUMU &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin bu listedeki konumuna bakıldığında, ilk olarak bu değerlendirmede hiçbir şirket, ürün ve kuruluşun yer almaması dikkat çekici bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer konu, özel şirketlerin çok daha fazla ARGE harcamaları yaparak öne geçmeleri hiç şüphesiz ki kendini açıkça göstermektedir. Bizde ise tam tersi bir durum var. Ülkemizde özel şirketlerin ARGE yatırımlarını arttırmaları gerekiyor. Günümüzde “sanayi-üniversite-devlet” üçgenindeki işbirliğinde en çok harcama devlet üniversiteleri ve kamu kuruluşlarının araştırmaları tarafından yapılmasına karşın, bu tür sıralamalarda bu açıdan da yer almamamız dikkat çekicidir. Ayrıca, ülkemizdeki ARGE uzmanları ve araştırmacı sayısının ABD, Avrupa ve Uzakdoğu ülkeleri arasında oldukça düşük sayıda olması üniversitelerimize de bilim adamı ve araştırmacı yetiştirmede büyük sorumluluk getirmektedir. Öte yandan, ARGE harcamalarının milli gelir içindeki payı dikkate alındığında listede yer alan ABD, Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinin çok altında bir noktada olduğumuz görülmektedir ve bu durum uluslararası yayın sıralamasındaki yerimizi de etkilemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni dünyanın açık, rekabetçi ve bu nedenle yenilikçi bir yapıda oluştuğu göz önüne alındığında, bu tür sıralamaların ve ödüllerin toplumsal bilinçlenme açısından önemli olduğu ve kişi, kurum ve kuruluşları teşvik ettiği unutulmamalıdır. Bu tür çalışmalar ve ödüller, ihtiyaç duyulan yeni ürünlerin başarılı biçimde geliştirilip piyasaya sürülmesinde önemli bir itici güç olarak da görülebilir. Ekonomik krizden çıkan şirketlerin ve bulundukları ülkelerin başarılarının en büyük nedeninin, ARGE ve “yenilikçilik” konularında yapılan yatırımlara dayandığı çeşitli araştırmalarla ortaya konuyor. Bu nedenlerle bu konularda tasarrufların olmaması gerekiyor. Ülkemizin, gelecekte en azında bölgesinde bir ARGE, yenilikçilik ve üretim merkezi olması, ARGE çalışmaları ve yatırımlarının daha etkin yönetilmesine bağlı görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr Yavuz ODABAŞI&lt;br /&gt;Anadolu Üniversitesi, İşletme Fakültesi&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:yodabasi@anadolu.edu.tr"&gt;yodabasi@anadolu.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yazının yayınlandığı yer:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Cumhuriyet Bilim Teknoloji, 17.09.2010, Yıl:24,Sayı1226,S.18&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5155479942035050125?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5155479942035050125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5155479942035050125' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5155479942035050125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5155479942035050125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/09/ar-ge-2010-odulleri-uzerine-dusunceler.html' title='AR-GE 2010 ÖDÜLLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-3374824346283769608</id><published>2010-08-18T01:11:00.000+03:00</published><updated>2010-08-18T01:14:34.091+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TİMFED'/><title type='text'></title><content type='html'>Tesisat İnşaat Malzemecileri Federasyonu Dergisi TİMFED'in 2010/1. sayısında yayınlanan yazım. Keyifli okumalar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsJQ9mIQwI/AAAAAAAAAd0/naVzPIqArw4/s1600/3+001.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5506505156407608066" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsJQ9mIQwI/AAAAAAAAAd0/naVzPIqArw4/s400/3+001.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsJQmGMgtI/AAAAAAAAAds/og4biUqZF3Y/s1600/4+001.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5506505150099653330" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsJQmGMgtI/AAAAAAAAAds/og4biUqZF3Y/s400/4+001.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yazının Yayınlandığı Yer: Tesisat İnşaat Malzemecileri Federasyonu Dergisi TİMFED, Sayı:5, 2010/1, s: 52-53&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-3374824346283769608?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/3374824346283769608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=3374824346283769608' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3374824346283769608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3374824346283769608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/08/tesisat-insaat-malzemecileri.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsJQ9mIQwI/AAAAAAAAAd0/naVzPIqArw4/s72-c/3+001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-3689632621355714860</id><published>2010-08-18T01:06:00.000+03:00</published><updated>2010-08-18T01:11:15.970+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ESO Dergi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'></title><content type='html'>Eskişehir Sanayi Odası Deregisi ESO Dergi'nin Mayıs-Haziran 2010 sayısında yayınlanan yazım. Herkese keyifli okumalar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsIIpKR73I/AAAAAAAAAdk/UZvdfwL8AGg/s1600/1+001.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5506503913971511154" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsIIpKR73I/AAAAAAAAAdk/UZvdfwL8AGg/s400/1+001.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsIIE2Y3_I/AAAAAAAAAdc/BsbDn_-RQis/s1600/2+001.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5506503904224403442" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsIIE2Y3_I/AAAAAAAAAdc/BsbDn_-RQis/s400/2+001.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Yazının Yayınlandığı Yer: Eskişehir Sanayi Odası Dergisi (ESO Dergi), Yıl:2, Sayı: 5, Mayıs-Haziran 2010,  s: 68-70.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-3689632621355714860?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/3689632621355714860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=3689632621355714860' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3689632621355714860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3689632621355714860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/08/eskisehir-sanayi-odas-deregisi-eso.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TGsIIpKR73I/AAAAAAAAAdk/UZvdfwL8AGg/s72-c/1+001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-4070985515853153332</id><published>2010-07-27T10:08:00.000+03:00</published><updated>2010-07-27T10:12:48.835+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Brand Age'/><title type='text'></title><content type='html'>Brand Age dergisinin Temmuz 2010 sayısında çıkan "Yeni CHP: Siyasal Parti İnovasyonu Örneği" başlıklı yazımı buradan da sizlerle paylaşmak istedim. Herkese keyifli okumalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TE6GhknlBqI/AAAAAAAAAdU/-6sNp7Q1yL4/s1600/1%2B001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498480106389440162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TE6GhknlBqI/AAAAAAAAAdU/-6sNp7Q1yL4/s400/1%2B001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TE6GhfAcv2I/AAAAAAAAAdM/YArIC28vBdY/s1600/2%2B001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498480104883142498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TE6GhfAcv2I/AAAAAAAAAdM/YArIC28vBdY/s400/2%2B001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TE6GhDKbmVI/AAAAAAAAAdE/O01UkXAsN4c/s1600/3%2B001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498480097408817490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TE6GhDKbmVI/AAAAAAAAAdE/O01UkXAsN4c/s400/3%2B001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;Yazının yayınlandığı Yer: The Brand Age, Temmuz 2010, sayfa: 31-33 &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-4070985515853153332?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/4070985515853153332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=4070985515853153332' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4070985515853153332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4070985515853153332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/07/brand-age-dergisinin-temmuz-2010.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/TE6GhknlBqI/AAAAAAAAAdU/-6sNp7Q1yL4/s72-c/1%2B001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7183721029687687247</id><published>2010-06-16T15:59:00.000+03:00</published><updated>2010-06-16T16:02:57.600+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Bütünleşik Pazarlama ve İletişim Derneği</title><content type='html'>Danışma kurulu üyeliğine seçildiğim &lt;a href="http://www.bpider.com/"&gt;Bütünleşik Pazarlama ve İletişim Derneği BPİDER'in &lt;/a&gt;sayfasına aşağıdaki adresten ulaşabilir ve faaliyetleri hakkında bilgi edinebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.bpider.com/"&gt;http://www.bpider.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7183721029687687247?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7183721029687687247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7183721029687687247' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7183721029687687247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7183721029687687247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/06/butunlesik-pazarlama-ve-iletisim.html' title='Bütünleşik Pazarlama ve İletişim Derneği'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-6009065468454340250</id><published>2010-05-21T21:13:00.001+03:00</published><updated>2012-01-05T14:18:53.810+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal2'/><title type='text'>Nereye Kadar Nesnelere Esirlik?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Geçtiğimiz pazar Radikal 2'de yayınlanan yazımı buradan da sizlerle paylaşmak istedim. Herkese keyifli okumalar diliyorum.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika Birleşik Devletleri’nde Public Broadcasting Service (PBS), Affluenza (1996) ve Affluenza’dan Kaçış (1998) isimli bir saatlik TV programlarıyla materyalizm ve aşırı tüketimin yüksek çevresel ve sosyal maliyetlerini, başta eş dost gibi etkilerle nasıl yaygınlaştığını ve bir salgın hastalık gibi yayılarak toplumu nasıl etkilediğini gözler önüne sermeye çalıştı. Çok çarpıcı, ilgi çekici ve tartışma yaratıcı içeriğinden sonra, bu konudaki kitaplar ve konu üzerindeki fikir yazıları birbirini izledi. Affluenza alışveriş bağımlılığı, sahip olduğumuz şeylerin tüketilmemiş olmasına rağmen benzerlerinin yeniden satın alınması, israfa dayalı ve aşırı tüketim gibi konuları içeren bir kavrama işaret ediyor. Aslında kelime, affluence (refah) ve influenza (grip) kelimelerinin birleşiminden türetilmiş bir kavram. Kaynaklar, bu terimi “zenginlik veya refah gribi” olarak tanımlıyor. Bu kavram aracılığıyla para ve maddiyata dayalı, sağlıklı olmayan ilişkiler gözler önüne serilmeye çalışılıyor. Materyalist bir yaşam biçimi içinde yaşayan bireylerin, maddi refahlarının sürekli artması sonucu yaşadıkları tatminsizlik, suçluluk, amaçsızlık ve çeşitli takıntılar gibi psikolojik durumlarla karşı karşıya gelmeleri bu kavramla açıklanmaya çalışılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Küresel kriz ve sonrası &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik büyüme sonucu oluşan maddi refah ile birlikte finansal ve ekonomik başarılara bağımlılık, diğer bir deyişle hep daha fazlayı talep etme ile mutluluk arasındaki ters ilişki, küresel kriz döneminde çok daha net ve açık biçimde gözler önüne serildi. Yaşam biçimlerindeki “nicelik-nitelik” sorununa eğilmesi, bunun yanı sıra anlamlı tüketim alternatiflerinin olabileceğine işaret etmesi ve böylece daha az tüketim yapılan bir yaşam biçiminin de var olabileceğini göstermesi açısından affluenza, dikkatle izlenmesi gereken toplumsal bir bilinçlenme türü haline geldi. Dolayısıyla, daha az tüketim yapılan bir yaşam biçimi sonucunda belirtilen birçok psikolojik durumun önlenebileceği ortaya koyması ve “daha fazlaya sahip olmak yerine daha fazla olabilmek” düşüncesini teşvik etmesiyle toplumsal fayda da sağlayan bir yaklaşım olarak dikkat çekiyor. “Alışveriş hastalığı”, “tüketim ve satın alma takıntısı ya da saplantısı” kavramları da, affluenza’ya paralel gelişen konular içeriyor. “Daha fazlaya sahip oldukça daha az tatmin oluyoruz” ifadesiyle karşılığını bulan bir tür sosyal ve psikolojik salgın hastalık olarak adlandırılan affluenza, sonuçta bir yaşam biçimi. Aslında bu kavramın salgın bir hastalık olup olmadığı konusunda net bulgular olmamasına karşın, “sade yaşam”, “gönüllü sadelik” gibi konulara dikkat çekmede çok başarılı bir düşünce ve yorum biçimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı tüketim salgınının yanı sıra sosyal statü ve fiziksel görünümü büyük ölçüde önemsemeyi, paraya esir olmayı anlatmaya çalışan bu kavramın, başta ebeveynlerden olmak üzere farklı grupların etkileri sonucunda çocuklara doğru geçtiği ve salgın bir hastalık olup olmadığı konularındaki yorumların çok fazla bilimsel dayanağı olmadığı dile getiriliyor. Ancak bu durumun ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal faktörlerden etkilendiği ve bunların sonucunda ortaya çıkan hem bireysel, hem sosyal gruplarla ilişkili hem de sosyal sınıf nitelikli bir olgu olduğu konusunda hiç şüphe yok. Son yıllarda yaşadığımız açgözlü ve benmerkezci bir sürecin sonucu oluşan küresel krizin etkisi, tüketicilerin davranışlarında ve değerlerinde oluşan değişmeler yaratması bunun güzel bir örneğini oluşturur. Kriz, herkesin düşüncelerinde ve davranışlarında farklılıklar yaratıyor ve etkileri uzun bir süre bizimle birlikte olacak gibi görünüyor. Yeni Tüketici denilen olguda , “tasarruf”, “sadelik”, “kendilik”, “etik”, “başkalarına duyarlı olma”, “adil ve etik ticaret” ile “insanlara ve çevreye özen gösterme” gibi değerler önplana çıkıyor. Büyük ve aşırı harcama yapanlara, aşırı yakıt tüketen araçların sahiplerine, istihdam yaratıp insanlara iş olanağı yaratmayan kuruluşlara, çevreyi poşetlerle, torbalarla, gereksiz ambalajlarla tüketenlere hoşgörü ile bakılmıyor artık. Ürünlerin kaliteli olmalarının yanında nasıl ve hangi koşullarda üretildiği (çocuk işçiler, sigortasız ve kötü çalışma koşulları, çevreyi kirletme gibi) aranan nitelikler olmaya başladı. “Sürdürülebilir yaşam biçimleri” hızlı ve etkili biçimde yaşamda yerini almaya başladı. Nano teknoloji sayesinde yıkama ihtiyacı azaltan giysiler, “düşük çevresel etkili yaşam” biçimleri, bu eğilime tipik örnekleri oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tüketim uçurumu ve bolluk&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, bu hareketin ülkemizde de belirli bir düzeyde dikkat çekmesi ve izleyicilerinin bulunması çok normal. Ancak henüz tüketimle yeni yeni tanışmaya başlayan ülkemizdeki sosyal sınıfların, bu konudaki doygunlukları ve duyarlılıklarının çok fazla olmadığını da rahatlıkla görebiliyoruz. Toplumun en alttaki ve kırsal kesimindeki yüzde 20’lik bölümünün “tüketim haklarını kullanma” şansları ve olanaklarının dahi olmadığını ve büyük bir “tüketim uçurumunun” varlığını düşünürsek, affluenza anlayışı ve hareketinin en azından bu grup için geçerli olmayacağını söyleyebiliriz. Sınıf atlayan ve yeni bir tüketim dünyasını yaşamaya başlayanlar için bolluk ve maddi göstergeler önemli. Bolluk toplumunda reklamlar bir taraftan, AVM’ler ve kredi kartları gibi kolaylaştırıcı unsurlar diğer taraftan etkilerini artırırken, tüketicilerin bu sarmaldan kurtulmaları oldukça güç görünüyor. Sınıflı toplumda ve azgın kapitalizmde bu tüketim kurbanlarını yaratmak oldukça kolay. Sınıflar arasındaki uçurumu azaltma eğilimine sahip, bilinçlenip etkinleşen ve güçlenen demokratik bir tüketicinin var olduğu toplumlarda, “tüketimin yönetilmesi”ni başarabilen kitleler için bu sarmaldan kurulmak çok daha kolay görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının yayınlandığı yer: "&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;amp;ArticleID=997041&amp;amp;Date=19.05.2010&amp;amp;CategoryID=42"&gt;Nereye kadar nesnelere esirlik&lt;/a&gt;", Radikal 2, 16.05.2010,&lt;div&gt;Yazının linki: &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;amp;ArticleID=997041&amp;amp;Date=05.01.2012&amp;amp;CategoryID=42"&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;amp;ArticleID=997041&amp;amp;Date=05.01.2012&amp;amp;CategoryID=42&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-6009065468454340250?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/6009065468454340250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=6009065468454340250' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6009065468454340250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6009065468454340250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/05/nereye-kadar-nesnelere-esirlik.html' title='Nereye Kadar Nesnelere Esirlik?'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8616834920995994023</id><published>2010-04-08T13:37:00.000+03:00</published><updated>2010-04-12T19:30:07.258+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TİMFED'/><title type='text'></title><content type='html'>Tesisat ve İnşaat Malzemecileri Federasyonu Dergisi TİMFED'in 2009'da yayınlanan 4. sayısında yayınlanan yazımı buradan da paylaşmak istedim. Herkese keyifli okumalar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457714642253602498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 285px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S72yjQj5XsI/AAAAAAAAAc8/jGrAferh5Is/s400/Sadakat1.png" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S72yi5cVYCI/AAAAAAAAAc0/NGiwvbTtkjo/s1600/Sadakat2.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457714636047867938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 272px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S72yi5cVYCI/AAAAAAAAAc0/NGiwvbTtkjo/s400/Sadakat2.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yazının yayınlandığı yer: Tesisat ve İnşaat Malzemecileri Federasyonu Dergisi (TİMFED), Ekim-Aralık 2009, sayı: 4, sayfa 50-51.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8616834920995994023?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8616834920995994023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8616834920995994023' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8616834920995994023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8616834920995994023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/04/tesisat-ve-insaat-malzemecileri.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S72yjQj5XsI/AAAAAAAAAc8/jGrAferh5Is/s72-c/Sadakat1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-4425510793792130840</id><published>2010-03-25T11:33:00.000+02:00</published><updated>2010-03-25T13:54:10.963+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Küresel Kriz Ortamında Tüketici Davranışları</title><content type='html'>Haziran 2009 tarihinden itibaren danışman kurulu üyeliğine atandığım TÜPADEM (Hacettepe Üniversitesi Tüketici-Pazar-Araştırma-Danışma-Test ve Eğitim Merkezi), TÜKÇEV (Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı) katkılarıyla Tüketici Yazıları II çalışmasını yayınladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok değerli meslektaşlarım Prof.Dr. Müberra Babaoğul ve Doç.Dr. Arzu Şener'in büyük özverileri ve akademik titizlikleri ile hakemlik sürecinden geçirilerek biraraya toplanmış çalışmalardan oluşan bu kitap ile ülkemiz güzel bir eser kazanmış bulunmaktadır. Benim de "Küresel Kriz Ortamında Tüketici Davranışları" adlı çalışmamın bulunduğu bu esere hem &lt;a href="http://zeynepozata.files.wordpress.com/2010/03/kuresel-kriz1.doc"&gt;buradan&lt;/a&gt; hem de &lt;a href="http://www.tupadem.hacettepe.edu.tr/index.php"&gt;TÜPADEM&lt;/a&gt;'in sayfasından ulaşabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-4425510793792130840?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/4425510793792130840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=4425510793792130840' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4425510793792130840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4425510793792130840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/03/kuresel-kriz-ortamnda-tuketici.html' title='Küresel Kriz Ortamında Tüketici Davranışları'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7972039770938838316</id><published>2010-03-23T10:39:00.000+02:00</published><updated>2010-03-23T10:46:24.494+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet Bilim Teknoloji'/><title type='text'>Değişen Üniversite-Sanayi İlişkileri</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Cumhuriyet Bilim-Teknoloji Dergisi'nin 19 Mart tarihli sayısında yayınlanan yazımı sizlerle buradan da paylaşmak istedim. Üniversite-Sanayi işbirliğinin gelişimine ve evrimine değindiğim bu yazımdan keyif almanızı diliyorum.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda giderek artan bir önem kazanan &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Üniversite – Sanayi &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;işbirliği uygulamaları bir taraftan gelişip bir taraftan da değişerek içerik bakımından zenginleşiyor. Bilgi Toplumu olabilmenin önemli ön koşullarından biri olan bilgi ve teknoloji üretimine dayalı yüksek katma değer yaratmak ve bunun ülkemizin yaşam standartlarını yükseltmek açısından taşıdığı önem, Üniversite – Sanayi işbirliğini daha ileri düzeylere taşımayı zorunlu kılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YENİ STRATEJİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;ARGE çalışmalarının, sanayi işbirliği ile uyumlu biçimde yürütülmesinin yanısıra, iş dünyasının aradığı nitelikli elemanların yetiştirilmesi de günümüz üniversitelerinin önemli ilişkilerinden biri haline dönüşmüştür. Bu amaçla, bir tarafta öğrenciler sınıfların dışına, iş dünyasının uygulamalarına doğru çıkartılırken, diğer taraftan iş dünyasının uygun temsilcilerinin de öğrencilerin bulunduğu yere doğru götürülmesi yeni stratejik uygulamanın bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu konuda duyarlı olunması gereken konu, üniversitelerin piyasaların peşinde olması mı yoksa piyasaların önünde değişim ve dönüşümün rehberi olması mı sorusudur. İyi yetişmiş nitelikli öğrencilerin ve mezunların birer &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“teknolojik değişim aktörü” &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; olarak iş hayatında rol alacakları unutulmamalıdır. İhtiyaç her konuda da   yoğun olduğundan, üniversitelerin çok boyutlu katkılarının olması hiç şüphesiz gerçekleşmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni stratejinin diğer boyutu ise, ARGE çalışmalarının hem üniversitelerde, hem de iş dünyasında gerçekleştirilmesini, bu konuda paydaşlık anlayışında yatırımların birlikte yapılmasını içeriyor. Günümüzde, üniversiteler sadece bilimsel yayın amacını taşıyan değil, aynı zamanda ekonomik bir değer yaratacak araştırmalara yönelmektedir.  Bu konuda, akademisyenlerin ve üniversite araştırmacılarının şirket sahibi ya da yöneticileri olmaları sonucu fazla, aşırı, hatta tamamen profesyonelleşmesi ve üniversitelerin, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“bilgi ve teknoloji üreten ticari işletme”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; olarak görülmesi tehlikesi karşısında, paydaş olarak devletin rolü,  gözetimi ve denetimi önem kazanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, birinci boyut kapsamında nitelikli ve küresel ölçekte yetenekli insan yetiştirmeye yönelik çabalar ile ARGE çalışmaları sonucunda, teknoloji yoğun yüksek katma değerli ürün ve hizmetleri üretmek birbirini bütünler hale dönüşmektedir. Entelektüel sermaye (patentler, telif hakları, üretim hakları, lisanslar gibi) korunmasının yanında yetiştirilen yetenekli insanların da iş bulmaları konusunda ülke içinde olanaklar yaratılabilmektedir. Her iki boyutta da ikili sistemin içinde üçüncü aktör olarak zaten var olan devletin bir paydaş olarak daha etkin biçimde rol alması sözkonusudur, böylelikle üçlü bir işbirliğinin varlığından bahsedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YENİ OLUŞUMDA SORUMLULUKLAR VE GÜVENCELER&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Üniversite – Sanayi &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;ikili birliktelik anlayışındaki işbirliğinin yeni boyutun &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Üniversite – İş Dünyası – Devlet &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;biçimindeki üçlü birliktelik haline dönüşmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olmaktadır. Bu oluşumda, öncelikle dikkat edilmesi gereken konu, günümüzde sadece sanayi ürünlerinin değil, yazılım ve tasarım gibi yaratıcı hizmet alanlarının da bu işbirliği içinde düşünmemiz gerektiğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, yeni ürün fikirlerinin ve üretimlerinin geleneksel kaynağının devletlerin askeri ihtiyaçlarından kaynaklandığı bir gerçektir. Günümüzde kullandığımız teflon, yanmaz kumaşlar gibi birçok ürünün ve İnternetin başta A.B.D olmak üzere gelişmiş ülkelerin bu konulardaki yaptıkları harcamalardan geldiği bilinmektedir. Devlet, hem ARGE ortamlarını oluşturmak konusunda arz edicilik rolünde aktör olarak sorumluluklar almakta, hem de ARGE sonuçlarının iş dünyasına aktarılmasında &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“öncü talep”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;leri oluşturarak, sadece piyasa talebinin yeterli olmaması olasılığına karşı bir güvence yaratmaktadır. Böylece, üretilecek olan bir bilginin ya da buluşun yeterli kullanıcısı ya da talebi olmamasından dolayı boşa gitmesi ve çabaların kesintiye uğrama olasılığı en aza indirilebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir oluşumun; teknoloji aktarma ofislerinin, sanayi işbirliği merkezlerinin ve üniversitelerin alt yapısının &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“iş dünyası, devlet ve üniversite” &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; tarafından yaygınlaştırılmasına hizmet edeceğinden hiç şüphe yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Üniversite – İş Dünyası – Devlet &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;arasındaki üçgensel ilişkinin kurulması ve etkin biçimde uygulanması için paydaşların güç ve çıkar çatışmalarından kurtulması, arınması gerekiyor. Sadece kamunun fon sağladığı işbirliklerini arzulamak ve maliyetleri sadece devletin karşılamasını istemek günümüz yönetişim anlayışına ters düşmektedir. Bir başka önemli konu ise, üniversite ile işbirliği yapma isteğinin iş dünyasında yeterli düzeyde yaratılamamış olması ve Üniversite – İş Dünyası – Devlet ilişkisine dayalı uzun dönemli bir adanmışlığın eksikliği ve bu konuda çelişkilerin varolmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Entelektüel sermayesi (patentler, telif hakları, üretim hakları, lisanslar gibi)  korunan ve bundan yararlanan güçlü bir ülke olabilmek için bu iki boyutta üçlü bir işbirliğini sağlamak kaçınılmaz hale gelmektedir. Bilimden yenilikler üretme düşüncesinin doğal bir sonucu olarak yeni bilgi üreterek bunu uygulanabilir yararlara (inovasyon) dönüştürme ve kullanıma sunma açısından hiç şüphesiz bu üçlü ittifak kilit bir roldedir. Kaynakların en verimli biçimde bu alanlarda kullanılması zorunluluktur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Yavuz ODABAŞI&lt;br /&gt;Anadolu Üniversitesi, İşletme Fak.&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:yodabasi@anadolu.edu.tr"&gt;yodabasi@anadolu.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yazının yayınlandığı yer: Cumhuriyet Bilim-Teknoloji Dergisi, 19 Mart 2010, yıl:24, Sayı,1200,sayfa.18.     &lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7972039770938838316?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7972039770938838316/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7972039770938838316' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7972039770938838316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7972039770938838316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/03/degisen-universite-sanayi-iliskileri.html' title='Değişen Üniversite-Sanayi İlişkileri'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-6498310105719283847</id><published>2010-03-23T10:33:00.001+02:00</published><updated>2010-03-23T10:38:58.596+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Çizgidışı Sayı 4 Nihayet Çıktı!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S6h911qLONI/AAAAAAAAAcs/ycxboML8v_M/s1600-h/kapak4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451745712822499538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 255px; CURSOR: hand; HEIGHT: 361px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S6h911qLONI/AAAAAAAAAcs/ycxboML8v_M/s400/kapak4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Grafik tasarımcı Ömer Durmaz tarafından hazırlanan yeni tasarımıyla baştan sona yenilenen Çizgidışı dergisinin 4. sayısı nihayet çıktı. Bu sayının kapak konusu "Ambalaj" üzerine. Benim de "Bitmeyen Alışveriş İzdihamları" başlıklı bir yazımın bulunduğu bu sayıdaki diğer makalelere ve derginin Pdf formatına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.cizgidisidergi.com/"&gt;http://www.cizgidisidergi.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Herkese keyifli okumalar.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-6498310105719283847?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/6498310105719283847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=6498310105719283847' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6498310105719283847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6498310105719283847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/03/cizgids-say-4-nihayet-ckt.html' title='Çizgidışı Sayı 4 Nihayet Çıktı!'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S6h911qLONI/AAAAAAAAAcs/ycxboML8v_M/s72-c/kapak4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5831488228135132332</id><published>2010-03-12T14:36:00.000+02:00</published><updated>2010-03-19T10:38:36.058+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Medya ve İletişim Stratejileri Sertifika Programı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S5o2Eb-kQyI/AAAAAAAAAck/aSRd4Pwret4/s1600-h/Egitim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447726149115593506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 311px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S5o2Eb-kQyI/AAAAAAAAAck/aSRd4Pwret4/s400/Egitim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sizleri, Bersay İletişim Enstitüsü ile İstanbul Institute işbirliğinde düzenlenen ve 8 Mayıs tarihinde başlayacak olan "Medya ve İletişim Stratejileri Sertifika Programı" hakkında bilgilendirmek istedim. Benim de eğitimcileri arasında yer aldığım bu programla ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için lütfen &lt;a href="http://www.istanbulinstitute.com/egitimdetay.php?detay=18"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5831488228135132332?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5831488228135132332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5831488228135132332' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5831488228135132332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5831488228135132332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/03/medya-ve-iletisim-stratejileri.html' title='Medya ve İletişim Stratejileri Sertifika Programı'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S5o2Eb-kQyI/AAAAAAAAAck/aSRd4Pwret4/s72-c/Egitim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5506389229400546433</id><published>2010-01-19T23:39:00.000+02:00</published><updated>2010-01-19T23:48:32.838+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Küresel Kriz Sonrası İşletmeler İçin Gelecek Stratejileri</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S1YoLfWePwI/AAAAAAAAAcc/5WD9VBg3PIY/s1600-h/ESO1.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428570578701139714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 298px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S1YoLfWePwI/AAAAAAAAAcc/5WD9VBg3PIY/s400/ESO1.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S1YnuKAJTAI/AAAAAAAAAcM/wWDGv-1ZDzY/s1600-h/ESO2.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428570074754141186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 296px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S1YnuKAJTAI/AAAAAAAAAcM/wWDGv-1ZDzY/s400/ESO2.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S1Yns9B7nhI/AAAAAAAAAcE/ExJAbF5MgKc/s1600-h/ESO3.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428570054092103186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S1Yns9B7nhI/AAAAAAAAAcE/ExJAbF5MgKc/s400/ESO3.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Eskişehir Sanayi Odası'nın çıkartmaya başladığı ESO Dergi'de yer alan yazımı sizlerle paylaşmak istedim. Herkese iyi okumalar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Küresel Kriz Sonrası İşletmeler İçin Gelecek Stratejileri", ESO Dergi, Yıl:1, Sayı:1, Kasım-Aralık 2009, s. 74-77&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5506389229400546433?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5506389229400546433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5506389229400546433' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5506389229400546433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5506389229400546433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2010/01/kuresel-kriz-sonras-isletmeler-icin.html' title='Küresel Kriz Sonrası İşletmeler İçin Gelecek Stratejileri'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/S1YoLfWePwI/AAAAAAAAAcc/5WD9VBg3PIY/s72-c/ESO1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-2617541682427500450</id><published>2009-12-27T20:21:00.000+02:00</published><updated>2009-12-27T20:29:15.488+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Çizgidışı - Kültürel Tepki Dergisi</title><content type='html'>Yayın hayatına yeni başlayan ve Aralık ayında üçüncü sayısını çıkartan Çizgidışı-Kültürel Tepki Dergisi son dönemlerde karşılaştığım en kaliteli çalışmalardan birisi. Bu sayının konusu "7/24 Dolaylı Mesleğimiz Tüketici Olmak". Benim de bu sayıda 'Parası Olan Tüketsin' Talepli, Kampanyalar başlıklı bir yazım var. Dergiye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Herkese keyifli okumalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cizgidisidergi.com/"&gt;http://www.cizgidisidergi.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-2617541682427500450?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/2617541682427500450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=2617541682427500450' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2617541682427500450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2617541682427500450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/12/cizgids-kulturel-tepki-dergisi.html' title='Çizgidışı - Kültürel Tepki Dergisi'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5271438897392910630</id><published>2009-12-27T20:13:00.000+02:00</published><updated>2009-12-27T20:19:08.399+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet Bilim Teknoloji'/><title type='text'>Mobil e-kitap okutucularında hızlı gelişme ve eğitim</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Cumhuriyet Bilim Teknoloji ekinde 4 Aralık 2009 tarihinde yayınlanan yazımızı buradan da paylaşmak istedim. Keyifli okumalar.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gün geçmiyor ki yeni bir ileri teknoloji ürününün günlük yaşantımıza ve eğitim sistemine girişinin heyecanını yaşamıyor olalım. Bunlardan çok etkileyici olanlardan biri, “Mobil Kitap Okuyucusu”, “Mobil Öğrenme Aracı”, “Elektronik Okuma Aracı” ve “Bilgisayar Okutucuları” olarak da dilimize giriş yapan mobil e-kitap okutucuları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;Prof.Dr. Yavuz Odabaşı, Anadolu Üni. İşletme Fak.; &lt;a class="mailto" href="mailto:yodabasi@anadolu.edu.tr" jquery1261937483180="185"&gt;yodabasi@anadolu.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ferhan Odabaşı, Anadolu Üni. Eğitim Fak, &lt;a class="mailto" href="mailto:fodabasi@anadolu.edu.tr" jquery1261937483180="186"&gt;fodabasi@anadolu.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amazon şirketinin elektronik kitap okuyucusu Kindle’in ikinci nesil yeni versiyonunun geçen ay piyasaya çıkması mobil e-kitap okutucularının gelişme potansiyeline önemli bir vurgu niteliğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sony şirketi benzer bir ürünü Reader adıyla çıkartmış, rekabet unsuru olarak elektronik mürekkep kullanarak kitapların çok daha iyi okunmasını sağlamış ve sahici kitap duygusu yaratmıştı. Bunların yanında, ABD’nin en büyük kitapçılarının başında gelen Barnes &amp;amp; Noble’nin Nook markalı elektronik kitap okutucusu, PDF ve kitap paylaşımı özelliğine sahip olarak çok yakında çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa kökenli IREX modelinin piyasaya sürülmesi heyecanla bekleniyor. Kâğıttan yapılan, basılı ve ciltli kitapların yerini şimdilik Kindle, Sony Reader, Nook ve İREX gibi okutucular alıyor. Diğerlerinin hızla piyasaya gireceğini tahmin etmek hiç de zor değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELİŞMİŞ ÖZELLİKLERİ NELER?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mobil e-kitap okutucularının, bir masaya, sıraya ya da herhangi bir yere bağlı olmadan kitapları okutabilme özelliği var. Okumada zenginleştirilmiş, yeni bir deneyimi sunuyor ve kütüphanenizi oluşturup, onu yanınıza alıp her yerden istediğiniz biçimde istediğinize erişebilmek ve okumak olanaklı hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşınabilir, ceplere, çantalara sığacak kadar küçük, 350-1500 kitap depolama kapasitesine sahip bu cihazlar, toplam 300-400 bin kitap arasından seçme yaptırabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu işlemler saniyeler içinde gerçekleşerek istenen kitap yüklenebiliyor. Cep telefonlarının çektiği her alanda kullanıma hazır olan araçla, yapılandırılmış internet sitelerine bağlanılarak okuduğunuz kitaba ilişkin ilave bilgilere de ulaşabiliyorsunuz. Okutucuların kimi modellerinde kapsamlı bir sözlük var ve zorluk çektiğiniz kelimelerde bu sözlük yardımınıza yetişiyor. Öte yandan tutkulu kitap okuyucularının vazgeçilmez alışkanlığı olan satır altı çizme eylemi de yazılım sayesinde gerçekleştiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mobil e-kitap okutucularının teknik özelliklerinin ve işlevlerinin yanı sıra, sosyal ve kültürel etkilerinden de söz etmek gerekir. Bu konudaki en önemli özellik olarak, sosyal bir ağ yaratması gösterilebilir. Şimdilik kitapseverleri birleştiren bu araçların sosyal ağ oluşturacağı kesin. Okutucuların başkalarıyla iletişim ve etkileşim kurma olanağının büyük bir heyecan ve arzu yarattığını, okuyucularının % 70’den fazlasının kırk yaş üstü olduğunu araştırmalarda belirleyen Amazon şirketine göre, bu teknoloji sadece gençler tarafından sevilmiyor, orta yaş için de bir potansiyel olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap baskılarının, teliflerinin, dağıtımın maliyetlerinin çok yükselmesi nedeniyle, ekonomik olarak da bu elektronik kitap okutucularının üstünlüğü kendini göstermekte. Örneğin, yakın zamana kadar internetten bir şarkı indirme bir dolardan az iken, kitap indirme on dolardan az bir düzeye indi. Basılı dergilerin ülkemizdeki dijital biçimlerine de bundan çok daha ucuz bir fiyatla ulaşabiliyor. Öte yandan, raporları, evrakları ve resimleri e-posta ile bu araçlara göndermek olanaklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EĞİTİMDEKİ YENİLİKLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi düzeyde olursa olsun, elektronik kitap okutucularının eğitimdeki en önemli üstünlüğü, istenilen yer ve zamanda hizmet sunabilme olanağına sahipliği olarak beliriyor. Kablosuz olması ve yüzlerle ifade edilecek tüm ders kitaplarının yüklenebilmesi ve sonucunda çanta taşıma zorluğunu ortadan kaldırmaya yukarıda sözünü ettiğimiz üstünlüğü yaratan özellikler.&lt;br /&gt;Siyah- beyaz ve kalitesiz kâğıtlara basılı kitapların sıkıcılığı yanında taşınma zorluğu ve yer tutması, kâğıda basılı kitapların üstünlüklerini azaltan özellikler. Halbuki, bu kitap okutucularında kitap okunurken müzik dinlenebiliyor, istenirse kendi MP3’lerinden istenilen şarkılar cihazlara yüklenebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paylaşımcı bir yapıda, kitapları okurken sorular sorabilmek, başkalarıyla da tartışma olanağı yaratabilmek olanaklı. Hemen anında sözcük yardımı ile anlaşılamayan kelime, kavram ve pasajlar ya da metinde geçen ana olayların tarihi özetlerine, açıklamalarına ulaşmak çok kolay. Tanımlar verilebilmekte, cümle içinde kullananlar gösterilebilmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu özellikler, anadili ve yabancı dil eğitiminde yepyeni ufuklar açacağa benziyor. Bunların yanında, özel eğitim gerektiren durumlarda birçok soruna çözümler getirebileceği de çok açık. Orta yaş ve sonrası içinse yaşam boyu okuma ve öğrenme olanağı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam zamanında ve ihtiyaç duyulduğu kadar öğrenme olanağına sahip bu araçlar, temel paradigmaları da değişime zorluyor. Ne olur ne olmaz, hele bir öğrenelim (just-in-case) türündeki bilgi hamallığı döneminin bitiyor olmasının en güzel örneklerinden biri olarak önümüzde geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz sınıf ortamında bu amaçla kullanılmak için geliştirilmediğinden hazır olması, 300-600 $ civarındaki fiyatının yüksek bulunması ve en önemlisi sadece İngilizce dilinde olması, eksiklikleri. Öte yandan dijital dünyada da geçerli olan sansür, mahremiyetin korunması gibi tüm sorunlar bu okutucular için de güncelliğini koruyacak. İlk dönem Kindle kullanıcıları, bir sabah uyandıklarında George Orwell’in 1984 ve Hayvan Çiftliği kitaplarının, okutucularının hafızasından silinmesi ile şok yaşamış olsalar bile, bu araçların kullanımları, özellikleri artarak gelişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar ve yazarlar bu konuda endişe duymakta haklı. Okuyucular da eski alışkanlıklar kolay kolay vazgeçemeyeceklerdir. Sayfa açarken, araya kitap ayraçlarını koyarken, kütüphanenin ve kitapevlerinin kendine has kokularını koklarken, kitapları taşırken duyduğumuz gurur ve kendine güven duygularının yerini alması hiçbir zaman söz konusu olamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayınlandığı yer: Cumhuriyet Bilim Teknoloji Eki, 4 Aralık 2009, Yıl:23, Sayı: 1185, sayfa 6.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5271438897392910630?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5271438897392910630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5271438897392910630' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5271438897392910630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5271438897392910630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/12/mobil-e-kitap-okutucularnda-hzl-gelisme.html' title='Mobil e-kitap okutucularında hızlı gelişme ve eğitim'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7390971677338437989</id><published>2009-11-16T21:35:00.000+02:00</published><updated>2009-11-16T21:39:47.715+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Pİ'nin Yeni Sayısı Çıktı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SwGqaqs5xmI/AAAAAAAAAb8/uLvkbqGttE4/s1600/P%C4%B0.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404788402937251426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 298px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SwGqaqs5xmI/AAAAAAAAAb8/uLvkbqGttE4/s400/P%C4%B0.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pazarlama ve İletişim Kültürü Dergisinin (Pİ) yeni sayısı çıktı. Bu sayıda "lüks tüketim ve lüks markalar" konusu yer alıyor. Herkese keyifli okumalar...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7390971677338437989?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7390971677338437989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7390971677338437989' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7390971677338437989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7390971677338437989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/11/pinin-yeni-says-ckt.html' title='Pİ&apos;nin Yeni Sayısı Çıktı'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SwGqaqs5xmI/AAAAAAAAAb8/uLvkbqGttE4/s72-c/P%C4%B0.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-4271026954776797699</id><published>2009-11-04T23:22:00.000+02:00</published><updated>2009-11-04T23:26:22.159+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SvHxa0k6AOI/AAAAAAAAAbc/yWWiPusceBo/s1600-h/k2mediacat20.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400362871286268130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 265px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SvHxa0k6AOI/AAAAAAAAAbc/yWWiPusceBo/s400/k2mediacat20.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Rekabetin yoğun olduğu piyasalarda müşterinin alınan bir ürün ya da hizmetten elde ettiği tatmin düzeyi, rekabette kimin daha çok kazanacağını belirlemektedir. Aynı sektörde çalışan şirketler için bir müşteri grubunun tatmin edilememiş olan ihtiyaçları ve beklentileri, başka bir şirket grubu için fırsatlar yaratabilmektedir. Böyle bir ortam içinde, nelerin yapılabileceği ise, günümüz dünyasında sınırsızdır ve yenilik, yaratıcılık gibi unsurların baskın olduğu bir uygulamayı gerektirmektedir. Müşteri Hizmetleri günümüz iş dünyasını analiz etmekte ve müşteri hizmetlerinin geldiği noktayı anlatmakta ve nasıl olması gerektiğini de vurgulamaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-4271026954776797699?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/4271026954776797699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=4271026954776797699' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4271026954776797699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4271026954776797699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/11/rekabetin-yogun-oldugu-piyasalarda.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SvHxa0k6AOI/AAAAAAAAAbc/yWWiPusceBo/s72-c/k2mediacat20.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5300856049146138474</id><published>2009-10-13T17:13:00.000+03:00</published><updated>2009-10-13T17:38:32.924+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Erken Hasat Çılgınlığı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/StSQq3FH0jI/AAAAAAAAAbU/oJ5-nsflbtM/s1600-h/Erken+hasat.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392093719883665970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 286px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/StSQq3FH0jI/AAAAAAAAAbU/oJ5-nsflbtM/s400/Erken+hasat.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/StSQVeuuq3I/AAAAAAAAAbM/9pKZ_Zhjbh4/s1600-h/New+Picture.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392093352570039154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 129px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/StSQVeuuq3I/AAAAAAAAAbM/9pKZ_Zhjbh4/s400/New+Picture.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;CNBC-e Business dergisi, Ekim 2009 sayısında tarıma dayalı üretim yapan sektörlerin yenilikçilik arayışlarının yarattığı "Erken hasat çılgınlığını" sayfalarına taşıdı. Benim de görüş bildirdiğim bu yazıdan ve konudan sizleri haberdar etmek istedim. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5300856049146138474?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5300856049146138474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5300856049146138474' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5300856049146138474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5300856049146138474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/10/erken-hasat-clgnlg.html' title='Erken Hasat Çılgınlığı'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/StSQq3FH0jI/AAAAAAAAAbU/oJ5-nsflbtM/s72-c/Erken+hasat.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-1402220024888022992</id><published>2009-10-06T23:15:00.000+03:00</published><updated>2009-10-06T23:18:39.326+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Ekonomik kriz, yeni tüketim ahlâkıyla çözülecek</title><content type='html'>27 Eylül 2009'da Zaman Gazetesi'nin Pazar Eki'nde yayınlanan Gülizar Baki ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının tamamına şu adresten ulaşabilirsiniz: &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=896601#"&gt;Zaman Pazar&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-1402220024888022992?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/1402220024888022992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=1402220024888022992' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1402220024888022992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1402220024888022992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/10/ekonomik-kriz-yeni-tuketim-ahlakyla.html' title='Ekonomik kriz, yeni tüketim ahlâkıyla çözülecek'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5630155950360697116</id><published>2009-08-25T12:42:00.000+03:00</published><updated>2009-08-25T12:55:36.806+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>İndirimin Kimyası Değişti</title><content type='html'>Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği'nin (AMPD) dergisi olan Arasta bu sayısında 'perakendecilerin indirim sınavını' konu ediyor. Benim de görüş verdiğim bu yazının bazı kısımlarını aşağıda aktarıyorum. Hepinize keyifli okumalar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SpO02FtRJlI/AAAAAAAAAYE/SqrnuQ7ZB1M/s1600-h/T%C3%BCketici+indirimleri.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373837621721114194" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 292px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SpO02FtRJlI/AAAAAAAAAYE/SqrnuQ7ZB1M/s400/T%C3%BCketici+indirimleri.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SpO0K0GxjVI/AAAAAAAAAX8/Tc4PWHdcITI/s1600-h/T%C3%BCketici+indirimleri2.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373836878261882194" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 218px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SpO0K0GxjVI/AAAAAAAAAX8/Tc4PWHdcITI/s400/T%C3%BCketici+indirimleri2.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5630155950360697116?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5630155950360697116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5630155950360697116' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5630155950360697116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5630155950360697116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/08/indirimin-kimyas-degisti.html' title='İndirimin Kimyası Değişti'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SpO02FtRJlI/AAAAAAAAAYE/SqrnuQ7ZB1M/s72-c/T%C3%BCketici+indirimleri.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-2042463639832854593</id><published>2009-08-04T22:40:00.000+03:00</published><updated>2009-08-04T22:50:08.616+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TİMFED'/><title type='text'>Küresel Krizin Müşteri Hizmetlerine Getirecekleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SniQofymofI/AAAAAAAAAXs/B_CVAYku9Ag/s1600-h/K%C3%9CRESEL+KR%C4%B0Z1.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366197981414859250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 276px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SniQofymofI/AAAAAAAAAXs/B_CVAYku9Ag/s400/K%C3%9CRESEL+KR%C4%B0Z1.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SniP-1T8pDI/AAAAAAAAAXk/oNr1byh21yo/s1600-h/K%C3%9CRESEL+KR%C4%B0Z2.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366197265637352498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 278px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SniP-1T8pDI/AAAAAAAAAXk/oNr1byh21yo/s400/K%C3%9CRESEL+KR%C4%B0Z2.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;TİMFED'in (Tesisat İnşaat Malzemecileri Federasyonu Dergisi) 3. sayısında (Nisan-Ekim 2009/1, s. 72-73) yayımlanan, "Küresel Krizin Müşteri Hizmetlerine Getirecekleri" başlıklı yazım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herkese keyifli okumalar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-2042463639832854593?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/2042463639832854593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=2042463639832854593' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2042463639832854593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2042463639832854593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/08/kuresel-krizin-musteri-hizmetlerine.html' title='Küresel Krizin Müşteri Hizmetlerine Getirecekleri'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SniQofymofI/AAAAAAAAAXs/B_CVAYku9Ag/s72-c/K%C3%9CRESEL+KR%C4%B0Z1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7752096704393244030</id><published>2009-07-29T21:46:00.000+03:00</published><updated>2009-07-29T21:49:44.958+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Pİ'nin yeni sayısı çıktı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SnCZucL2iBI/AAAAAAAAAXc/-HJb9zV7nsg/s1600-h/P%C4%B0.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363956179317196818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 302px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SnCZucL2iBI/AAAAAAAAAXc/-HJb9zV7nsg/s400/P%C4%B0.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pİ'nin yeni sayısının konusu "Krizden nasıl çıkılır?". Hepinize keyifli okumalar diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7752096704393244030?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7752096704393244030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7752096704393244030' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7752096704393244030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7752096704393244030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/07/pinin-yeni-says-ckt.html' title='Pİ&apos;nin yeni sayısı çıktı'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SnCZucL2iBI/AAAAAAAAAXc/-HJb9zV7nsg/s72-c/P%C4%B0.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-3311938910356731674</id><published>2009-05-04T23:55:00.000+03:00</published><updated>2009-05-05T00:09:54.276+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Pİ'nin Yeni Sayısı Çıktı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Sf9Zi6JYimI/AAAAAAAAAVs/4OHaBC8PreM/s1600-h/P%C4%B01.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332078940088994402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 301px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Sf9Zi6JYimI/AAAAAAAAAVs/4OHaBC8PreM/s400/P%C4%B01.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pazarlama ve İletişim (Pİ) Kültürü Dergisinin Bahar 2009 sayısı çıktı. Bu sayının kapak konusu Marketing 2.0. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Chris Anderson'un 2004 yılında Wired'da yayınlanan Uzun Kuyruk makalesinin kısaltılmış bir versiyonunun da yer aldığı bu sayıda öne çıkan diğer konulardan birisi de küresel kriz ile birlikte oluşan yeni düzen, değişen pazarlar ve tüketici. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Herkese keyifli okumalar diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-3311938910356731674?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/3311938910356731674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=3311938910356731674' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3311938910356731674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3311938910356731674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/05/pinin-yeni-says-ckt.html' title='Pİ&apos;nin Yeni Sayısı Çıktı'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Sf9Zi6JYimI/AAAAAAAAAVs/4OHaBC8PreM/s72-c/P%C4%B01.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-3982602513268319146</id><published>2009-04-07T11:23:00.000+03:00</published><updated>2009-04-07T11:25:26.737+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal2'/><title type='text'>Bir millet uyanıyor!</title><content type='html'>Krize karşı bir taraftan insanlar alışverişe, tüketmeye ve bu yolla bir tür vatanperverliğe davet edilirken, diğer taraftan da ‘bir millet uyanıyor!' çağrısı ile sorgulamaya, düşünmeye ve bilinçlenmeye yöneltiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir millet uyanıyor" başlıklı yazımın devamını okumak için &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;amp;ArticleID=929664&amp;amp;Date=07.04.2009&amp;amp;CategoryID=42"&gt;lütfen tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının yayınlandığı yer: Radikal 2, 05.04.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-3982602513268319146?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/3982602513268319146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=3982602513268319146' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3982602513268319146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3982602513268319146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/04/bir-millet-uyanyor.html' title='Bir millet uyanıyor!'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7412135603362303551</id><published>2009-04-01T21:53:00.000+03:00</published><updated>2009-04-01T22:05:07.224+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Tüketici ne istiyorsa onu verin</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SdO6eSDEW0I/AAAAAAAAAVk/eq06i51cH8M/s1600-h/T%C3%BCketici+ne+istiyorsa+onu+verin.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319800614258236226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 306px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SdO6eSDEW0I/AAAAAAAAAVk/eq06i51cH8M/s400/T%C3%BCketici+ne+istiyorsa+onu+verin.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son günlerde derinleşen küresel finans krizi karşısında bir çıkış yolu bulabilmek amacıyla paket üstüne paket açıklanıyor. Hedefte tüketici var. Ancak karşımızda bilinçlenmeye başlayan yeni bir tüketci var ve devir artık "tüketici ne derse o olur" devri olmaya başladı. Yukarıda sizlerle paylaştığım yazımda kısaca bu konuyu irdelemeye çalıştım. Bir televizyon programında tanıştığım Fuat Bey'e de bana bu yazımın yayımlanması için fırsat verdiği için ayrıca teşekkür ediyorum. Hepinize keyifli okumalar diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yazının yayınlandığı yer: Tüketici Bilinci Dergisi (Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği Yayın Organı), Yıl: 6, Sayı:17, Mart-Nisan 2009.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7412135603362303551?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7412135603362303551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7412135603362303551' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7412135603362303551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7412135603362303551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/04/tuketici-ne-istiyorsa-onu-verin.html' title='Tüketici ne istiyorsa onu verin'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SdO6eSDEW0I/AAAAAAAAAVk/eq06i51cH8M/s72-c/T%C3%BCketici+ne+istiyorsa+onu+verin.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5412793500695249469</id><published>2009-03-25T23:02:00.000+02:00</published><updated>2009-03-25T23:11:41.433+02:00</updated><title type='text'>Seçimlerde "Obama etkisi" görülüyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Scqc0Q-a-iI/AAAAAAAAAVc/xySnrHHvElA/s1600-h/MarketingT%C3%BCrkiye.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317234731788204578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 203px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Scqc0Q-a-iI/AAAAAAAAAVc/xySnrHHvElA/s400/MarketingT%C3%BCrkiye.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Marketing Türkiye'nin 1 Mart 2009 tarihli sayısının kapak konusu "Seçim Kampanyaları Nereye Gidiyor?"du. Bu kapsamda seçimlerdeki Obama etkisini ele aldığım yorumumu buradan da sizlerle paylaşmak istedim. Keyifli okumalar.&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5412793500695249469?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5412793500695249469/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5412793500695249469' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5412793500695249469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5412793500695249469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/03/secimlerde-obama-etkisi-goruluyor.html' title='Seçimlerde &quot;Obama etkisi&quot; görülüyor'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Scqc0Q-a-iI/AAAAAAAAAVc/xySnrHHvElA/s72-c/MarketingT%C3%BCrkiye.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-1542270533605394991</id><published>2009-03-11T21:21:00.000+02:00</published><updated>2009-03-11T21:35:43.682+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Küresel krizde pazarlama nasıl bir rol izleyecek?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SbgSU29DE1I/AAAAAAAAAVU/So69hLEnvDg/s1600-h/BRANDAGE1.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312015910041752402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 299px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SbgSU29DE1I/AAAAAAAAAVU/So69hLEnvDg/s400/BRANDAGE1.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SbgSAr_BiEI/AAAAAAAAAVM/4IOsJFZtSC4/s1600-h/BRANDAGE2.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312015563499866178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 383px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SbgSAr_BiEI/AAAAAAAAAVM/4IOsJFZtSC4/s400/BRANDAGE2.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Türkiye'nin ilk ve tek marka yönetimi dergisi &lt;a href="http://www.thebrandage.com/"&gt;BrandAge&lt;/a&gt; dolu dolu yazılarla ikinci sayısını çıkardı. Bu sayıda ben de bir yazımla &lt;a href="http://www.thebrandage.com/"&gt;BrandAge&lt;/a&gt;'e konuk oldum. Keyifli okumalar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-1542270533605394991?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/1542270533605394991/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=1542270533605394991' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1542270533605394991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1542270533605394991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/03/kuresel-krizde-pazarlama-nasl-bir-rol.html' title='Küresel krizde pazarlama nasıl bir rol izleyecek?'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SbgSU29DE1I/AAAAAAAAAVU/So69hLEnvDg/s72-c/BRANDAGE1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-7293096842097580314</id><published>2009-03-11T21:15:00.000+02:00</published><updated>2009-03-11T21:21:26.004+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Perakende mağazacılığın tahtı tehlikede</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SbgN--o9KJI/AAAAAAAAAUs/HgiJ7dMO56w/s1600-h/PERAKENDE+MA%C4%9EAZACILIK.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312011136101329042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 317px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SbgN--o9KJI/AAAAAAAAAUs/HgiJ7dMO56w/s400/PERAKENDE+MA%C4%9EAZACILIK.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; CNBC-e Business dergisinin Mart 2009 sayısında yayınlanan TV'den satış yazısına verdiğim görüş.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-7293096842097580314?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/7293096842097580314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=7293096842097580314' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7293096842097580314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/7293096842097580314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/03/perakende-magazaclgn-taht-tehlikede.html' title='Perakende mağazacılığın tahtı tehlikede'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SbgN--o9KJI/AAAAAAAAAUs/HgiJ7dMO56w/s72-c/PERAKENDE+MA%C4%9EAZACILIK.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8723662145104864443</id><published>2009-02-28T10:04:00.000+02:00</published><updated>2009-02-28T10:31:33.397+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Pİ'nin yeni sayısı çıktı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Saj1kSYagbI/AAAAAAAAAUc/h1VyQP6CEhM/s1600-h/pi.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307762164614463922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 298px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Saj1kSYagbI/AAAAAAAAAUc/h1VyQP6CEhM/s400/pi.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Obama'dan sonra pazarlamanın" ele alındığı bu sayıda yazarlarımızdan birisi de Seth Godin'di. Diğer yazı ve yazarlara resme tıklayarak ulaşabilirsiniz. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8723662145104864443?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8723662145104864443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8723662145104864443' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8723662145104864443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8723662145104864443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/02/pinin-yeni-says-ckt.html' title='Pİ&apos;nin yeni sayısı çıktı'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Saj1kSYagbI/AAAAAAAAAUc/h1VyQP6CEhM/s72-c/pi.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-1063695889832745619</id><published>2009-02-28T09:52:00.001+02:00</published><updated>2009-02-28T10:31:01.603+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Internet'i Teğet Geçenin Sandıkta Yüzü Gülmeyebilir</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Saj2JWd6wsI/AAAAAAAAAUk/HIh3H-F3FbU/s1600-h/IP+YORUM.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307762801366450882" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 246px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Saj2JWd6wsI/AAAAAAAAAUk/HIh3H-F3FbU/s400/IP+YORUM.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;IP (Interaktif Pazarlama Dergisi) 15 Ocak 2009 tarihli sayısını yerel seçimlerde interaktif mecraların önemine ayırdı. Hazırladığı bir yazıda yerel seçimlerde boy gösterecek adayların yeni nesil seçmene nasıl ulaşabileceği ve Internet'in nasıl "oy"a dönüştürülebileceği tartışılıyor. Bu yazı için benim yaptığım yorumu buradan sizlerle paylaşmak istedim. İyi okumalar.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-1063695889832745619?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/1063695889832745619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=1063695889832745619' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1063695889832745619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1063695889832745619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/02/interneti-teget-gecenin-sandky.html' title='Internet&apos;i Teğet Geçenin Sandıkta Yüzü Gülmeyebilir'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/Saj2JWd6wsI/AAAAAAAAAUk/HIh3H-F3FbU/s72-c/IP+YORUM.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8249408490864404983</id><published>2009-01-28T10:54:00.000+02:00</published><updated>2009-03-11T21:20:57.140+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TİMFED'/><title type='text'>İnsan ilişkilerini teknolojik ilişkilere heba etmeli miyiz?</title><content type='html'>TİMFED'in Kasım 2008-Mart 2009 sayısında yayınlanan yazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SYAeFjz1QcI/AAAAAAAAATg/zylQ1UXIRDY/s1600-h/Yavuz+Hoca+S%C3%B6yle%C5%9Fi.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5296266242648523202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 222px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SYAeFjz1QcI/AAAAAAAAATg/zylQ1UXIRDY/s320/Yavuz+Hoca+S%C3%B6yle%C5%9Fi.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8249408490864404983?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8249408490864404983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8249408490864404983' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8249408490864404983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8249408490864404983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/01/insan-iliskilerini-teknolojik.html' title='İnsan ilişkilerini teknolojik ilişkilere heba etmeli miyiz?'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SYAeFjz1QcI/AAAAAAAAATg/zylQ1UXIRDY/s72-c/Yavuz+Hoca+S%C3%B6yle%C5%9Fi.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-4203703170840719232</id><published>2009-01-28T10:48:00.000+02:00</published><updated>2009-01-29T11:51:31.113+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Aslında hepimizin bildiği, ama derinleşen krizle birlikte iyice günyüzüne çıkan bir konuyu ele aldığım yazım bu hafta &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=918476"&gt;Radikal'de&lt;/a&gt; yayınlandı. Hepimiz merakla tüketicinin imdada yetişip yetişmeyeceğini göreceğiz. Keyifli okumalar diliyorum.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tüketici imdada yetişebilecek mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünyayı derinden etkilemeye başlayan küresel krizden en az etkilenmek için şirketler çeşitli yöntemler deniyorlar. Hükümetlerin ne gibi önlemler aldıkları ve daha neler yapmaları gerektiği konusunda da tartışmalar süregidiyor. Uygulanan kurtarma paketleriyle devlet elinin giderek daha fazla hissedilmeye başlandığı bu yeni dönemde, tüketicilerin de üstüne düşen görevi yerine getirmesi istenmekte ve beklenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NELER NELER YAPILIYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giderek derinleşen küresel krize karşı aranan önlemler çerçevesinde, alışveriş ve tüketimin özendirilmesi amacıyla akla hayale gelebilecek her şey deneniyor. Ülkemizde, “Gün Bugündür” kampanyası ile tüketimin canlandırılmasına çalışılıyor. İstanbul’da başlayan ve tüm Türkiye’ye yayılmaya başlayan kampanyada çok sayıda kuruluş yer alıyor. İndirim oranları %30’lardan %80’lere kadar değişiyor. Reklamlarda ve halkla ilişkiler kampanyalarında tüketiciye, “Sizinleyiz, sizinle beraberiz”, “iyi günde, kötü günde birlikteyiz” mesajları veriliyor. Tüm bunlara karşın, tüketicilerin alışveriş konusundaki çekingenliği devam ediyor ve yaşanan durgunluğun önüne geçilemiyor. Bayramın yarattığı olumlu etkiye rağmen, tüm bu çabalar %15-30’luk geçici bir canlanmayı zar zor gerçekleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer ülkelerde durum farklı mı? Hayır. Londra’nın dünyaca ünlü alışveriş caddesi olan Oxford Caddesindekiler başta olmak üzere, mağazaların çeşitli uygulamaları arasında caddenin trafiğe kapatılması ve rahat alışverişin gerçekleşmesi, yorulacak tüketicilere dinlenme mekanlarının oluşturulması, çikolata ve kahve ikramı, alışverişi özendirici indirimler gerçekleştiriliyor. Benzer uygulamalara Paris’in, Viyana’nın, Roma’nın alışveriş caddelerinde ve mekanlarında da sık rastlanır oldu . A.B.D.’de, “Şükran Günü” ile başlayan ve yılbaşına kadar sürecek “Altın sezon” pek istenildiği gibi gitmiyor. Şükran gününün hemen ertesinde gerçekleştirilen geleneksel indirim sırasında yaşanan izdihamda bir çalışanın ölümü, dikkatleri insanların nasıl mallara hücum ettiğine çekti. Avustralya hükümeti, 11 milyon çalışanına tatile çıkmasını ve para harcamasını önerdi. Alman hükümeti, sigortalı olan 30 milyon kişiye yılbaşında 500 Avro tutarında “hediye çeki” vermeyi planlıyor. Ancak gözlemciler, tüm bu uğraşların tüketicileri alışverişe ikna etmeye yetmediği ve varolan kalabalığın alışverişi arzulanan düzeye ulaştırmadığı görüşünde. “Satış var, kar yok” gerçeği tüm çıplaklığıyla kendini gösteriyor. Satışlar, kampanyalarla biraz hareketlense de arzulanan ve alışılan kazanç yok. Dünya ticareti 30 yılın en kötü sezonu geçiriyor.Noel mevsimi geçtikten sonra bu daha açık biçimde görünecek gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜKETİCİ VATANPERVERLİĞİ Mİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arz cephesinde yapılabilecek herşey fazlasıyla yapılıyor. Hatta, ülkemizde sanayiciler hükümet üyeleri tarafından vatanperverliğe davet edildi. Artık beklenen, tüketicinin görevini yerine getirmesi; vatanperverlik bilinciyle alışverişe gitmesi, harcama yapması ve tüketimde bulunması. Fransa, “ekonomik vatanperverlik”, İtalya “yerli malı kullan” sloganlarıyla bu konuda öncü ülkeler arasında yer aldılar. Ülke içinde üretilen malların özellikle tüketilmesi konusunda dikkat çekici ve farkındalık yaratıcı girişimler birbirini izliyor. “Tüketiciler, ülkenin size ihtiyacı var” türündeki ikna edici mesajlar birbirini izliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, alışveriş yaparken elleri torbalarla dolu tüketiciler, çevredekilerin bakışlarından rahatsızlık duyduklarını ve alışverişlerini gizli biçimde yapmayı tercih ettiklerini açıklıyorlar. Bu durum, hiç şüphesiz internetten satışların artmasına neden olabilecektir. krizin yoğun yaşandığı yerlerde lüks ve pahalı yerlerde görünmek, alışveriş yapmak, yemek yemek, eğlenmek pek de iyi karşılanmayan bir durum. Mağaza ve marka isimleri taşıyan torbaların yerine geri dönüşümden kazanılmış torbaların kullanılması hızla artıyor. Herkesin daha fazla duyarlı ve sorumlu olması gerektiği gerçeği büyük bir hızla toplumda yayılıyor. Tüm bunlara rağmen, bu güne kadar pek de yeterli bir sonuç alındığı söylenemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜKETİCİ RESMİN NERESİNDE?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat edilmesi gereken noktaların başında, tüm bu çalışmaların ve etkinliklerin hep şirketler tarafından tasarlanıp, şirketler tarafından tek yönlü olarak gerçekleştirildiğidir. Tüketici, böyle bir kriz döneminde bile edilgen, istenildiği gibi yönlendirilebilecek bir kitle olarak görülüyor. İşletmeler, sadece ekonomik yararları ön plana çıkartarak, tüketiciyi yönetip, yönlendirebilecekleri anlayışından vaz geçmiyorlar. Tüketicilerin, hep fazla ödeyerek mi geçirdim yaşamı mı? Üreticiler yine kendi ihtiyaçlarını bana sunuyorlar türündeki algılamaları yaygınlaşıyor ve netlik kazanmaya başlıyor. Tüketiciler, işletmelerin yapısal hatalarını ve seri kusurlarının bedelini ödemek istemiyor artık. Alışverişten ve tüketimden kaçınmaya başlayan tüketicilere verilen klasik tepki olarak gerçekleştirilen kampanyaların ve indirimler yüzdelerinin arttırılması hızla sınırlarına yaklaşmakta ve fazla işe yaramamaktadır. Sonuçta, tüketicilerin sadece akılcı ve çıkarcı olarak karar vermediği, aynı zamanda duygularıyla da kararlarını verdiği gerçeği kendini göstermekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki değişen ve hızla dönüşen günümüzde çıkarların karşılıklı gözetildiği ve buna bağlı olarak da sorumlulukların karşılıklı yerine getirildiği, işbirliğine dayalı bir ticaret ve iş anlayışı hakim. Tüketiciler daha insancıl, çevreye daha duyarlı, dünyaya daha saygılı bir ticaret ortamında kendilerine düşen rolü etkin ve demokratik bir güç olarak kullanmak istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kriz süreci ile birlikte başlayan değişim ve dönüşüm, yeni denemeler ve seçeneklerden çok daha fazlasını gerektiriyor. Finansal ve ekonomik krize çözüm, insan, çevre ve küresel ısınma krizleriyle aynı çizgide gidiyor. Doğal sermaye ile insan sermayesinin birlikte düşünülmesini içeren değişiklikleri dikkate almaz ve zihinsel bir değişimi ve dönüşümü gerçekleştiremezsek, uygulanacak ekonomik ve finansal çözümler sürdürülebilir olmayacak ve korkarım ki krizler her türlüsüyle kendini sık sık tekrarlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının yayınlandığı yer: &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=918476"&gt;Radikal Gazetesi&lt;/a&gt;, 24.01.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-4203703170840719232?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/4203703170840719232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=4203703170840719232' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4203703170840719232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4203703170840719232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/01/tuketici-imdada-yetisebilecek-mi.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8441515328225849730</id><published>2009-01-13T12:43:00.000+02:00</published><updated>2009-01-13T12:50:23.687+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet Bilim Teknoloji'/><title type='text'>MAVİ KARTIN İKİ YÜZÜ</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Eşim Ferhan Odabaşı ile birlikte kaleme aldığımız ve 2 Ocak 2009 tarihinde Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisinde yayınlanan yazımı buradan da sizlerle paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel ekonomik kriz her yönüyle etkilerini sürdürürken, kriz sonrası yeni oluşacak yapının merkezinde yetenekli ve yaratıcı insanın yer alacağı açık biçimde görünüyor. Kriz öncesinde başlayan ve ülkelerin yeni yüzyıla nasıl bir insan sermayesi ile girmesi gerektiği konusu her ülkeyi olduğu gibi AB ülkelerini de arayış içerisine sokmuş durumda. Medyada geniş biçimiyle yer aldığı gibi, AB “yetenekli göçmen” projesine Mavi Kart adıyla hayat verdi. Mavi adını AB bayrağının renginden alan ve A.B.D.’nin yeşil kartından esinlenerek oluşturulan proje, yetenekli işgücü ihtiyacını kapatmayı amaçlıyor. Gelecekteki yirmi yılda, yirmi milyon nitelikli işgücüne sahip olması gereken AB’nin 27 ülkesi, projeye olumsuz bazı çıkışlara rağmen genelde olumlu yaklaşıyor. Her ülkenin kendi ihtiyaçlarına göre değişebilecek olan istihdam alanlarının başında da mühendislik ve bilgisayar teknolojisinin gelmesi ise hiç de anlamsız değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endüstri toplumlarından, bilgi toplumuna geçiş sancıları yaşayan AB ülkelerinde yeni bir orta sınıfın, geleneksel çalışanların oluşturduğu yapıya paralel yeni bir yapı oluşturmaya başlandığı biliniyor. &lt;strong&gt;Cognitariat&lt;/strong&gt; olarak adlandırılan bu sınıf cognitive ve proletariat kelimelerinden türetilmiş ve “yaratıcı sınıf”, “bilgi işçisi” olarak tanımlanmıştır. Yaşamlarını geleneksel fiziksel işlerden değil, bilişsel işlerden kazanan insanlara verilen bu adın çağrışımı, yaşanan büyük değişim ve dönüşümü de gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni ekonominin yarattığı yeni bir sınıf olarak yaratıcı sınıf, yaratıcı kent, yaratıcı ülke ve AB gibi yaratıcı ülkeler birliği kavramları uygulamaya geçiyor. Bu sınıfın üyeleri olan bilgi işçileri (cognitariat) için uygun kazanç, çalışma esnekliği gibi özellikler ön planda olmakta birlikte, bunların beklentilerini yönetmek geleneksel yapılarla gerçekleştirilememekte. Bu yaratıcı sınıfın üyelerini kazanmak için yeni yaklaşımlar, yeni uygulamalar gerekli. Rahatlıkla başka ülkelerde çalışabilen bu “bilgi işçileri”ni kendi ülkesine çekebilmek veya elde tutabilmek ulusal bir stratejiyi gerekli kılıyor. AB ülkelerinin Mavi Kart uygulaması bu yönüyle de incelemeyi hak ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi kart uygulamaları, gelişmekte olan ülkelerin başta Çin ve Hindistan olmak üzere, “diplomalı elit”lerini hedeflemektedir. Ülkemiz de hiç şüphesiz bu oluşumdan etkilenecektir. “Maliyetine sen katlan, yararını ben alacağım” anlayışı burada geçerli bir yaklaşım olacağa benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ülke gibi AB ülkeleri de, ekonomik dönüşümlerindeki işgücü ve sermaye girdilerini, yaratıcı niteliklere (yetenekli insan sermayesi ve teknoloji-bilgi sermayesi) olanlara doğru dönüştürmenin gayreti içinde. Yetenekli/yeteneksiz çalışan oranı , yetenekli bilgi işçisi lehine dönüştürmenin bir uygulaması olarak Mavi Kart çok daha fazla önem kazanıyor. Özellikle, Mavi Kart uygulaması içindeki bir konu bu açıdan büyük bir önem kazanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek lisans derecesinin bir Avrupa ya da dengi olan bir üniversiteden alan ve en az üç yıl profesyonel deneyim sahibi olan otomatik olarak Mavi Kart almaya hak kazanıyor. Buna, “Mavi Diploma” denebilir.Bilgi elitlerini kendine çekmeye çalışan yaşlı AB, yüksek öğretim stratejilerimize özenle yeniden bakmamızı bize şart koşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜLKEMİZ AÇISINDAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bu durumun ülkemizi ilgilendiren kısmı birbirini bütünleyen iki yarım küreden oluşuyor. Birincisi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni oluşacak dünyada etkin bir rol almak için nasıl bir insan gücü yetiştirmek gerekiyor, bu amaçla izlenecek yüksek öğretim politikası neleri içermeli ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu genel nitelikteki sorular birbirini izleyen çok sayıda soruyu da beraberinde getirecek ve bunlara akılcı yorumlar aramak kaçınılmaz olacaktır. Bu aşamada yükseköğretim görevlilerine düşen, kendimize ayna tutmaktır. Aynada göreceklerimiz bizi ilk aşamada mutlu etmese de, zaman içerisinde bu sorulara yanıt verebilecek özelliklerle donanabilmemiz olanaklı ancak, bu zamanın da fazla olmadığı kesin... Dünyada çeşitli araştırma ve yayınlarda sözü geçen “Dijital Yerli”-“Dijital Göçmen” ayrımı bizim eğitim sistemimizde de en önemli sorun. Her türlü dijital etkinliği rahatlıkla gerçekleştiren bir öğrenci kitlesine karşı, dijital yaşama ve onun getirilerine yabancı hatta, yer yer karşı bir eğitici kitlesine sahibiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci grup soruları içinde ise temel soru şu olmalıdır &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkemizin iş hayatının bu tür insan sermayesine ihtiyacının düzeyi nedir? Ve bundan tam bir sinerjiyi yaratacak yapıya sahip midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruda ise,ortaya çıkacak ürünün yurt dışına değil de yurt içine yarayacak şekilde nasıl örgütleneceği önem kazanmaktadır. Yükseköğretim görevlileri birinci yarımküredeki aşamada zor bir dönem geçireceklerse, kazancın da ülkeye kalması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki gruptaki sorulara verilebilecek yanıtlar, gerçekçi ve uygulanabilir stratejileri zorunlu kılıyor. Bu yeni dönemde Üniversite-Hükümet-İş dünyasının işbirliğine ve stratejik yaklaşımına her dönemden daha fazla ihtiyacımız var. Hem kendimizi yetiştirip geleceğin bilgi işçilerini yetiştireceğiz, hem de onlara sahip çıkacağız. Yoksa nitelikli bilgi işçilerimizi, altın tepsi içerisinde başka ülkelere Yeşil Kart, Mavi Kart gibi uygulamalarla sunacağız.Acilen, önlemler almamız gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının yayınlandığı yer: Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi&lt;br /&gt;2 Ocak 2009, Yıl:22, Sayı:1137, S.15&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Yavuz ODABAŞI&lt;br /&gt;Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:yodabasi@anadolu.edu.tr"&gt;yodabasi@anadolu.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. H. Ferhan ODABAŞI&lt;br /&gt;Anadolu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:fodabasi@anadolu.edu.tr"&gt;fodabasi@anadolu.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8441515328225849730?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8441515328225849730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8441515328225849730' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8441515328225849730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8441515328225849730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2009/01/mavi-kartin-iki-yz.html' title='MAVİ KARTIN İKİ YÜZÜ'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8945087130906644453</id><published>2008-12-17T10:21:00.000+02:00</published><updated>2008-12-17T10:23:58.809+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal'/><title type='text'>YENİ DÖNEM, İNSAN VE ÇEVRE</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;15 Aralık 2008'de &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&amp;amp;ArticleID=912733&amp;amp;Date=15.12.2008&amp;amp;CategoryID=99"&gt;Radikal&lt;/a&gt;'de yayınlanan bir yazımı buradan sizlerle paylaşmak istedim.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil hareket, gönüllü sadelik, yeşil barış gibi aşırı tüketim ve sonuçlarını göstermeye ve olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik eylem günlerimizin de hem sayısı hem de etkisi giderek artıyor ve gittikçe dikkatleri çekmeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel krizin belki de en önemli sonuçlarından biri olarak ifade edilen sosyal sorunlara uzak, sınırsız ve acımasız küresel kapitalizmin denetlenemez olduğu düşüncesi, artık eskisi kadar rağbet görmüyor. İş dünyasının hem kâr elde edip hem de içinde yaşadığı toplumun ve daha genel olarak da dünyanın sorunlarına duyarlılık göstermesi ve yeni yaklaşımlara yönelmesi gerektiğini öngören bir zorunluluğu ve açılımı ilgiyle izliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda, günümüz tüketicilerinin kısa dönemli bireysel çıkarlarını ön plana alan rolleri ile uzun dönemli sorumluluklarını içeren toplumsal rollerini birleştirerek siyasete ve ekonomiye yön verme konusunda bilinçlenmeye başladığını görüyoruz. Daha insancıl, çevreye daha duyarlı bir ortamın yaratılmasında ve yaşadığımız küresel krizin etkilerini herkes için en aza indirgemede sivil toplumun, devletin ve iş dünyasının katkıları böyle bir dönüşümün en temel ve en önemli unsurunu oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüşümün gerçekleşebilmesi ve sürdürülebilir olması için vazgeçilmez koşullardan birisi de tüketicinin, birey olarak yönlendirilmesi ve korunması gereken çaresiz bir zavallı olduğu anlayışının değişmesi gerekliliğidir. Ürettiklerinden fazlasını tüketen ve aradaki farkı da borçlanarak telafi eden tüketicileri tahrik etmek, onları hep daha fazla tüketmeye yöneltmek oyununda başarılı olduğunu zanneden, insani duyarlılığın bir kenara konduğu finansal kuruluşlar, işletmeler ve bunların yöneticileri ihtiraslarının kurbanı olduklarının yeni yeni farkına varıyorlar. Köpük ya da balon benzetmesiyle bu tür uygulamaların ‘şişir-sat’ anlayışı ile hüküm sürmesi nihayet sona eriyor. İnsan odaklı, çevreye saygılı bir yeniden yapılanmanın belirtilerini görüyoruz. Bu değişim ve dönüşüm sürecinde, tüketicinin ‘kendisi için neyin iyi, neyin kötü’ olduğunu anlamaz zihniyeti yerine, ‘etkin, denetleyici ve dönüştürücü gücünün’ varlığını kabullenmek bir önkoşuldur. Kendisine öğretilen rollerin dışına çıkarak yeni davranış biçimleri gösteren tüketiciyi iyi anlamak ve onun dönüştürücü gücünü tanımak olumsuz etkilerden arınmanın en temel koşullarından olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tüketici eylemlerinin yönü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son çeyrek yüzyılda, tüketimin aşırı ve hoyratça yapılarak artmasına paralel olarak bu durumun yanlışlığını ve önleme yollarını göstermek için toplumsal baskı ve bilinç yaratmaya yönelik eylemlerin her şeye rağmen çeşitlenerek arttığını gözlemliyoruz. Bunlardan biri, üretici ve tüketiciler için daha iyi bir gelecek sağlamaya çalışan, üretim ve tüketim sürecinde doğanın dengesini gözetmeyi öngören bir uluslararası sivil toplum hareketi olan ‘slow food’ ülkemizde de fark edilmeye başlandı. Yavaş yaşamayı öngören ve kanunsuz, haksız ve aşırı kazanç sağlayan kuruluşlara bir tepki olarak doğan bu sosyal hareket; işçi, köylü ve küçük üretici haklarına odaklanıp, bireylerin dikkatini çekmeye çalışıyor. Tüketici yerine ‘yardımcı-üretici’  kavramının kullanılması ve tohumun çiftçiye ait olması gerekliliğine vurgu yapıyor.Hiç şüphesiz, bu sivil toplum hareketinden çok daha yaygın ve etkili bir başka hareket de Adil Ticaret. Adil Ticaret, üçüncü dünya ülkelerindeki küçük üreticilerin, köylülerin ve işçilerin daha iyi üretim koşullarına ulaşmalarını ve yaşamlarını sürdürmelerini sağlamak için, ürünlerinin piyasalarda adil bir fiyattan (piyasa fiyatının biraz üstünde) satılmasını sağlamaya çalışan bir sosyal hareket. O kadar önemli ve etkili bir hareket haline geldi ki 17 Mayıs günü ‘Adil Ticaret’ günü olarak kutlanmaya başladı. Benzer bir başka hareket olan ‘Etik Ticaret’ ise çalışma koşullarını düzeltmeye ve uluslararası standartlarla uyumlaştırmaya odaklanıyor. Tüketici ile işçi, köylü ve küçük ölçekli üretici arasındaki kopuk bağların, işbirliğine ve dayanışmaya dönüşebileceği umut ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara ek olarak, 15 Mart’ta ‘Dünya Tüketiciler Günü’ ve bu günün içinde bulunduğu hafta, ‘Tüketiciyi Koruma Haftası’ olarak da çeşitli etkinliklerle kutlandı. Sanki, olacaklar önceden bilinmiş gibi bu senenin teması olan ‘sürdüredebilir tüketim’ geniş bir biçimde ülkemiz de dahil tüm dünyada ele alınıp irdelenmeye çalışılıyor. Tüketici Koruma Hareketi, hem içerik hem de etki alanı olarak olumlu biçimde büyüyor. Bu kapsamdaki en önemli eylem olan ‘Satın Almama Günü/Buy Nothing Day’, 1992’den beri kutlanıyor ve giderek daha fazla kişinin dikkatini çekiyor. Satın almama günü, karşı konulamaz bir tutku haline getirilen alışveriş ve tüketime karşı kasım ayının son Cuma gününde kutlanıyor. Bir tür ‘tüketim perhizi’ olan bu gün, ülkemizde de 2002 yılından bu yana biliniyor ve günün önemine bağlı biçimde kutlamalarla sürdürülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi bu kadar mı? Çocukların ve yetişkinlerin daha az TV izleyip, sosyal ilişkilere daha fazla önem vermelerini vurgulamaya yönelik ‘Televizyonları Kapatma Haftası’ bu sene 21-27 Nisan tarihleri arasında gerçekleşti. Kapatma, kullanmama, tüketmeme eylemlerine güzel bir örnek de 29 Mart gecesi kutlanan ve küresel iklim değişikliğine dikkat çekmeyi, enerji kaynaklarının hızla ve acımasızca tüketilmesine tepki göstermeyi amaçlayan ‘Dünya Saati’ uygulamasıdır. Saat 20.00 - 21.00 arasında bir saat süresince elektrikli aletleri ve ışıkları kapatma eylemi gerçekleşti. ‘Yeryüzü İçin Bir Saat’ etkinliğine geçen yıl 35 ülkenin ve 370 büyük kentin katıldığı ve eyleme iş yerlerinin de destek verdiği düşünülürse, giderek büyüyen ve başarı kazanmaya başlayan bir sosyal ve siyasal hareket olduğu daha iyi görülebilir.Benzer bir eylem bu sefer internet üzerinden gerçekleştirildi 17 Eylül tarihinde. Dünyanın dört bir yanından çevreciler, ‘Bir mum yak, aleve bak, gezegenle birlikte bir nefes al’ çağırısıyla on dakika sürecek eylem önerisini Facebook üzerinden başarıyla organize ettiler. ‘Birlik Güçtür’ sloganı ile yapılan eylem çağrısı sanal ortamın bu konudaki etkinliğini bir kere daha gösterdi.  Bunlar kadar yaygın olmasa da alternatif karşıt grupların yürüttüğü moda ve marka karşıtı kampanyalardan olan ‘No Logo’ ve ‘Fashion Strike’ eylemleri de gittikçe dikkatleri ve destekleri üzerine doğru çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sadece özel günler değil&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz, çoğunluğunu benimsediğimiz ve severek katıldığımız özel tüketim günlerinde daha fazla tüketim yapılması gereğine bilerek ya da bilmeyerek inanıyoruz. Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, yılbaşı gibi içleri ticari amaçla boşaltılmış, anlamları tüketimin tahrikine yönelik olarak değiştirilmiş bu tür günleri saymakla bitirmek olanaksız gibi. Öte yandan; yeşil hareket, gönüllü sadelik, yeşil barış gibi aşırı tüketim ve sonuçlarını göstermeye ve olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik eylem günlerimizin de hem sayısı hem de etkisi giderek artıyor ve gittikçe dikkatleri çekmeye başlıyor. Tüm bunlar, sadece bir grup aktivistin eylemleri olarak görülmekten çıkıp, birbirini izleyen ve demokratik denetimimizi amaçlayan ve bu konularda kendimizi ifade etmeye olanak sağlayan, eylem günleri haline dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar katılımcı ve özgürlükçü demokraside hesap soran talepkâr birey anlayışını günlük yaşama aktarmak olarak da düşünülebilecek eylemler. Toplumsal ve küresel sorunların bilincinde, demokratik eylemlere katılarak bunları kendi meselesi sayan, hesap soran öznedir var olmakta olan yeni birey. Bu sosyal hareketlerin, 21. yüzyılın ve yaşanan küresel krizin getirdiği olumsuzluklar ve eşitsizlikler konusunda bireylerin bilinçlenmelerine yardımcı olacağı bunun yanı sıra birey olarak ve birlikte hareket edebilen tüketicilerin etki yaratabileceklerine, bir değişim gerçekleştirebileceklerine ve yanlışlıkları düzeltebileceklerine yönelik inançlarını da arttıracağı çok açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birbirine bağımlı olmak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde yaşadığımız yıllar küresel krizin olumsuz etkilerine karşın, dünyayı değiştirecek yeni yapılanmaların oluşmasında hepimize büyük fırsatlar sunuyor. Küresel ekonomideki birbirine bağımlılıklar ve gittikçe birbirine daha çok bağımlı hale gelen üretici, tüketici ve devlet alanlarının etkin, eşgüdümlü ve kapsamlı bir işbirliğine dayalı yönetim,başarılı bir yeni yapılanma için şart görünüyor. Bu yolla, herkes için güvenli, temiz ve paylaşımcı,insancıl bir ekonomik ve siyasal yapıyı yaratarak başarıya ulaşmak olanaklı. Bunu yaparken, tüketicilerin ekonomik,siyasi ve çevresel meydan okumalarındaki hem gerçek, hem de sanal ortamlardaki etkinliklerini göz ardı edebilmek olanaksızlaşıyor. Devletin daha fazla rol alması ve yükselen korumacılık dalgasının etkisiyle piyasaların denetim ve gözetiminin artırması istendiği bu günlerde, etkin biçimde gözetleme ve denetim eylemlerinde toplumsal rolleri gereği tüketici ve tüketim ile ilgili dernek, vakıf ve her türlü sivil toplum kuruluşunun başarılı biçimde yerine getirmede görev almaları gerekliliğini görmemiz gerekiyor. Soyut ve fazla kuramsal açıklamalara ve mücadelelere boğulmanın ötesinde, etkileri somut olarak görülen küresel krizlerin bir daha yaşanmamasına yönelik bu tür pratik ve somut eylemler, bireylerin ve sivil toplum hareketinin demokratik denetleme gücü olarak yaşantılarımızda vazgeçilmez bir öneme sahip olmaya başlayacak gibi görünüyor. Herkesin birlikte kazanacağı, çok taraflı kazançların sağlanacağı düzenlemelerin gerektiği ve endüstri ötesi bilgi-iletişim teknolojilerinin egemenliğinde oluşacak yeni ekonomi döneminde, tek başına oluşacak başka bir denetim ve gözetim sistemine ihtiyaç yok gibi. İnsan merkezli, iklim değişikliği, küresel ısınma ve çevreye odaklı anlayışa, uygulamaya biraz daha özen göstermek ve yerel, ulusal, küresel sivil hareketleri etkili kılmak sorunun çözümünde altın bir seçenek sunuyor.Bunu kullanmanın da tam zamanı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8945087130906644453?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8945087130906644453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8945087130906644453' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8945087130906644453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8945087130906644453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/12/yeni-dnem-insan-ve-evre.html' title='YENİ DÖNEM, İNSAN VE ÇEVRE'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-3012691050327318279</id><published>2008-11-16T10:05:00.000+02:00</published><updated>2008-11-16T10:10:57.061+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal'/><title type='text'>‘Tekno başkan’ Obama: ABD seçimlerindeki dijital devrim</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Dün Radikal'de yayınlanan bir yazımı buradan da sizlerle paylaşmnak istedim.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;4 Kasım 2008 tarihinde ABD başkanlık seçimi gerçekleşti ve Barack Obama, beklendiği gibi, başkan seçildi. Seçim sürecinde en çok merak edilen konulardan birisi de kampanyasının başarısına etki eden faktörlerin neler olduğu idi. Artık seçim bittiğine göre, kampanya analizi ve değerlendirmesi yapmanın tam zamanı. Bu konuda yapılan derinlemesine analizler ve açıklamalar birbirini izliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama’nın zaferinin ardında elbette pek çok faktör var. Gençler ve kadın seçmenler başta olmak üzere, Obama’nın beyazlar dahil orta sınıfa hitap etmesi, rakibinin olumsuz seçim propagandasının karşısında olumlu bir strateji izlenmesi, her alanda vaadettiği değişim ve bu vaadlerin insani bir duyarlılık ve samimiyetle kitlelere aktarılması bu faktörlerin başlıcaları. Ancak tüm bunların ötesinde, bu seçim ‘dijital iletişimin’, bugüne kadar yapılan seçimler arasında, en yaygın ve başarılı kullanıldığı seçim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dijital Mecraları Fetheden Başkan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki seçimlerde, dijital platformların politik anlamda ne denli önemli bir güç unsuru oluşturduğu anlaşılmış olacak ki, bu seçimlerde her iki adayın da bu alanları boş bırakmadıklarını gördük. Ancak Obama teknoloji yarışını açık ara önde tamamladı. Obama ve tekno-strateji uzmanları, sadece en pahalı ve uzun süren değil, aynı zamanda dijital iletişimin de çok başarılı şekilde kullanıldığı bir kampanyaya imza attılar. Tüm yıl boyunca ‘Bize Katıl’ (Join Us) kampanyası ile hem aktivist sayısını arttırmış ve hem de bağış oranlarını, beşer onar dolarlık küçük rakamlarla oluşsa bile, etkili biçimde artırmış ve hem de insanların birbirleriyle konuşmalarını ve oy verme oranlarını artırmıştır.Barack Obama seçim kampanyası süreçince bloglardan sosyal ağlara, video ve fotoğraf paylaşım sitelerinden mobil uygulamalara kadar, dijital platformun aklımıza gelebilecek hemen her türlü aracından yararlanıldı. Dijital dünyanın bu araçları sayesinde Obama yaklaşık 1,5 milyon bağışçıdan 200 milyon dolar toplamayı, sosyal ağlar aracılığıyla 850 bin katılımcıyı harekete geçirmeyi ve ülke çapında 50 bin etkinliği yönetmeyi başardı. Silikon Vadisi çalışanlarının Obama’yı ‘Tekno-Başkan’ olarak adlandırmaları boşuna değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama’nın dijital reklamlar için harcadığı rakam 8 milyon dolara yaklaşmış durumda. Bu tutar içinde en büyük payı, yaklaşık 4,2 milyon dolarla arama motorları Google ve Yahoo alıyor. Sosyal ağlar için harcanan rakam ise yarım milyon doları buldu ve bu tutar içinde aslan payını ise Facebook almış durumda. Gerek sayfalarının web trafiği gerek sosyal ağlar üzerindeki popülerliği, Obama’nın parasını boşa harcamadığının göstergesi. Özellikle genç seçmenlere ulaşmak açısından sosyal ağlar ve video paylaşım siteleri, her iki adayın da kampanyalarında büyük önem taşıdı. Adaylar özellikle YouTube aracılığıyla konuşmalarını, reklamlarını ve hazırladıkları klipleri gençlerle paylaştılar. 400 gün süren kampanya sürecinde Obama’nın videoları 889 milyon kere izlenerek rekor kırdı. YouTube’a diğer adaylardan daha fazla para yatırmış olmasına rağmen McCain’in kampanya videolarının izlenme sayısı ise 554 milyonda  kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama’ya başarıyı getiren sadece bu mecralara para harcamış olması değil elbette, çünkü bu konuda rakibi de ondan geri kalmadı. Bu anlamda başarısının altında yatan en önemli etken, yeni dünyanın dijital boyutuna olan inancı ve dijital dünyanın ruhuna uygun düşecek stratejilere yatırım yapması oldu. Bu yaklaşım; bağış oranlarının yanı sıra, insanların birbirleriyle konuşma ve oy verme düzeylerini artırmış görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama, günümüz insanının, özellikle de dijital medya içinde maruz kaldığı bilgi bombardımanından, açık ve yalın bir mesajla sıyrılmayı başardı. Kendine oy vereceklere değişimi vaadetti (Vote 4 Change ). Kısa, açık ve akılda kalıcı olması yanında, bu mesaj içinde çok daha zengin anlamlar taşıyordu. Çünkü Obama, değişimi onlarla birlikte gerçekleştirmeyi vaat ediyordu ve bunu da ‘Evet, yapabiliriz (Yes, we can)’ sloganıyla destekledi. Obama’nın kampanyasını desteklemek için bir grup sanatçının hazırladığı ‘Evet, yapabiliriz  (Yes, we can)’ isimli albümden derlenen müzik videosu ise YouTube üzerinden milyonlar tarafından izlendi. Albümdeki şarkılar Obama’nın web sitesinden dinlenebildiği gibi, albüm de indirilebildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan, Obama yeni dijital seçmenin ihtiyaçlarının da farkındaydı. Bu yeni seçmen bloglarda, sosyal ağlarda ve paylaşım sitelerinde içeriği kendisi oluşturuyordu. Eğer ki dijital platformlarda kendinden söz ettirmek istiyorsa, onlara kullanabilecekleri bir içerik vermesi gerektiğinin farkındaydı. Bunun için, MyBarackObama isimli sanal topluluk kuruldu. Üye sayısı 1 milyonu aşan bu topluluk üzerinden, tüm seçmenlere bloglarında ve paylaşım sitelerinde kullanabilecekleri içerik sunuldu. Ancak, bu sayfanın en dikkat çekici kısmı, sayfa başındaki slogandı; ‘Çünkü bu SİZİNLE ilgili  (Because it’s about YOU)’ diyordu Obama. Bu slogan, akla hemen ‘SEN (YOU )’ kapağıyla çıkan Time dergisini akıllara getiriyor. Time dergisi bu kapağı ile, dijital demokrasi sayesinde kendini ifade etme şansı bulan bilgisayarları başındaki insanları yılın kişisi olarak seçiyor ve bu insanların enformasyon çağını kontrol etmeye başladıklarına dikkat çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Siyasal İletişimde Üçüncü Raunt&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama’nın dijital demokrasiye olan inancının devam edip etmeyeceğini, blog yazıp sosyal ağlarda faaliyetlerine devam eden bir başkan olup olmayacağını şimdiden bilemesek de bildiğimiz bir şey var ki o da bu seçimlerin siyaset iletişiminin kurallarını değiştirdiğidir. Obama’nın bu başarısı, sonraki seçimlerde Web 2.0 araçlarının kullanımı açısından da yeni bir çağı başlatmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasal iletişim ve pazarlama uygulamaları çok genel olarak incelendiğinde üç önemli aşamadan geçtiği söylenir. Bunlardan ilki, kitlelerin toplandığı ve siyasetçilerin kitlelere seslendiği dönemdir. Bu dönemde meydanların hâkimiyeti, ‘söylem siyasetini’ en iyi uygulayan siyasetçilerin ve partilerin elindedir. Bundan sonraki dönem, televizyon ve gazetelerin egemenliğinde geçmiştir. Seçmenlere verilecek ‘mesajların’ ve bu mesajları hazırlayan uzmanların seçim kampanyalarında boy gösterdiği bir dönemdir. Son dönem ise, halen içinde yaşamakta olduğumuz dijital dönemdir. Artık, siyasi iletişim ve pazarlama uygulamalarında, bilişim teknolojilerinin ve kültürünün egemenliği yaşanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan dönüşüm ve içinde yaşanan dönem, pazarlama ve siyasal iletişim alanında çok açık mesajlar içermektedir. Bu açık mesajları 2008 Amerikan başkanlık yarışında gördük. Bu seçim, bilişim teknolojilerinin yoğun biçimde kullanımının yanında, yüksek teknoloji çağına da girildiğini müjdelemiş oldu. Aynı zamanda, teknoloji ve insan birlikteliğini hedefleyen çalışmaları yoğun biçimde gördük. CNN televizyonunun, muhabirlerini stüdyoya ışınlaması izleyenlerin tümünde hayranlık yaratmasının yanında, teknolojide gelinen son noktayı da tüm dünyanın gözleri önüne serdi. Teknolojinin bu denli yoğun kullanıldığı seçimlere de son noktayı CNN koymuş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın bugüne kadar gördüğü en pahalı ve yoğun dijital iletişim araçlarının kullanıldığı bu seçim, bizim gibi genç nüfusa sahip olan ülkeler için de yeni ufuklar açmış oldu. Bilginin hızla, kesintisiz ve sansürsüz biçimde dünyanın her tarafında serbestçe dolaştığı bir dünyada, ülkemiz siyasetçileri de bizi bekleyen yerel seçimlerde bilişim teknolojilerinin sunacağı pek çok fırsatı görmüş oldu. Kim bilir belki bizler de önümüzdeki seçimlerde etkileşimli web sayfalarının, e-posta mesajlarının, sosyal ağların ve paylaşım sitelerinin etkin biçimde kullanıldığını göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının yayınlandığı adres: &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=908454&amp;amp;Date=15.11.2008&amp;amp;CategoryID=99"&gt;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=908454&amp;amp;Date=15.11.2008&amp;amp;CategoryID=99&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih: 15.11.2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-3012691050327318279?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/3012691050327318279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=3012691050327318279' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3012691050327318279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/3012691050327318279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/11/tekno-bakan-obama-abd-seimlerindeki.html' title='‘Tekno başkan’ Obama: ABD seçimlerindeki dijital devrim'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-2680800008488788821</id><published>2008-10-09T22:30:00.000+03:00</published><updated>2008-10-09T22:36:38.458+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>HABER ANALİZ</title><content type='html'>"Internet haberciliğinde yeni bir sayfa!" sloganıyla yayın yapan Haberanaliz sayfası, çok farklı konularda çok sayıda yazarı biraraya toplayan bir haber sitesi. Bugünden itibaren benim de bazı yazılarımı yayınlamaya başladılar. Siteye aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.haberanaliz.net/index.asp"&gt;http://www.haberanaliz.net/index.asp&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-2680800008488788821?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/2680800008488788821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=2680800008488788821' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2680800008488788821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/2680800008488788821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/10/haber-analiz.html' title='HABER ANALİZ'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5680058875454565571</id><published>2008-09-21T16:26:00.000+03:00</published><updated>2008-09-22T13:47:15.366+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Geleneksel Satış Tarihe Gömülüyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.mosder.org.tr/"&gt;MOSDER (Mobilya Sanayicileri Derneği)&lt;/a&gt; işbirliği ile yayınlanan ev, dekorasyon ve tasarım dergisi Evdeyiz'in üçüncü (3, 2008) sayısında çıkan yazıma aşağıdaki resimleri tıklayarak ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SNZO-JbTD1I/AAAAAAAAANM/s3IisNyyzRk/s1600-h/yavuz+hoca.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248469245336162130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SNZO-JbTD1I/AAAAAAAAANM/s3IisNyyzRk/s320/yavuz+hoca.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SNZOtPbHiTI/AAAAAAAAANE/LJLkZ2yhuSk/s1600-h/yavuzz+hoca.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248468954888243506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SNZOtPbHiTI/AAAAAAAAANE/LJLkZ2yhuSk/s320/yavuzz+hoca.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5680058875454565571?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5680058875454565571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5680058875454565571' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5680058875454565571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5680058875454565571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/09/geleneksel-sat-tarihe-gmlyor.html' title='Geleneksel Satış Tarihe Gömülüyor'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SNZO-JbTD1I/AAAAAAAAANM/s3IisNyyzRk/s72-c/yavuz+hoca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-4581205229102208012</id><published>2008-09-19T10:13:00.000+03:00</published><updated>2008-10-07T13:04:36.268+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>BUSINESS WORLD WORKSHOPS</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SNNS0RUIfuI/AAAAAAAAAMs/3gT9uk5dVX4/s1600-h/bww_07.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247629048771280610" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SNNS0RUIfuI/AAAAAAAAAMs/3gT9uk5dVX4/s320/bww_07.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SNNSUsCA-FI/AAAAAAAAAMk/Zc60LyRCXsA/s1600-h/bww_07.gif"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;BUSINESS WORLD WORKSHOPS 15- 16 EKİM 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazarlama, Satış, Liderlik ve Kişisel Gelişim ile ilgili Yüzlerce Otorite ve Uzman BUSINESS WORLD WORKSHOPS’da (BWW) Katılımcıları Bekliyor!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;EDUPLUS, dünya ile aynı anda yepyeni bir eğitim hizmetini Türk iş dünyasına sunuyor. Yüzlerce otorite, uzman, iş adamı ve yönetici; Business World Workshops ile profesyonelleri yetiştirecek. EDUPLUS kalitesi ve güvencesi ile düzenlenen “BUSINESS WORLD WORKSHOPS”da (BWW) ülkemizin önemli holdinglerinin sahipleri, CEO’ları, genel müdürleri, orta düzey yöneticileri ile pazarlama, satış, yönetim ve kişisel gelişim otoriteleri konuşmacı olarak yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Workshoplar, iş dünyasında her düzeyde görev yapan, kendini geliştirmeyi ilke edinmiş, kariyer tutkunu profesyoneller için özel hazırlandı. Bugüne kadar aldığı kurumsal eğitimleri yetersiz bulunlar, sertifika ve açık eğitimleri yakından takip edenler, kariyerini geliştirmek isteyenler, EDUPLUS markasının uluslararası deneyim ve birikiminden yararlanma şansına sahip olacak. Artık dünya sizin çok yakınınızda olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyaca ünlü firmalarının konuşmacıları deneyim ve birikimlerini sizlere aktarmak için bekliyor. Önemli konuşmacı firmalardan bazıları şunlardır: Google, P&amp;amp;G, Mey İçki, Algida, Eczacıbaşı Intema, Novartis, Boehringer, Philip Morris, Honda, Vestel, Eczacıbaşı Zentiva, Akbank, Turkcell, Koç Holding, HP, Ericsson, Alarko Holding, Baymak ve daha birçoğu Workshoplarda yer almaktadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İş dünyasının önemli platformlarından biri olan “BUSINESS WORLD WORKSHOPS’da (BWW); Pazarlama, Satış Liderlik ve Kişisel Gelişim konularıyla ilgili 4 ayrı kategoride düzenlenecek olan workshoplara dileyen istediği programa katılarak bilgi ve becerilerini üst noktaya taşıyabilecek. İş hayatında fark yaratacak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Liderlik Workshop &lt;/strong&gt;ile liderlikle ilgili bilgi ve becerilerinizi geliştirme ve geleceğin liderleri arasında yer alma; &lt;strong&gt;Marketing Power Workshop &lt;/strong&gt;ile Pazarlama dünyasındaki yenilikler hakkında bilgi sahibi olma ve geleceğin pazarlama dünyasında yer alma; &lt;strong&gt;Satış Workshop &lt;/strong&gt;ile satış alanında başarıyı yakalama ve satışlarınızı artırma; &lt;strong&gt;Kişisel Gelişim Workshop &lt;/strong&gt;ile kendinizi daha iyi tanıyıp potansiyelinizi keşfetme, bilgi, beceri ve yaratıcı düşünme yeteneklerinizi geliştirme ve iş hayatında fark yaratma fırsatlarını kaçırmayın!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Detaylı bilgi ve kayıt İçin: &lt;a href="http://www.businessworldworkshops.com/"&gt;Business World Workshops&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;15 Ekim 2008  PROGRAMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PAZARLAMA WORKSHOP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                               &lt;br /&gt;8:30 -9:00               Kayıt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9.00 -9.30               Ana Oturum: Pazarlama da  Yaratıcılık, Farklılık ve Yenilik!- İş Yaşamında Yaratıcı Fikirler Siz Onları Kışkırtmadıkça Ortaya Çıkmaz  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Galip Yorgancıoğlu // Mey İçki CEO&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;9.30-10.00              Ana Oturum: Müşteri Yönetimi, Müşteriyi Kazanma ve Müşteri Sadakati Yaratma &lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Prof. Dr. Yavuz Odabaşı// Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi (Müşteri İlişkileri, Tüketici  Davranışı , Pazarlama İletişimi Yönetimi ve Postmodern Pazarlama adlı kitapların yazarı)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;10:00-10:30              Ana Oturum: Geleceğin Dünyasının Pazarlama İlkeleri ve Teknikleri-Pazarlamada Yeni Boyutlar  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Doç.Dr.Serdar Pirtini // Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fak. Öğretim Üyesi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;10:30-11:00            Kahve Arası&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;11:00-11:50            Forum: Başarılı Marka Yönetimi ve Marka Liderlerinden Taktikler &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Şükrü Dinçer// Algida Pazarlama Direktörü &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Mustafa İçil// Google Türkiye Pazarlama Direktörü&lt;br /&gt;-Levent Soygür // Coca-Cola Pazarlama Varlıkları Grup Müdürü&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;11:50-12:20            Kahve Arası&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;12:20-13:05            Özel Söyleşi: Müşteri Odaklı Ürün Yönetimi Stratejileri&lt;br /&gt;-Forum Başkanı: Atalay Gümrah//  Eczacıbaşı Intema Genel Müdürü&lt;br /&gt;-Ayça Gürelman// Novartis Kategori Müdürü&lt;br /&gt;-Jale Akyel// IBM.COM Bölüm  Müdürü&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;13:05-13:10            Kapanış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SATIŞ WORKSHOP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13:30-14:00            Kayıt &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;14.00 -14.30           Ana Oturum: Alaturka Satış Stratejileri -Türklere Satış Yapmanın İncelikleri -Özlem Seller // Gelisim Atolyesi Kurucusu /Yazar (''Alaturka Satış Stratejileri'' adlı kitabın yazarı)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;14.30 -15.00           Ana Oturum: Satışta Yüksek Performanslı Ekip Kurma ve Ekip Ruhu Oluşturma&lt;br /&gt;- Ali Kirman // Danışman-Yazar (Satışta Profesyonellik ve Satışı Cepheden Yönetmek adlı kitapların yazarı)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;15:00 -15:30           Ana Oturum: Satışta Etkili Sunuş, İtirazları Karşılama, İkna ve Satış Kapama Teknikleri &lt;br /&gt;-Taner Özdeş // Infonet Genel Müdürü (Satışın 10 Altın Kuralı adlı kitabın yazarı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15:30 -16:00           Kahve Arası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16:00 -16:50           Forum: Bildiğiniz Satışın Sonu!- 21. yy Satıcıların Değişen Rolü ve Başarılı Satıcı Olmanın Sırları&lt;br /&gt; -Forum Başkanı: Mustafa Çavuşoğlu // Boehringer Ingelheim Satış Eğitim Müdürü&lt;br /&gt;-Yunus Erduran // Philip Morris Sabancı Pazarlama ve Satış A.Ş Ticari Pazarlama Müdürü                  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Murat Kurtlar/  Blaupunkt - Car Multimedia - Ülke Satış Direktörü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16:50-17:20            Kahve Arası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17:20-18:05            Özel Söyleşi: Satış Kanalında Başarının Anahtarı!- Dağıtım Kanalı ve Müşteri Yönetimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Forum Başkanı: Hakan Ömer Gider // Satış/ Pazarlama Uzman ve Eğitmeni (Satışçının Antrenman Notları Kitabının Yazarı)-Tayfun Okter //  Avea Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı&lt;br /&gt;-Ümit Karaarslan // Honda Genel Müdür Yardımcısı&lt;br /&gt;-Akın Birsen // Vestel Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;18:05-18:10            Kapanış&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-4581205229102208012?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/4581205229102208012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=4581205229102208012' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4581205229102208012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4581205229102208012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/09/business-world-workshops.html' title='BUSINESS WORLD WORKSHOPS'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SNNS0RUIfuI/AAAAAAAAAMs/3gT9uk5dVX4/s72-c/bww_07.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5215324551739745970</id><published>2008-09-03T10:36:00.000+03:00</published><updated>2008-09-03T10:45:26.625+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Yönetim ve Ekonomi Bilimleri Konferansı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SL4_39whodI/AAAAAAAAAMc/BF8z_CAt_4E/s1600-h/yebkom2.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5241697247009284562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SL4_39whodI/AAAAAAAAAMc/BF8z_CAt_4E/s320/yebkom2.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Konferansın detaylarına &lt;a href="http://www.sobiad.org/yebko/anasayfa-yebko.htm"&gt;Yebko'nun anasayfasından &lt;/a&gt;ulaşabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Program ve konuşmacılara ise bu sayfadan ulaşabilirsiniz: &lt;a href="http://www.sobiad.org/yebko/konf-program.htm"&gt;Konferans Programı&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5215324551739745970?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5215324551739745970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5215324551739745970' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5215324551739745970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5215324551739745970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/09/ynetim-ve-ekonomi-bilimleri-konferans.html' title='Yönetim ve Ekonomi Bilimleri Konferansı'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SL4_39whodI/AAAAAAAAAMc/BF8z_CAt_4E/s72-c/yebkom2.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-5357266011363364213</id><published>2008-08-04T22:19:00.000+03:00</published><updated>2008-08-04T22:23:54.339+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Mükemmel Müşteri Hizmetleri de Değişir</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdXOBOSbRI/AAAAAAAAAMU/_XRTCydOSkY/s1600-h/M%C3%BC%C5%9Fteri+Hizmetleri.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230745390572268818" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdXOBOSbRI/AAAAAAAAAMU/_XRTCydOSkY/s320/M%C3%BC%C5%9Fteri+Hizmetleri.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eskişehir'li KOBİ'ler için çok yararlı olacağını düşündüğüm yeni bir dergi yayın hayatına başladı: Eskişehirce. İçinde çok değerli hocalarımızın ve sanayicilerimizin yazıları bulunuyor. Bu ilk sayıda benim de Müşteri Hizmetleri ile ilgili bir yazım yer aldı. Derginin herkes için yararlı olmasını ve yayın hayatının geri kalanında da bu ilk sayıdaki başarıyı yakalamasını umuyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-5357266011363364213?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/5357266011363364213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=5357266011363364213' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5357266011363364213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/5357266011363364213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/08/mkemmel-mteri-hizmetleri-de-deiir.html' title='Mükemmel Müşteri Hizmetleri de Değişir'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdXOBOSbRI/AAAAAAAAAMU/_XRTCydOSkY/s72-c/M%C3%BC%C5%9Fteri+Hizmetleri.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-6132112822582774161</id><published>2008-08-04T22:09:00.000+03:00</published><updated>2009-01-29T11:49:13.564+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TİMFED'/><title type='text'>Başarılı Müşteri Hizmet Sistemi Nasıl Olmalı?</title><content type='html'>Tesisat İnşaat Malzemeleri Federasyonu'nun dergisi olan TİMFED, senede iki sayı olarak yayın hayatına başladı. Nisan-Ekim 2008 sayısında benim de bir yazımı yayınladılar. Kendilerine yayın hayatında başarılar diliyorum. Yazımı aşağıdaki resimleri büyüterek okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdUt1YvhbI/AAAAAAAAAME/jDvvc3a0tnQ/s1600-h/New+Picture+(2).png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230742638615823794" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdUt1YvhbI/AAAAAAAAAME/jDvvc3a0tnQ/s320/New+Picture+(2).png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdVT_W2lZI/AAAAAAAAAMM/TUL-PCAeMlI/s1600-h/New+Picture+(3).png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230743294127281554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdVT_W2lZI/AAAAAAAAAMM/TUL-PCAeMlI/s320/New+Picture+(3).png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-6132112822582774161?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/6132112822582774161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=6132112822582774161' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6132112822582774161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6132112822582774161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/08/baarl-mteri-hizmet-sistemi-nasl-olmal.html' title='Başarılı Müşteri Hizmet Sistemi Nasıl Olmalı?'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdUt1YvhbI/AAAAAAAAAME/jDvvc3a0tnQ/s72-c/New+Picture+(2).png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-295269446830617907</id><published>2008-08-04T22:03:00.000+03:00</published><updated>2008-08-04T22:09:22.043+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Pİ'nin Yeni Sayısı Çıktı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdT0Mpa3EI/AAAAAAAAAL8/fefLXiNv5Ac/s1600-h/New+Picture+(1).png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230741648427375682" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdT0Mpa3EI/AAAAAAAAAL8/fefLXiNv5Ac/s320/New+Picture+(1).png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdTEla1wnI/AAAAAAAAAL0/tFaQquqAh5U/s1600-h/P%C4%B0+YEN%C4%B0+SAYI.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-295269446830617907?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/295269446830617907/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=295269446830617907' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/295269446830617907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/295269446830617907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/08/pinin-yeni-says-kt.html' title='Pİ&apos;nin Yeni Sayısı Çıktı'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SJdT0Mpa3EI/AAAAAAAAAL8/fefLXiNv5Ac/s72-c/New+Picture+(1).png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-6046593422104649784</id><published>2008-07-22T11:29:00.000+03:00</published><updated>2008-07-22T11:33:25.178+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal2'/><title type='text'>ETİK TİCARET HER YERE LAZIM</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Tüketiciler artık sadece tüketim malları üretenleri değil, ara malı üreticilerini ve taşıma hizmeti verenleri de etik ticarete uymaya çağırıyor. Tuzla da çağrıya uyacak mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/07/19/fft5_mf32191.Jpeg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/07/19/fft5_mf32191.Jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yılın başından beri yaşanan dramatik işçi ölümleri, dikkatleri “ölüm tersaneleri” olarak adlandırılmaya başlanan Tuzla tersanelerine çekmeyi başardı. Bu bölge on binlerce işçiyi çalıştırıyor ve barındırıyor. Diğer taraftan ülkemiz ekonomisi açısından da, gelişmeyi ve rekabette uluslararası başarıyı yakalamaya çalışan bir bölge olarak büyük bir öneme sahip. Son kazalarda 100’e yakın işçinin ölümü sonrasında, konu ile ilgili taraflar konumları gereği olayların nedenlerini ve çözüm yollarını tartışmaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının tamamını okumak için &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&amp;amp;ArticleID=889326&amp;amp;Date=22.07.2008&amp;amp;CategoryID=42"&gt;tıklayın.&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-6046593422104649784?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/6046593422104649784/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=6046593422104649784' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6046593422104649784'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/6046593422104649784'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/07/etik-ticaret-her-yere-lazim.html' title='ETİK TİCARET HER YERE LAZIM'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-25527509934170991</id><published>2008-07-09T10:27:00.000+03:00</published><updated>2008-07-09T10:34:34.496+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal'/><title type='text'>Tüketimin sürdürülebilirliği yeterli olabilir mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SHRp-tKy3qI/AAAAAAAAALs/3oPE9s6y3GM/s1600-h/fft5_mf27984.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220914394026925730" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SHRp-tKy3qI/AAAAAAAAALs/3oPE9s6y3GM/s320/fft5_mf27984.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Dünyanın geri kalmış ve kalkınmakta olan ülke insanlarının nimetlerden yararlanma arzularına kulak tıkanamayacak duruma gelinmiştir. Küresel dengesizlik, küresel adaletsizlik ve sanayileşmiş ülkelerin hoyratça sömürüleri nedeniyle yoksun hale gelindiği düşüncesi, insani duyarlılıklarla da birleşince, ortak bir çözüm arayışını kaçınılmaz kılmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son aylarda ortaya çıkan ve olumsuz etkilerini gösteren fiyat artışları ve yokluklar, dikkatleri küreselleşmenin olumsuz yönleriyle ilgili değerlendirmelere yöneltti. Başta petrol olmak üzere enerji fiyatlarındaki yükselişe, emtia fiyatlarındaki artış ve kıtlık durumları da eklenince huzursuzluk ve endişelerin önü alınamaz oldu. Ekonomik ve siyasal endişelerin yanında, insancıl endişeler de gün geçtikçe gündemde daha fazla yer almaya başlıyor. İspanya, Belçika ve diğer ülkelerdeki TIR sürücüleri ile çiftçilerin gösterdikleri tepkileri yakından izliyoruz. Haiti gibi ülkelerde gıda yetersizliği, komşu ülke sınırlarını aşarak birer toplumsal ve bölgesel sorun olmaya aday gibi görünüyor. Mısır’daki yağmalamaya yönelik halk tepkileri de bu örneklere eklenebilir. Dünyanın bir ikilem içinde olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek. Bir yanda, sağlık sorunlarını en aza indirerek uzun yaşam için 78 yaş ortalamasına ulaşan A.B.D. başta olmak üzere, gelişmiş ülkelerde yaşam hem daha sağlıklı hem de uzun olma başarısını yakalamış durumda. Öte yandan, gelişmekte olan ülkelerde tıp alanında ve nitelikli beslenme konusunda görülen gelişmelerle birlikte uzayacak ortalama ömür nedeniyle dünya nüfusunun beş yıl içinde 6.7 milyardan 7 milyar düzeyine çıkacağı öngörülüyor. Bunların yanı sıra, dünya ticaretinin 2020’li yıllarda günümüzdeki 12 trilyon dolar düzeyinden 32 trilyon dolara çıkarak daha fazla zenginlik ve refah yaratacağı düşünülüyor. Küreselleşme sonucu ortaya çıkan yaşam biçimindeki gelişmeler ve refah artışı, olumlu sonuçlar doğurabildiği gibi, olumsuzlukları ve uçurumları da beraberlerinde getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının devamını okumak için lütfen &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=887064&amp;amp;Date=09.07.2008"&gt;tıklayın...&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-25527509934170991?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/25527509934170991/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=25527509934170991' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/25527509934170991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/25527509934170991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/07/tketimin-srdrlebilirlii-yeterli.html' title='Tüketimin sürdürülebilirliği yeterli olabilir mi?'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SHRp-tKy3qI/AAAAAAAAALs/3oPE9s6y3GM/s72-c/fft5_mf27984.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8771795315469305741</id><published>2008-06-16T23:21:00.000+03:00</published><updated>2008-11-04T20:10:30.915+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet Bilim Teknoloji'/><title type='text'>AB YÜKSEK ÖĞRETİM SİSTEMİ: ÜLKEMİZ İÇİN AÇILIMLAR VE FIRSATLAR</title><content type='html'>Avrupa Birliği, yüksek öğretim sistemini yeni yüzyıla göre düzenleyebilmek için en üst düzeyde çaba harcıyor. Günümüzde AB ülkelerinde 4000 yüksek öğretim kurumu, 17 milyonu aşan öğrenci ve yaklaşık 1.5 milyon çalışan var, ki bunların kabaca üçte biri de araştırmacı olarak istihdam edilmekte. 2010 yılına kadar 700.000 ek araştırmacıya ihtiyaç duyacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB’nin yüksek nitelikli ve yaratıcı işgücü yaratma ile ilgili hedefi, şu anda toplam işgücü içindeki oranı yaklaşık %30’larda olan bu kitlenin oranını 2010 yılına kadar %50’lere çıkarmak. Bu işgücünü oluşturacak insanlar; yüksek nitelikli ve esnek yapıda olmanın yanında, sürekli gelişim için yaşam boyu eğitime de ihtiyaç duyacaklar. Böyle bir dönüşümü amaçlayan AB ülkeleri, mevcut değişim uygulamalarını bu hızla sürdürdüğünde, 2050 yılında bir ABD vatandaşı Avrupa vatandaşından en az 3 kere daha fazla bir zenginliğe sahip olabilecek Ülkemiz açısından da değerlendirilmesi gereken bu noktanın irdelenmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NELER YAPILABİLİR?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda bahsettiğimiz dönüşüm, yeni Avrupa’nın inşa edilmesinde kilit önemde bir rol oynamaktadır. Görevdeki hükümetlerin birinci önceliği haline gelen yüksek öğretim sistemindeki ana değişim Bologna süreci ile başladı. 2010 yılına kadar 700.000 ek araştırmacıya ihtiyaç duyacak olan AB ülkelerinin, bunu kendi olanakları ile kendi içlerinden sağlaması olanaksız görünmekte. Bir taraftan ABD, diğer taraftan Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin de benzer ihtiyaçları olması, teknolojinin getirdiği olanaklarla birleşince bu durumu bir rekabet alanı haline getirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, İngiltere doktora öğrencilerinin %40’ını yabancı öğrencilerden seçen bir model uygulamakta. Bu yaklaşım, diğer AB ülkelerine de örnek gösteriliyor. Ülkemiz için de benzer bir durum daha fazla fırsat penceresi açabilecek gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk-Amerikan Bilimadamları ve Akademisyenleri Birliği (TASSA), geçen ay içinde yaptığı toplantıda 15.000 civarında bilim insanı ve araştırmacının ABD’de yaşadığını ve çalıştığını açıkladı. Benzer bir durum, sayısı çok fazla olmasa da, Avrupa’daki Türk Akademisyenleri Birliği için de geçerlidir ve yapılacak çok yönlü bir stratejik işbirliği çok önemli potansiyeli ortaya çıkarabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm ülkelerdeki üniversiteler, bu duruma göre eğitim ve araştırmalarındaki stratejik yönelimlerini belirlemekte. Birçok AB ülkesinde de, ülkemizdeki gibi, üniversitelerin çoğunluğu devlet kaynaklarını kullanıyor. Ancak, üniversitelerin bu kaynaklardan ürettikleri ölçüsünde yararlanmaları yönünde bir yaklaşım önemini artırarak sürdürmekte ve böyle bir yaklaşım, üniversitelerin araştırma ve eğitim üniversiteleri olarak sınıflandırılmalarını ve değerlendirilmelerini kamu yönetimi açısından da gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SİYASAL YAPI VE KAMU YÖNETİMİNİN ETKİLERİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan tüm bu değişimlerin “mikro değişim” sorunu olmadığı, başta teknolojik olmak üzere siyasi, ekonomik ve kültürel “makro değişim” sonucunda değişim ve dönüşümlerin gerçekleştirildiği öne sürülmekte. Bunlardan teknolojik etkenlerin sınıf içinde ve öğretim yöntemlerinde ne gibi büyük ve önlenemez etkilerinin olduğu çok açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer ve zaman kısıtlamalarının ortadan kalkmasında büyük rol oynayan teknolojik gelişmeler, gerçekleri görmek açısından da bütüncül bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Örneğin, insanın algılamalarına, düşüncelerine, beynin işleyişine, bilinç ve duygusal fonksiyonlara yeni ufuklar açan teknolojik gelişmeleri, OECD’nin etkileyici yayını Understanding the Brain: The Birth of a Learning Science adlı eser geniş biçimde ele alıp incelemektedir. Bunlar, öğrenmede yeni ufuklar açmakta ve eğitim, öğretim boyutunu hızla değiştirmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, makro değişim faktörlerinin üniversite yapılanmaları üzerindeki etkilerinin neler olabileceği incelenmesine karşın, günümüze kadar pek de ön plana çıkartılmadığını görüyoruz. Daha çok üniversite iç değişkenlerinden olan, hesap verilebilirlik, saydamlık, yönetişim, özerklik ve akademik özgürlük gibi iç dinamikler üzerine tartışıldığını görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;European Science Foundation, Eylül 2007’de yüksek öğretim ile ilgili çalışmaları içeren makalelerden oluşan bir yayın gerçekleştirdi. Bu çalışmada, kamu yönetimlerinde üç temel açılımla karşılaşıldığı açıklanırken, bunların yüksek öğretim üzerindeki olası etkileri inceleniyor. Bu açılımlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÜÇ TEMEL AÇILIM&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Yeni Kamu Yönetimi:&lt;/strong&gt; Thatcher yönetiminin 1980’lerde İngiltere’de başlattığı ve İsveç, Yeni Zelanda gibi ülkelerde de yankılandığını gördüğümüz bir bakış ve yaklaşım. Sadece İngiltere’ye özgün olma durumundan çıktığı ve ülkemiz de dahil birçok ülkenin uygulamalarını etkilediği çok açık olan bir yönelim. Burada katı planlar yerine piyasaya yönelimli, performans ölçümlerine dayanan, girişimci ruhlu ve yetkilendirilmiş yönetim anlayışını benimseyen bir yapılanmadan söz edilebilir. Hollanda bu yapılanma ve yönelimden etkilenen ülkelerden biri. Bir diğeri ise Norveç ve “Kalite Reformu” uygulaması ile bu yönelimin belirtilerini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Ağ Biçiminde Yönetim: &lt;/strong&gt;Bu açılım ve söyleme olumlu bakanlar, bunu birinci gruptaki söylemlerin yeni bir türü olarak algılayıp tanımlamaktadır. İngiltere’de Blair’in “Üçüncü Yol”u ile bağlantılı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Dikey yönetimden yatay yönetime doğru bir yöneliş sözkonusudur. Otorite, dayatmacı olmaktan çok yöneltici, kolaylaştırıcı olmaya dönük rol üstlenmektedir. Hükümetle ve değişik paydaşlarla ilişkilere önem verilir. Bu söylem ve açılımlardan İngiltere dışında, Fransa ve Almanya yüksek öğretim sisteminin de etkilendiği söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Yeni Weber’ci Açılımlar: &lt;/strong&gt;Sürekli gündemde olan yapısal reformların içinde, demokratik yapılanmayı yeniden canlandırma ilkelerinin gerçekleştirilmesine yönelik söylemler ve anlatıları içeren yaklaşımdır. Fransa ve Almanya gibi ülkelerdeki bürokratik içe bakış, prosedürleri gereğinden fazla önemseme, akılcılığın yerini zaman içinde bu özelliklerin alması sonucu ortaya çıkan yeni bir söylemdir. Bu yaklaşımda, devlet yönlendirmeye ve yöneltmeye daha fazla etkili olma anlayışı baskındır. İçe kapanıklıktan dışa dönüklülüğe, yasaların çağdaşlaştırılması ile sonuçların daha önemli hale gelmesine, temsili demokrasi yerine yurttaşlarla daha çeşitli araçlarla bağlantılar kurulmasına yönelme bu açılımın özünü oluşturmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen fark edileceği gibi, sözü edilen üç yaklaşımın ya da açılımın sınırları net değildir. Her zaman bunların bir karması uygulanabilir. Diğer taraftan, bunlardan birinin diğerine göre önemi, ülkelere ve zamana göre farklılıklar gösterebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupalılaşma sürecinde bu üç açılımın birbiriyle bağlantılı olarak ve bir bütün içinde düşünülerek, hangi ülkelerde nasıl ve hangi biçimleri alıyor sorusu ülkemiz açısından önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci önemli konu da, bir uluslararası ağ biçiminde bölgesel yapılarda iki ya da daha fazla kurumun ortak programlar ve dereceler sunmasıdır. Küresel şirketler gibi küresel üniversitelerin ortaya çıkması, ulusal kamusal denetiminin bunlar için nasıl işleyeceği ve seçilmiş hükümetleri bu oluşumların, açılımların nasıl etkileyecekleri gibi soruları ortaya çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÇEŞİTLİLİK VE REKABET&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Makro gelişmelerin en önemli etkilerinden biri de küreselleşme ve çeşitlilik konularında kendini gösterdi. Avrupa, 1960’lardan 80’lere kadar “çeşitlilik” ile “bütünleşik” yapılanmalar arasında gitti geldi denilebilir. Bu alanda üç aşama geçirdi Avrupa üniversite sistemi. Bunlardan birincisi, 1960’lardan 1970’lerin sonuna kadar, yüksek öğretim kurumları ve programları ile ilgili “çeşitlilik” arayışı ve uygulamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci aşama, 1970’lerin ortasından 1990’ların ortasına kadar gelen “dikey çeşitlilik” üzerine odaklanmadır. Bireysel olarak kurumlar, onların alt kurumları gibi konular ön plandadır. Son aşama ise, 1990’lardan günümüze kadar gelen ve küreselleşme ve Avrupalılık üzerine odaklaşan rekabetçiliğe (ulusal, bölgesel, küresel) açık aşamadır. Üniversiteler arasındaki sıralamaları ve sınıflandırmaları içeren her boyuttaki açıklamalar büyük yankılar yaratarak sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek öğretim alanında yapılması düşünülen yeni düzenlemelerin bu bakış açısını da içerecek biçimde stratejik bir yapılanmaya dayalı olması ve bu konuda her türlü ortak işbirliğini gerçekleştirmek kaçınılmaz bir zorunluluk gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yayınlandığı yer:&lt;/strong&gt; Cumhuriyet Bilim Teknoloji, 13 Haziran 2008, Yıl 22, Sayı 1108, s.20.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8771795315469305741?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8771795315469305741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8771795315469305741' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8771795315469305741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8771795315469305741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/06/ab-yksek-retim-sistemi-lkemiz-iin.html' title='AB YÜKSEK ÖĞRETİM SİSTEMİ: ÜLKEMİZ İÇİN AÇILIMLAR VE FIRSATLAR'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-992210122076095951</id><published>2008-05-28T11:15:00.000+03:00</published><updated>2008-05-28T15:26:39.527+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Amasra Çevre Birlikteliğinin Termik Santrale Karşı Çıkma Çağrısı</title><content type='html'>19 Mayıs tatilinde sevgili dostumuz Profesör Colin Latchem ve ailece Amasra-Safranbolu yöresine biz gezi yaptık. Gerçekten görülmeye değer yerler. Görmeyenlere en kısa zamanda buraları ziyaret etmelerini öneririm .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gezimiz sırasında, Bartın-Amasra Çevre Birlikteliği'nin hazırlamış olduğu bir bildiri geçti elime. Amasra'daki birçok sivil kuruluşun birleşerek hazırladığı bu bildiri, halkı ve kurumları çevre konusunda daha duyarlı olmaya ve termik santrale karşı çıkmaya çağırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayınladıkları bildiriden kısa bir alıntı yapmak istedim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Ekmeğini turizm, kömür üretimi, balıkçılık ve tarım ile sağlayan&lt;br /&gt;Karadeniz'in incisi Amasra'nın adının Termik Santral ile anılmasını cinayete&lt;br /&gt;teşebbüs olarak algılıyoruz.&lt;br /&gt;Kömür üretimine ve istihdan yaratılmasına karşı değiliz.&lt;br /&gt;Termik Santral kurulması durumunda, Amasra'nın tarıma, turizme, balıkçılığa&lt;br /&gt;ve ucuz ithal kömür nedeniyle kömür üretimine yaşam hakkı olmayacaktır.&lt;br /&gt;Turizme, kömüre, balığa, tarihimize, ormana, rüzgara, salatamıza,&lt;br /&gt;geleceğimize, kısacası bizi biz yapan değerlere sahip çıkıyor, insanların iş&lt;br /&gt;umudunu kullananlara ALTERNATİF VAR Termik Santrale geçit yok diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bildirinin arka sayfasına ise bir "Bunları Biliyor muydunuz?" bölümü eklenmiş. Burada da termik santrallerin yaratacağı çevre sorunlarına değinilmiş. Buradan da birkaç alıntı yapmak istedim;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Deniz ve yeraltı suları santralden kaynaklanacak zararlı radyoaktif atıklardan olumsuz yönde etkilenerek zarar görecektir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Radyoaktif atıklar hem insan sağlığını hem de asit yağmurları nedeniyle toprağı ve suyu tehdit etmektedir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yatağan Termik Santralinin 2001 yılında birkaç kez üretiminin durdurulduğu, insanların sokağa çıkmaması konusunda belediye hoparlörleri ile uyarı yapıldığı, yöre halkının toplu ölüm paniği yaşadığı bilinmektedir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Küresel ısınmaya önlem olarak dünyada imzalanan Kyoto protokolüne göre atmosfere zararlı gaz salınmasına neden olan ülkelerden para toplanacağı karara bağlanmıştır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Gelişmiş ülkeler termik santralleri söküp 3. dünya ülkelerine pazarlamaktadır.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;Ben de buradan, sözlerini okurlarıma duyurarak, Amasra Çevre Birlikteliğini desteklemek istedim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-992210122076095951?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/992210122076095951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=992210122076095951' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/992210122076095951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/992210122076095951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/05/amasra-evre-birlikteliinin-termik.html' title='Amasra Çevre Birlikteliğinin Termik Santrale Karşı Çıkma Çağrısı'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-1196478123996195137</id><published>2008-05-20T11:25:00.000+03:00</published><updated>2008-09-08T17:06:04.621+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Meslektaş Girişimci Üniversite ve Yönetimi: Türk Üniversiteleri İçin Bir Model Önerisi</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;7-10 Mayıs 2008 tarihleri arasında Bişkek'te Manas Üniversitesi tarafından düzenlenen "2nd International Congress on Enterpreneurship" kongresinde sunduğum bildiriyi de sizlerle paylaşmak istedim.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GİRİŞ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçtiğimiz 25-30 yıl içerisinde Amerika üniversitelerinde başlayan ve Avrupa’nın bazı önemli üniversitelerinde gözlenmekte olan değişim, hiç şüphesiz ülkemizdeki yükseköğretim sistemini de etkilemektedir. Büyük ve radikal bir değişim rüzgarı yaratan küreselleşme, uluslararası bu değişim ve dönüşümün en büyük faktörü olarak kabul edilebilir. Dünya ölçeğinde gözlenen daha iyi ve daha etkin bir yükseköğretim sistemi oluşturma çabaları, özellikle üniversitelerin yeni rolleri, misyonları ve işlevleri üzerinde yoğunlukla hissedilmektedir. Dünyadaki büyük dönüşümün etkileri Türkiye’nin yükseköğretim sistemini de etkilemektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Söz konusu değişim ve dönüşümün etkilerini küresel, ulusal ve kurumsal düzeyde incelemek olanaklıdır. Ortaya çıkan uluslararası standartlar, bilgi çağının etkileri, bilişim teknolojilerindeki gelişmeler ve uluslararası işbirliği kurma zorunlulukları küresel düzeydeki etkiler olarak gösterilebilir. Ulusal düzeydeki etkilerin başında genç nüfusumuzun yükseköğretim taleplerindeki artış gelmektedir. Hükümet politikaları, kamu kaynaklarındaki sınırlamalar, endüstrinin daha nitelikli mezunları istemesi gibi faktörler de ulusal düzeydeki etkiler olarak sıralanabilir. Kurumsal etkiler ise daha çok üniversitelerin iç dinamiklerinde oluşan değişim ve dönüşüm baskılarıdır. Daha gelişmiş eğitim ve öğretim ortamlarının yaratılması, öğrencilerin daha nitelikli bir eğitim istemeleri, araştırma ve geliştirmenin yeniçağın gereklerine uydurulması, rekabet edebilirlik, ücretlerin iyileştirilmesi ve daha fazla özerklik ve özgürlük talepleri bunlar arasında sayılabilir. Tüm bu etkenlerin birbirleriyle karşılıklı etkileşim içinde ve bağlantılı olmasının, değişim ve dönüşüm sürecinin sancılı olmasını ve yavaş ilerlemesini de beraberinde getirdiği söylenebilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arayışlara cevap verebilecek bir yaklaşım olarak girişimci üniversite modeli, ülkemiz açısından da büyük bir potansiyel taşımaktadır. Bütünüyle kar amacı gütmeyen karma bir girişimci üniversite modeli geliştirilmesi ve bunun ülkemizde uygulanması olanaklı görülmektedir. Meslektaş ağırlıklı bir girişimci üniversite modeli ve böyle bir model için gerekli yönetim ve örgütlenme de karma nitelikli ve çok boyutlu olabilecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;GİRİŞİMCİ ÜNİVERSİTE TANIMI VE ÖZELLİKLERİ&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günümüzde sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal açıdan yapılan değerlendirmeler, girişimcilik ile ilgili kavramları ve uygulamaları yeni ve farklı boyutlara taşımıştır. Girişimcilik kavramında olduğu gibi, girişimci üniversite konusunda da herkesin kabul ettiği çok iyi ve açık biçimde ortaya konmuş bir tanım bulmak oldukça zordur. Tek tip bir girişimcilikten söz edilemeyeceği gibi, tek tip bir girişimci üniversiteden de söz edilemez. Kar amacının ötesinde, içinde yaşadığı topluma karşı en üst düzeyde açıklık ve etkileşim sorumluluğunda olan bir üniversite anlayışına doğru dönüşüm tüm ülkelerde gözlemlenmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Girişimci üniversiteyi açıklamaya çalışan tanımlarda öne çıkan farklıkları içeren bir açıklama, iyi ve kapsayıcı bir tanım oluşturmaya yardımcı olabilir. Bu amaçla yapılan bir tanıma göre, girişimci üniversite: yenilik üretebilen, fırsatları fark edip değerlendirebilen, takım halinde çalışabilen, risk alıp zorluklara kendi inisiyatifiyle yanıt verebilen ve gelecekte daha başarılı olabilmek amacıyla örgütsel yapısını önemli ölçüde değiştirebilen üniversitedir (Cano, 2006). Böyle bir üniversitenin, akademisyenler ve öğrencilerin zihinsel ve ticari girişimleri için destek mekanizmaları sağlayan bir yapı, diğer bir değişle doğal bir kuvöz olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;Yapılan açıklamalar ve yukarıda ifade edilen tanım başta olmak üzere, girişimci üniversitenin diğer tanımlarla bağlantılı olarak taşıması gereken özellikler şöyle sıralanabilir (Mohar ve Jain, 2007: 5):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Alt yapı ve araştırmalar için devlet yardımından bağımsızlaşarak farklı kaynaklar arar.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Yenilikçilik konusunda, hem lisans düzeyinde hem de sürekli eğitimde öğreticidir.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Endüstriyel yenilikçilikte, bilgi üretmede ve yaymada daha büyük rol oynar.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Araştırma ve eğitimin yanında, üçüncü misyon olarak ekonomik kalkınmaya katkıyı benimser.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Bilgi temelli ekonomide, üniversite hem insan sermayesinin hem de yeni şirketlerin yaratıldığı bir yuva olarak yenilikçilikte ana unsur haline gelmiştir.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Teknoloji aktarma ofislerinin, endüstri işbirliği merkezlerinin ve üniversitelerin alt yapısının endüstri, devlet ve toplum tarafından kullanımını yaygınlaştırır.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Aşırı bireyselleştirilmiş liderlik, otoriterlik bu yapıya uygun değildir. Meslektaş yaklaşımı yönetimde daha fonksiyoneldir.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Girişimci üniversite kültürü, kurumsal kültürü oluşturmada çok önemlidir. Düşünce ile uygulama arasındaki etkileşimi teşvik eden kültürdür.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Esnek yapıya sahip katılımcı karar verme süreçlerini ve girişimci faaliyetleri destekleyen ve kolaylaştıran yönetim süreçleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;Girişimci üniversitenin tanımı ve bununla bağlantılı özellikleri göz önünde tutulduğunda, sadece kar elde etmek, risk almak ve ticari faaliyette bulunmak ana özellikleri oluşturmamaktadır. Çok geniş anlamda girişimci üniversiteye dönüşme; kendi kendine yeterli olmakla, topluma hesap verebilirliğin teşvik edilmesiyle ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunma ile bağlantılıdır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, girişimci üniversitelerde görülebilecek girişimcilik faaliyetlerinin çok çeşitli ve çok yönlü olduğu söylenebilir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yukarıda açıklanmaya çalışılan boyutlarıyla girişimci üniversitelerin, içinde bulunduğumuz bilgi toplumuna ve ekonomisine, bilimden yenilikler üretme düşüncesi biçiminde verilen bir tepki olduğu söylenebilir. Endüstriyelleşmiş toplumu bilgi temelli topluma dönüştürme yolunda, yeni bilgi üreterek bunu uygulanabilir yararlara dönüştürme ve kullanıma sunma açısından kilit rol oynayan kurumun modern üniversiteler olduğuna hiç şüphe yoktur. Bu açıklamalar ışığında, girişimci üniversitelerin üç özelliğe sahip olması gerektiği öne sürülebilir (Röpke, 1998). Öncelikle, üniversitenin kendisi bir kuruluş olarak girişimci olmalıdır. Bu özelliği, üniversite üyelerinin (akademik personel, öğrenciler, çalışanlar) kendilerini birer girişimciye dönüştürmesi izler. Son olarak da, üniversite ile çevre etkileşiminin (üniversite ile bölge arasında oluşan ikili birliktelik) girişimci yapılanmalar şeklinde olması gerekmektedir. Girişimci üniversite olabilmek için, bu üç özelliğin varlığı zorunlu koşulları oluşturmaktadır. İkincinin olabilmesi birinciye, üçüncünün olabilmesi ise ikincinin varlığına ve gerçekleşmesine bağlıdır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Girişimci üniversitenin en önemli ayırt edici özelliklerinden birisi de, her biri birbirinden bağımsız ve önemli ölçüde farklı, ancak birbirine muhtaç olan üniversite, devlet ve iş dünyası arasında üçgensel bir alanda etkileşim, birliktelik ve ortaklık kurma becerisini öngörmesidir. Üniversite-devlet-sanayi (iş dünyası) arasında kurulacak üçgensel ilişki sonucu ara yüzler oluşturan ortak anlayış ve uygulamalara, aynı zamanda ortaklıklara dayanan girişimci üniversite kavramı ve uygulaması; akademik yapıların ve işlevlerin genişletilerek, ulusal-bölgesel kalkınma ve dolayısıyla refah yaratımı ile bağlar kurulmasını öngörmektedir (Odabaşı, 2007: 120). Bu üçlü işbirliğinin başarılı olabilmesi için, her birinin kendi içsel dönüşümünü gerçekleştirmesi, bunu gerçekleştirirken birbirlerini olumlu biçimde etkilemeleri ve ortaklaşa yeni örgüt yapıları oluşturmaları gerekmektedir. Oluşturulacak bu yeni yapılar da geniş anlamda topluma katkı sağlamalıdır. Girişimci üniversitelerin bu dönüşümü gerçekleştirmeleri için mutlaka ticarileşmeleri gerekmemektedir (Etzkowitz, 2003: 333). Ancak, üniversitelerin eğitim ve araştırmaların bütünleştirilmesini olduğu kadar, yenilikçiliği destekleyen ve bunlar için bilginin üretilmesi ile aktarılmasını da sağlayan bir yapıya sahip olmaları gereklidir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;GİRİŞİMCİ ÜNİVERSİTE MODELLERİ&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üniversiteler, geleneksel işlevleri olan eğitim sunma ve bilimsel bilgi yaratmaya ek olarak daha karmaşık bir yapıya sahip olan, bilginin ticarileştirilmesini ve ekonomik büyümeye aktif katılımı içeren girişimci üniversitelere dönüşmekteler. Bu üç işlevin yanına özellikle gelişmekte olan ülkeler için dördüncü bir misyon ya da işlev olarak “yabancı yeteneğin cezbedilmesinin” eklenmesi önerilerine de rastlanmaktadır (Wong vd., 2007: 942). Bu durum gelişmiş ülkelerdekinden biraz farklıdır. Çünkü bu ülkelerde yetenekli öğrenci ve araştırmacıların katkıları yüksek olabilmektedir. Ülkemizdeki beyin göçünün tersine çevrilmesinin yanında, yeni ve yetenekli yabancı öğrenci ve araştırmacıların da ülkemize kazandırılması bu açıdan önemlidir. Ayrıca, geç sanayileşmiş ülkelerde, girişimcilik hem üniversite eğitimine, hem de üniversite kültürüne eklemlenebilmeli ve üniversitelerin geleneksel işlevlerinin başında gelen eğitim ve öğretim bu bakış açısıyla yeniden değerlendirilebilmelidir. Görüldüğü gibi, her ülkenin ve her üniversitenin farklı özelliklere sahip olması, birbirinin kopyasıymış gibi benzerlikler gösteren tek tip bir girişimci üniversite modeli oluşturmayı ve önermeyi zorlaştırmaktadır. Örgütsel reform düzeyleri, girişimcilik faaliyetlerinin yapısı ve çeşitliliği ile misyonu, gelenekleri, değerleri ve normları içeren kültür farklılıkları tek tip bir girişimcilik modeli önerilmesini engellemektedir. Bu farklılıklara karşın bazı kavramsal girişimci üniversite modellerinden söz edilebilir. Bu konuyla ilgili çalışmalardan birinde üç tür girişimci üniversite modeli açıklanmaya çalışılmıştır (de Zilwa, 2005: 391). Bunlar, “Tam Girişimci Oluşum”, “Yarı Girişimci Oluşum” ve “Kamunun Fonladığı Oluşumlar” şeklindedir. Örgütsel dönüşümler göz önüne alınarak yapılan bir başka çalışmada ise beş tür girişimci üniversite modelinden söz edilmektedir (Yokomaya, 2006: 527). “Prototip Üniversite”, “Girişimciliğe Yönelik Üniversite”, “Acemi Girişimci Üniversite”, “Uyumlu Girişimci Üniversite”, “İdeal Tip Üniversite” olarak yapılan bu sınıflandırmada girişimciliğe yönelik yapısal, kültürel ve zihniyet gibi değişkenler temel alınmıştır. Öte yandan, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri göz önüne alındığında üçlü bir modelden söz edilebilir (Lazzeretti ve Tavoletti, 2005: 484). “Pazar Odaklı” üniversiteler daha çok A.B.D.’de görülmektedir. İsveç’te görülen “Devletin Gerçekleştirdiği Koordinasyon”un geçerli olduğu üniversite modeli ikinci modeldir. Üçüncü model olarak ise, İtalya’da görülen ve “Akademik Oligarşi” kuralına dayalı koordinasyon biçiminin egemen olduğu üniversite modeli gösterilebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu modeller dışında, çok kapsamlı bir açıklamayı içeren bir başka modelde ise, yatay ve dikey eksenler üzerinde girişimci üniversite model türlerinin açıklamaları yapılmaya çalışılmıştır (Barnett, 2005: 57). Eksenlerden biri “yumuşak-katı” girişimcilik, diğeri ise “güçlü devlet-güçlü piyasalar” olarak belirlenmiştir. Ortaya çıkan dört alanın her biri ise girişimcilik türleri olarak adlandırılmıştır. Bunlar; “Toplumcul Girişimcilik”, “Temkinli Girişimcilik”, “Sınırlandırılmamış Girişimcilik” ve son olarak da “Sınırlandırılmış Girişimcilik” olarak belirlenmiştir. Her üniversite bu alanların hangisinde kendine uygun bir yapılanma olanağı görüyorsa, buna göre kendi girişimcilik uygulamasını da gerçekleştirmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye’de de benzer model arayışları ve konumlandırma çalışmaları yükseköğretim sistemimiz açısından söz konusudur. Girişimciliğin günümüzde önem kazanmasıyla ön plana çıkan gerçekleri göz önünde bulundurarak yapılacak bir “karma model” çalışması daha doğru kararlar alınmasına olanak sağlayacaktır (Odabaşı, 2006: 96).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şekil 1. Girişimci Üniversite İçin Karma Model&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202376518647721234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SDKN4V3UrRI/AAAAAAAAALc/bHRwiDn_1wI/s320/KARMA+MODEL.png" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Ülkemizdeki yükseköğretimin; devlet üniversitesi geleneğine sahip olduğu, üniversite eğitiminin kamusal ya da yarı kamusal olma özelliği taşıdığı, kar amacının öncelikli olmadığı göz önüne alındığında, “karma girişimcilik modeli” bir başka deyişle “meslektaş girişimci üniversite modelinin” ülkemiz açısından uygun olacağı ileri sürülebilir. Bir taraftan devlet/kamu girişimciliğinin, diğer taraftan kurumsal girişimciliğin, sosyal girişimciliğin ve de iç girişimciliğin olumlu ve uygulanabilir olan özelliklerini taşıyacak bu modelde, akademik girişimcilik meslektaşlar tarafından gerçekleştirildiği gibi öğrencilerin de hem kendi girişimciliklerini başlatabilmeleri, hem de çalışma hayatında profesyonelce birer iç girişimci olmaları söz konusudur. Kısaca özetlenecek olursa;&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Seçilecek girişimci üniversite modeli; kalitenin, değişimin, uyumun ve girişimciliğin varolduğu bir kültüre yönelik vizyona sahip olmalıdır. Böyle bir kültür; eğitim, araştırma ve topluma katkıdan oluşan yeni misyonun geliştirilmesini sağlayacak, ayrıca yenilikçilik ile değişim aktörleri (akademisyenler, teknoloji aktarma ofisleri, yönetim) arasında olumlu bir anlayış yaratabilecektir.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Araştırma ve teknolojiye yapılan yatırımlar ile entelektüel sermayenin (patentler, telif hakları, üretim hakları, lisanslar gibi) tamamen piyasa koşullarında kar amacı korunarak, katma değer yaratmaya uygun biçimde geri dönüşlerinin sağlanmasını gerçekleştiren, araştırma sonuçlarını hızlı biçimde ilgili taraflara aktaran bir model olma özelliğini taşımalıdır. Bunların yanı sıra, kar amacı gütmeyen, dış destekli ve problem çözücü nitelikteki disiplinler arası araştırma projeleri için sağlanabilecek bağış, destek ya da burs gibi katkılar da modelin ayrılmaz parçalarıdır.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Her üniversitenin, fırsatlar ve yararları gözetecek biçimde kendi sınırlarını ve ortaklık alanlarını belirleyebildiği çoklu ve karma bir yaklaşım söz konusudur.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Performans ve başarı odaklılığın, dışa dönüklüğün, sosyal değerlerin ve ekonomik kalkınmaya katkının önem kazandığı, hesap verebilirlik, saydamlık ve verimlilik gibi konuların öne çıktığı bir model uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;BAŞARI KOŞULLARI, DİRENÇLER VE ENGELLER&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Girişimci üniversite olabilmek için gerçekleşmesi gereken yapısal dönüşümler ile misyon ve vizyon değişikliği konularında ortaya çıkabilecek gerilim ve çatışma noktalarının giderilmesi, bazı politikaları ve uygulamaları zorunlu kılmaktadır. Bu konuda Avrupa’dan seçilmiş beş üniversitede yapılan bir araştırmada hangi unsurların dönüşüm için başarı getirebileceği incelenmiş ve beş ana unsur belirlenmiştir (Clark, 1998: 6). Bunlar; “Güçlendirilmiş yönetim özü”, “genişletilmiş gelişme çevresi”, “çeşitlendirilmiş fon kaynakları”, “ivme kazandırılmış merkezi alan” ve “girişimcilik kültürü”dür. Bu beş önemli unsur incelendiğinde, ilk üç unsurun yapısal özellikler, kültür ve kapsam unsurlarının ise daha çok yapısal olmayan bir anlayış veya tavır türünde sembolik bir özellik taşıdığı görülmektedir. Özellikle, kültür ve iklim içeren en son unsurun en önemli nokta olduğu açıktır. Çünkü diğer unsurlar gerçekleşmiş olsa bile, pasif tutumlar ve dirençler ortaya çıkabilecektir. Araştırmanın yıllar sonra yapılan yeni uygulamalarında ise, “girişimci üniversitelere dönüşmeye adanmışlığın sürdürülebilirliği” unsuru da önemli bulunarak eklenmiştir (Clark, 2004: 357).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yapılan çalışmaların sonucunda, girişimci üniversite oluşumunda etkili olan unsurların iki ana grupta toplanabileceği ileri sürülebilir. Bunlardan birincisi yapısal ve somut unsurlardır. Bunlar, misyon, vizyon, örgüt yapısı, yönetim, kaynaklar ve destekler gibi konuları içerir. İkinci gruptaki unsurlar ise, daha sembolik ve kültürel nitelikler taşır. Örneğin; girişimcilik ruhu, kültürel iklim, değerler, normlar, gelenekler, tutumlar ve rol modelleri gibi. Birbirleriyle etkileşim içindeki bu unsurlar, girişimci üniversite oluşumunda ve bu yöndeki dönüşümde, örgütsel öğrenmeyi ve kültürel değişimleri başarı için temel koşullar olarak önümüze getirmektedir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dönüşüm ve değişimin önünde ortaya çıkabilecek olan engelleri ise şu başlıklar altında toplamak olanaklıdır (Gjerding vd., 2006: 96).&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Yönetimin esnek olmaması: Açıklık, merkezi karar alma, insan kaynakları yönetimi, düşük düzeydeki yönetim desteği ve proje bazlı olmayı planlama gibi konularda çok katı olunması gibi.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Risk karşıtı kültür: Yeni girişimlerde kaynakların kullanımı ve var olan kaynağın yeni kullananlara verilmesi, örgütsel değişim gibi konularda gösterilen direnç.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Dış kullanıcıların isteksizliği: Dış paydaşların çoğunun bilgisinin ya da üniversite ile işbirliği yapma isteğinin olmaması.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Uzun dönemli adanmışlık eksikliği: Tüm değişim ve dönüşümün gerçekleşmesinde uzun dönemli bakış açısının ve adanmışlığın olmaması.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Yayılma için sistem eksikliği: Kurulacak şirketler için sermaye yetersizliği, akademik personel ve öğrencilerin şirket kavramlarındaki eksiklikler.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Geleneksel yapıları ve kültürleri çok katı olan üniversitelerin girişimci üniversitelere doğru değişimleri ve dönüşmeleri zor ve sancılı olabilmektedir. Akademik personelin girişimci rolleri ve görevleri üstlenip uygulamaya geçmeleriyle yeni rollerin benimsenmesi sonucu araştırma performansının azalacağına inanan yöneticilerin var olması, en büyük engellerden biri olarak gösterilebilir (Kirby, 2006: 399). Değişim ve dönüşüme direnç gösterme ve karşı koyma, kişisel, örgütsel ve kültürel nedenlerden kaynaklanabilir. Akademik değerlerde, kültürde, etik duyarlılıklarda ve örgüt yapılarındaki değişimler sonucu çalışanlar arasında çıkar çatışması, adanmışlıklarda çelişki, endişe, güvensizlik, şüphe ve suçluluk duygusu yaratan bir ortam söz konusu olabilmektedir. Zaman kullanımı, kurumsal rahatlık, eğitim ve öğretimdeki yeni yaklaşımların öğrenciler ve akademisyenler üzerindeki etkileri ile değişim baskıları, direnç yaratan unsurlar olarak görülebilir. Üniversitenin yerel ve bölgesel ekonomiye katkısını en üst düzeye çıkartabilmesi için, sürecin başından itibaren akademisyenlerin süreci anlaması, desteklemesi ve sürece katkıları karşılığında elde edecekleri kazançlarını güvence altına alması konularında karşılıklı etkileşimde olmak gerekmektedir (Renault, 2006: 238).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İş yüklerinin farklılığı, derslerin yoğunluğu, alanlar arası işbirliği zorunluluğu, yayın konuları, hakemlikler, jüri üyelikleri, bildiriler, danışmanlıklar ve proje hazırlıkları gibi nedenlerle yoğun bir performans baskısı altında kalan akademisyenlerin etkin katkısı olmadan başarılı bir dönüşüm yaşanamayacağı çok açıktır. Özellikle yeni oluşacak girişimci üniversite içinde üstlenilecek roller ve yeni kimlikler arasında sınırların ne olacağı konusunda gerilim ve belirsizlikler söz konusu olabilmektedir. Kamu ve özel ayrımı, araştırma ile ticarileştirme ve araştırmacı ile girişimci olma arasındaki bakış farklılıkları, rol farklılıklarından doğabilecek sorun alanlarıdır (Vestergaard, 2007: 509). Bu durum, örgütsel ve yönetim koşulları ile akademik ihtiyaçlar, roller ve değerler arasında bir denge ve uyumun çok boyutlu biçimde oluşturulması ihtiyacını ön plana çıkarmaktadır. Kısaca özetlemek gerekirse;&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Meslektaş girişimci role ve kimliğe karşı bir direncin olması doğaldır. Kamu araştırmalarının, kamusal bilim, ticari çıkarlar ve destekler, sponsorluklar ile olduğu kaygısı; araştırma ile ticarileştirme, piyasa değerleri ile akademik değerler ve öncelikler, araştırmacılık ile girişimcilik arasındaki kavram ve anlayış farkları, çatışmaların kaynaklarını oluşturabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Üniversiteleri kar amacı gütmeyen örgütler olarak organize etmek, üniversitenin temel birimleri ile özel sektör birlikteliğiyle ortak araştırmaya girebilmek, girişimcilik ve ticarileştirme konusunda özenli davranmak, çatışma noktalarını azaltma etkisi yaratabilecek bir yaklaşım olarak görülebilir.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Gerek üniversite-devlet-iş dünyası arasındaki güç çatışmalarından, gerekse kişisel niteliklerden kaynaklanan, ya da yönetsel ve örgütsel içerikli direnç ve engellerin ortadan kaldırılmasında iletişim, karar verme süreçlerine katılımı sağlama, işbirliği, profesyonel kültür ve gelişme kültürünün varlığı gibi unsurlar katkıda bulunurlar.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Misyon ve vizyonun açık ve net biçimde iletilmesi sonucu meslektaşların katılımı ve ortaklığı sağlanabilmekte, böylece çatışma yerine sinerji yaratılabilmektedir. Dönüşümün ortak bir anlayış ve eylem sonucu oluşabileceğini hiçbir şekilde unutmamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;YÖNETİM VE ÖRGÜTLENME ÖZELLİKLERİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Girişimci üniversiteler, bilgi çağının önemli bir kurumu olarak gelişim ve değişime yanıt verebilecek yönetim ve örgütlenme biçimleri ile modellerine ihtiyaç duymaktadır. Yeni kaynak yaratma süreçleri, akreditasyon, performans göstergeleri, ölçülebilirlik ve hesap verebilirlik, kalite, yenilikçilik, yaratıcılık ve devlet-sanayi işbirliği, yeni oluşacak olan Meslektaş Girişimci Üniversite kültürünün unsurlarından birkaçı olarak gösterilebilir. Devlet kontrolündeki bir üniversiteden, devletin gözetiminde bir üniversiteye dönüşümden söz etmek kaçınılmaz bir zorunluluktur. Devletin sıkı biçimde kontrol etmediği, sürekli kısıtlayıcı kurallar koymadığı, ancak yönlendirdiği, kendi kendini oluşturulan kurullarla yönetilen yapı belli bir özerkliğe sahip olacaktır. Yetkilerin devredilmesi, özerkliğin tanınması ve esnek hareket edebilme yeteneğinin geliştirilmesi, girişimci üniversitelerin yapılanmasında vazgeçilmez bir öneme sahiptir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hiç şüphesiz, girişimci üniversite için iki önemli yapısal faktörün etkisinin görülmesi ve bu faktörlerin oluşturulacak modele yansıtılması kaçınılmazdır. Bunlardan birincisi, çok farklı yapıları, değerleri, öncelikleri ve beklentileri olan bölümlerin, alanların, ortak çalışma yapmaları konusunda örgütsel dönüşümü gerçekleştirmektir. Buna belki, akademisyen-öğrenci-çalışan halkasını etkin biçimde oluşturmak da diyebiliriz. İkincisi ise, buna paralel olarak oluşturulacak üniversite-devlet-sanayi (iş dünyası) işbirliği ve bu tür stratejik ortaklıkların örgütsel yapı ve yönetim üzerindeki etkileridir. Girişimci üniversitenin ayırt edici bir özelliği olan bu üçgensel ilişkiye bir dördüncü unsur olarak sivil toplum, iş gücü gibi yapıların eklenmesi önerileri de bulunmaktadır. Bu ve benzeri gelişmeler, toplum ve bilim arasındaki sınırların kalkmaya başlaması ve yeniden yapılanması, toplum ve bilim arasındaki ilişkinin değişmeye başlaması sonucunda oluşmaktadır (Etzkowitz ve Zhou, 2006: 79). Sınırların, eski katılıkların yok olmaya başladığı bilgi çağında her şey çok hızlı değişmekte ve gelişmektedir. Yeni süreçlerin, yapıların ve kaynakların bulunması, örgüt kültürünün ve insanların daha fazla girişimci olmasını gerektirmektedir. Bu durum, üniversite yönetiminin daha profesyonelce düşünmesini ve daha fazla yönetsel beceriye sahip olmasını zorunlu kılmaktadır. İdari ve mali sorumluluklar daha çok profesyonelden oluşan kurullara bırakılırken, kurumsal özerkliği sürdürecek akademik uğraşların tümü üniversite öğretim üyelerine bırakılabilmelidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geleneksel olarak meslektaş yönetim biçimi ve kültürü; akademik özgürlük, özerklik ve aidiyet gibi olumlu niteliklere sahiptir. Bunların yanında; izolasyon, otoriter yapı, mücadeleci olmama ve riskten kaçınma gibi olumsuz yönlerinden de söz edilebilir. Meslektaş yönetim biçiminde ortak karar alma ve ortak sorumlulukların varlığı temeldir. Akademisyenler arasında eşitlik ve topluluk duygusu desteklenir, teşvik edilir ve geliştirilir. Böyle bir yönetim biçiminde, kurumsal ve bireysel ihtiyaçların örtüştüğü söylenebilir. Başarılı bir uygulama için, katılım hakkı, ortak destek ve eşitlik kaçınılmaz önceliklerdir. Öte yandan, çok sayıda komisyonun varlığı ve ortak bir fikre, sonuca ulaşmanın çok uzun zaman alabilmesi ile sıkça dar boğazlara girilmesi olumsuz yönler olarak belirtilebilir. Öğrenciler de dahil olmak üzere sürecin diğer paydaşlarını çok fazla dikkate almamak gibi durumlarla karşılaşılabilir. Mevcut durumun devamını isteyen, kurulmuş olan dengeleri gözeten bir içe dönüklük, risk almayan bir anlayış ve uygulamaya da rastlamak olanaklıdır. Ayrıca, meslektaş yönetim biçiminde, yönetimde yer alma olanağı bulunanların profesyonelliğe fazlaca özendiklerine ve bu durumun meslektaşlar arasında gerginlik yaratmasına da sıkça rastlanabilmektedir. Bu açıdan, bütünüyle meslektaş yönetimi, büyüyen örgütler haline gelen üniversiteler için geçerli bir sistem olma özelliğini kaybetmektedir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bürokratik yönetim ve hiyerarşik yapılanma biçiminde ise; bireyin fazla öneminin olmadığı, rasyonalitenin koşulsuz ve tartışmamız kabul edildiği ve bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak ulaşılmaya çalışılan resmi biçimde oluşturulmuş amaçlardan söz edilebilir. Hiyerarşik kontrol, koordinasyon ve iletişim, resmi biçimde belirlenmiş olan amaçlara ulaşmada kullanılır. En büyük zayıflık ise, içe dönüklük ve dışa kapalı olan sistemdir. Dışarıda neler olduğundan çok, içeride neler olduğu ile ilgilenme temel odak noktasıdır. Doğal olarak, bürokratik işler, akademisyenleri ve onların zamanlarını olumsuz biçimde etkiler. Ancak, bürokratik bir yönetim tarzı olsa bile artık gözetleyen, gereksiz yerlerde denetimler yapan, komutlar veren yapılardan yönlendiren ve teşvik eden yapılara doğru dönüş hızlanmaktadır. Özellikle, üniversiteleri var olan tek tip üniversite anlayışından uzaklaştırmak kaçınılmaz bir zorunluluktur (TÜSİAD, 2003: 50). Üniversite yönetimini bekleyen tehlikelerden biri olarak, katı bir “bürokratik yönetim” modeliyle yönetilen üniversitenin, üniversite niteliğini kaybetmesi ve dönüşümün girişimci üniversiteye doğru olması gösterilebilir. Böyle bir yönetim biçiminin ve buna bağlı olarak merkezden gelen tek yönlü iletişimin yenilikçiliği ve yaratıcılığı olumsuz etkilediği bir gerçektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yükseköğretimin kar amaçlı olup olmadığına bakılmaksızın onun bir iş alanı olduğu konusunda görüş belirtenler, “yönetsel model”, “işletme modeli” olarak bir yönetim anlayışını ve yükseköğretime iş gözlükleriyle bakılmasını öne sürerler. Amaca odaklanma, sınırlı ve daha az hiyerarşik yapılar, etkinlik ve iletişim kolaylığı gibi unsurların yanında daha dışa dönük olma en önemli özellikler olarak ortaya çıkar. Mütevelli heyeti biçimindeki bir örgütlenme türü bu anlayışın temsil edildiği bir uygulamadır. Yönetim Kurulu/Mütevelli Heyeti biçiminde bir yapıya sahip olan ve “iş yönetimi” olarak da bilinen bu yönetim modelinde, akademik kurulların karar yetkileri oldukça sınırlı kalabilmektedir (YÖK, 2007: 23). Bu model, girişimci üniversitelerin önemli bir özelliği olan üniversite-devlet–sanayi işbirliğindeki anlayışının getireceği yeni yapılanmalarda ve benzeri koşullarda, yönetimde dışarıdan üyelerin bulunmasına ve bunların karar süreçlerine katılmasına olanak sağlayabilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üniversitelerin, “bilgi ve teknoloji üreten ticari işletme” olarak görülüp şirket ya da fabrika gibi yönetilmesi, piyasayla koşulsuz biçimde bütünleşmesi, piyasa koşullarına teslim olması çok da arzulanan bir durum değildir. Üniversitelerin bütünüyle bir işletme gibi yönetilmeleri söz konusu olamaz. Üniversiteler büyük ve karmaşık bir örgüt yapısına sahiptirler ve küresel rekabette önemli kararları özerk biçimde alabilmelidirler (Sortirakou, 2004; 360). Elbette ki, yeni iş yönetim teknikleri, süreçleri daha fazla kullanılmalıdır; ancak bu yaklaşımın belli bir noktaya kadar kullanılabileceğini ve bundan sonra olumlu etkilerinin gittikçe azalacağını da unutmamak gerekir. Bu konuda; akademik kültürün, akademik özgürlüğün, akademik alanların çok farklı nitelikler taşıdığı; eğitim, araştırma ve hizmetler gibi konularda çoklu çıkarların olduğu dikkate alınmalıdır (Mora, 2001; 107). Ancak, elleri kolları bürokrasiyle, merkezi yönetim ile bağlı üniversitelerin “profesyonel yöneticilerin amatör yönetim” yerleri olarak düşünülmesi de kabul görebilecek bir yaklaşım olamaz. Yaşanan gelişmeler sonucu amatör yöneticiliklerden profesyonel yöneticilere doğru bir dönüşüm gerçekleştiği söylenebilir. Bu konuda, tamamen ya da aşırı derecede bir profesyonelleşme tehlikesinden de söz edilebilir. Özellikle de, kar amacını öne çıkartmayan ya da bütünüyle kar amacı gütmeyen girişimci üniversite karma modelinde, işletme ve ticari yaklaşım çok da anlamlı olmamaktadır. Bunun bir türü olan meslektaş yönetiminin ağırlıklı olduğu bir yapılanmadan söz etmek daha anlamlı görünmektedir. Böylece; sorumlu özerklik anlayışı içerisinde tüm akademik kurullar meslektaş ağırlıklı kurullar olarak oluşturulur. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böyle bir dönüşümün içinde, Türkiye’nin yükseköğretim yapısı, geleneği ve kültürü, ayrıca iç ve dış paydaşlarla ilişki kurmak için nasıl örgütlenileceği ve buna bağlı değerleri nelerin oluşturacağı göz önüne alındığında “meslektaş girişimci üniversite” yönetim biçimi ve modeli önerilebilir. Bu model, ülkemizin yeni tanıştığı yaklaşımları, yapısal değişimleri ve süreçleri içerecek bir yeniden yapılanma modeli olarak düşünülebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Şekil 2. Meslektaş Girişimci Üniversite Yönetim Modeli&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202376716216216866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SDKOD13UrSI/AAAAAAAAALk/CDDY6ytw6yc/s320/MESLEKTAS+GIRISIMCI.png" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;İki eksen üzerinde dört alandan oluşan böyle bir karma modelde önerilen yönetim modeli; tamamen meslektaş yönetim modelinden uzaklaşan, bürokratik yapıdan kısmen arınmış, mütevelli heyet anlayışındaki bir iş yönetim modelinin önemli özelliklerini taşıyan bir yapıdadır. Aşırı devlet kontrolüne dayalı bürokratik yapıdaki üniversiteler günümüz ihtiyaçlarına yanıt veremez duruma gelmişlerdir. Buna çözümler yaratacak yeni arayışlar çerçevesinde öne sürülen üç tür üniversite önerisi bu konudaki esnekliğe ve karma yapıya uygun olabilecektir. Öneriye göre, birinci grup üniversiteler az sayıda ve özel statüde olan üniversitelerden oluşabilir. O.D.T.Ü.’nün Mütevelli Heyete sahip olduğu dönemlerdeki durumu buna örnek verilebilir. İkinci grup, özel statü dışında kalan, ancak araştırmaları üst düzeyde olan ve mali olanaklarla desteklenen üniversitelerdir. Üçüncü grup ise, daha çok ön lisans ve lisans düzeyinde eğitim ve öğretime ağırlık veren üniversitelerden oluşur. Bu üç gruptan hangisine girerse girsin üniversitelerin tarihi, kültürü, iklimi, risk alabilme yetenekleri, uygulamalı araştırmayı gerçekleştirebilecek bir temel araştırma alt yapısı ve geleneği, örgüt kültürünün esnekliği gibi özellikler girişimci olabilme düzeylerini belirleyebilecek unsurlardır. Her üniversite türü, hatta bölümü önerilen yönetim modelinde kendi yerini belirleyebilecek ve girişimcilik düzeyine göre uygun yönetim ve örgüt yapısını oluşturabilecektir (Doğramacı, 2007: 56). Sonuç olarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hiyerarşinin katı ve uzun olduğu bürokratik yapılar, anlayışlar ve uygulamalar, önerilen böylesi bir girişimci üniversite anlayışının başarılı olması açısından uygun değildir.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Girişimci üniversitenin olmazsa olmaz koşulları, entelektüel sermayenin korunması ve ekonomik bir değer olarak kabul görmesi, buna bağlı olarak da finansal kaynakların yatay koordinasyonunu sağlayabilen daha etkin ve verimli bir yapılanma biçimidir.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Daha katılımcı, demokratik ve eşitlikçi, daha az hiyerarşik yapılar yönetim uygulamalarında ve karar verme süreçlerinde çok daha fazla etkinlik yaratabilecektir. Özellikle devletle ve endüstriyle daha fazla ve verimli düzeyde işbirliği yaratılabilecektir.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Mütevelli heyetinin ve benzeri kurulların oluşturulması ile kısmen ve yeterli düzeyde profesyonelleşmenin ve tam zamanlı yöneticiler çalıştırmanın, girişimci üniversitede etkinlik, verimlilik, esneklik, dış çevre ile iletişim ve işbirliği konularında daha fazla olumlu etki yaratabileceği öne sürülebilir.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;SONUÇ VE ÖNERİLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Girişimci üniversite, değerleri ve misyonları yaygın biçimde kabul edilmeye başlayan akademik bir biçim olarak tüm dünya ülkelerinin yüksek öğretim sisteminde ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin yüksek öğretim sistemi de küresel, ulusal ve kurumsal düzeydeki etkiler sonucu bir arayış içine girmiştir. Girişimci üniversiteyi farklı kılan özellikler olan eğitim, araştırma ve ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıda bulunma, içinde bulunduğumuz çağın ve bilgi toplumu olma gereğinin bir sonucu olarak düşünülebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Girişimcilik konusunun içeriği ve kapsamı konusunda bir uzlaşı olmasa bile, girişimcilik modelinin işletmelerden kamu ve eğitim sektörüne doğru yayılmasında bireysel olmaktan çok kolektif olma, kar amaçlılıktan çok toplumsal amaçlara önem verme yönünde bir genişleme olduğu görülmektedir. Bu gelişmeler çerçevesinde, yapılan alanyazın taramasında bu çalışmaya ve önerilen modele uygun bir tanım yapılmıştır. Bu tanımın en önemli özelliği, üniversitelerin öğretim üyeleri ile öğrencilerin yeni girişimci şirketler kurmalarına ve teknolojinin hızla yayılmasına olanak sağlayacak bir kuvöz görevi üstlenmesidir. Girişimci üniversite modelinin önemli özellikleri arasında, üniversite-devlet-sanayi (iş dünyası) ilişkisine dayalı farklı ve yeni kaynakların yaratılması, bu amaca yönelik olarak da öğretim üyeleri ile öğrencilerin birlikte girişimci adımlar atmaları sayılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Girişimci üniversite ve özelliklerinin açıklanmasından sonra, öne sürülen değişik modeller ele alınmış ve incelenmiştir. Türkiye’ye özgün bir model olarak, genel alanlardaki girişimcilik modellerinin uygun ve üstün yönleri ele alınarak bir karma model önerilmiştir. Bu karma modele “Meslektaş Girişimci Üniversite” adı verilebilir. Taşıyacağı birçok nitelikle ülkemiz için geçerli olabilecek bir model olarak düşünülebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hiç şüphesiz ki, girişimci üniversitelere doğru dönüşüm ve değişim bazı zorluklarla, engellerle ve dirençlerle karşılaşacaktır. Örgütsel, yönetsel ve kişisel düzeylerde ortaya çıkabilecek bu sorunların üstesinden gelebilmek için, paydaşların tüm iletişim ve karar alma süreçlerine katılımıyla örgütsel öğrenmeyi gerçekleştirmek bir yöntem olarak önerilebilir. Bu yapılanmaya bağlı olarak oluşturulacak yönetim ve yönetim biçimi; meslektaş yönetim biçimi ile desteklenen bir mütevelli heyetinin olduğu, demokratik ve katılımcı karar alma süreçlerini de içeren çok boyutlu bir yönetim sistemidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelecekteki çalışmalar, öne sürülen konulardaki uygulamalı araştırmalarla desteklenmeli ve özgün bulgulara dayalı politikalar üretmek ve uygulamak yönünde olmalıdır. Özgün politikalar üretebilmek ve uygulayabilmek için her şeyden önce gerekli olan araştırmaların neler olduğu ve nasıl yapılması gerektiği konusunda düşünceler üretilmelidir. Üniversitelerimizin mevcut durumlarının belirlenebilmesi için evrensel ölçütlere göre geliştirilmiş değerlendirme süreçlerinin organize edilmesi, bu süreçler bağlamında eksik yönlerimizin tüm paydaşların görüşlerine başvurularak belirlenmesi, yine paydaşların katkısıyla girişimci üniversite yolunda atılması gereken adımların belirlenerek eyleme dönüştürülmesi gerekmektedir. Üniversitelerin farklılıklarına bağlı olarak girişimcilikle ilgili yeni değişkenler sisteme girmekte ve standart uygulamaları gerçekleştirmek zorlaşabilmektedir. Bu açıdan her üniversitenin özel koşullarını belirleyecek niceliksel ve niteliksel araştırmalar ve özellikle karşılaştırmalı araştırmalar uygulama için yol gösterici olabilecektir. Önemli olan, her üniversitenin faklılıklar göstermesinin doğal olduğunun sistem tarafından algılanıp benimsenmesi, üniversiteler arasındaki bireysel farklılıkların zenginlik olarak algılanması yolunda adımlar atılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KAYNAKÇA&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Barnett, R. (2005), “Convergence in Higher Education: The Strange Case of Entrepreneurialism”, Higher Education Management and Policy, 17 (3), 43-58.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cano, M. G., (2006) “A Literature Review on Entrepreneurial Universities: An Institutional Approach”, http://selene.uab.es/dep-economia-empresa/Jornadas/Papers/2006/ Maribel.pdf 10.01.2008&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Clark, B. R. (1998), Creating Entrepreneurial University: Organizational Pathways of Transformation, Oxford, IAU Press –Pergamon.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Clark, B. R. (2004), “Delineating the Character of the Entrepreneurial University”, Higher Education Policy, 17 (4), 355-370.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;de Zilwa, D. (2005), “Using Entrepreneurial Activities as a Means of Survival: Investigating the Processes Used by Australian Universities to Diversify Their Revenue Streams”, Higher Education: The International Journal of Higher Education and Educational Planning, 50 (3), 387-411.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğramacı, İ. (2007), Türkiye’de ve Dünyada Yükseköğretim Yönetimi, Ankara, Meteksan.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Etzkowitz, H. (2003), “Innovation in Innovation: The Triple Helix of University Industry – Goverment Relations”, Social Science Information, 42 (3), 293-337.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Etzkowitz, H. ve C. Zhou (2006), “Triple Helix Twins: Innovation and Sustainability”, Science and Public Policy, 33 (1), 77-83.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gjerding, A. N., Celeste P.M. Wilderman, Shona P.B. Cameron, A. Taylor, K. J. Scheunert (2006), “Twenty Practices of an Entrepreneurial University” Higher Education Management and Policy, 18 (3), 76-103.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kirby, D. A. (2006), “Creating Entrepreneurial Universities in the UK: Applying Entrepreneurship Theory to Practice”, Journal of Technology Transfer, 31 (5), 599-603.&lt;br /&gt;Lazzeretti, L. ve E. Tavoletti (2005), “Higher Education Excellence and Local Economic Development: The Case of the Entrepreneurial University of Twente”, European Planning Studies, 13 (3), 475-493.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mohar, Y. ve K. Jain (2007), “The Emergence of Entrepreneurial University”, The Business Wallpaper, 2 (3), 1-6.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mora, J. (2001), “Governance and Management in New University”, Tertiary Education and Management, , 7 (2), 95-110.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Odabaşı, Y. (2005), “Girişimci Üniversitelere Doğru Stratejik Dönüşüm”, Üniversitelerde Stratejik Planlama Sempozyumu, Akdeniz Üniversitesi, Antalya, 91-96. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Odabaşı, Y. (2006), “Değişimin ve Dönüşümün Aracı Olarak Girişimci Üniversite”, Girişimcilik ve Kalkınma Dergisi, 1 (1), 87-104.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Odabaşı, Y. (2007), “21.Yüzyıl’ın Üniversite Modeli Olarak Girişimci Üniversiteler”, Coşkun Can Aktan (Editör), Değişim Çağında Yükseköğretim Global Trendler-Paradigmal Yönelimler içinde, Yaşar Üniversitesi Yayını, 117-133.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Renault, C. S. (2006), “Academic Capitalism and University Incentives for Faculty Entrepreneurship”, Journal of Technology Transfer, 31 (2), 227-239.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Röpke, J. (1998), “The Entrepreneurial University: Innovation, Academic Knowledge Creation and Regional Development in a Globalized Economy”, http:/www.wiwi.unimarburg.de/ lehrstuehle/vwl/WITH03/main.html. 10.06.2005.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sortirakou, T. (2004), “Coping with Conflict within the Entrepreneurial University: Theat or Challenge for Heads of Departments in the UK Higher Education Context”, International Review of Administrative Sciences, 70 (2), 345-371.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TÜSİAD (2003), Yükseköğretimin Yeniden Yapılandırılması: Temel İlkeler, Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vestergaard, J. (2007), “The Entrepreneurial University Revisited: Conflicts and the Importance of Role Separation”, Social Epistemology, 21 (1), 41-54.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yokomaya, K. (2006), “Entrepreneurialism in Japanese UK Universities: Governance, Management, Leadership, and Funding”, Higher Education, 52, 523-555.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;YÖK, (2007), Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi, http://www.yok.gov.tr/duyuru/yok_strateji_kitabi.pdf. 01.02.2008.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Wong, P., Y. Ho ve A. Singh (2007), “Towards an Entrepreneurial University Model to Support Knowledge-Based Economic Development: The Case of the National University of Singapore”, World Development, 35 (6), 941-958.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-1196478123996195137?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/1196478123996195137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=1196478123996195137' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1196478123996195137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/1196478123996195137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/05/meslekta-giriimci-niversite-ve-ynetimi.html' title='Meslektaş Girişimci Üniversite ve Yönetimi: Türk Üniversiteleri İçin Bir Model Önerisi'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SDKN4V3UrRI/AAAAAAAAALc/bHRwiDn_1wI/s72-c/KARMA+MODEL.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8761935278637455207</id><published>2008-05-14T14:24:00.000+03:00</published><updated>2008-05-21T10:31:42.837+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Siyasallaşan Tüketiciliğin Demokratik Denetim Gücü</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;4-5 Nisan tarihlerinde Bolu'da Abant İzzet Baysal Üniversitesi tarafından düzenlenen "Türkiye'de Siyasetin Dinamikleri Sempozyumu"nda sunduğum "Siyasallaşan Tüketiciliğin Demokratik Denetim Gücü" başlıklı bildiriyi de sizlerle paylaşmak istedim.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bu yazı ayni zamanda &lt;a href="http://www.tasam.org/sie/index.php"&gt;Siyasal İletişim Enstitüsü &lt;/a&gt;sayfasında da yayınlanmıştır.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GİRİŞ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Günümüz tüketicileri, “tüketici kimliği”nin öne çıkması sonucunda “tüketimden gelen güç”ünü kullanmaya ve buna bağlı olarak da satın alma güçleri ile tercihlerini sayesinde ürünleri, markaları ve şirketleri ödüllendirmeye ya da cezalandırmaya başlamıştır. Küresel kapitalizmin denetim ve yönlendirilmesinde en etkili unsurun tüketici olduğu ve tüketicinin de elindeki demokratik gücü direnme aracı olarak kullanabileceği ortaya çıkmıştır. Tüketiciler, tüketim ve alışveriş davranışları ile piyasa üzerinden toplumsal değişiklikleri gerçekleştirme gücüne sahip oldukları bilincine hızlı biçimde erişmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici tercihleri ile kararlarının ne yönde ve nasıl etkilendiklerini, piyasa koşullarının bir ayna gibi yansıttığı yadsınamaz bir gerçektir. Duyarlı ve bilinçli tüketiciler; zengin ile fakir arasındaki derin uçurum, geri kalmış ülkelerdeki işçiler ve yoksul köylülerin karşılaştıkları haksızlıklar, çocuk işçilerin sömürülmeleri ve doğal kaynakların yağmalanması karşısında, satın alma tercihlerini kullanarak olumlu yönde bir değişim yaratmaya çalışmaktadırlar. “Adil ve Etik Ticaret” uygulamaları ve hatta gerektiğinde “Tüketici Boykot”ları ile bu eğilim somut bir davranış biçimine dönüşmektedir. Tüm bunlarla, arzu edilmeyen uygulamaları sürdüren kuruluşların kontrol edilmesini ve bu tür uygulamaların düzeltilmesini sağlayacak bir yön çizmek amaçlanmaktadır. Etkin yurttaşlık bilincinin gelişmesi, günümüzde tüketicinin bir seçmen ve vatandaş olarak beklenti düzeyini arttırmanın yanında, “hesap soran talepkar müşteri” anlayışı ve dönemini de ortaya çıkarmaktadır. Tüketiciler, bugün birçok sosyal, siyasal ve ekonomik gündemde etkin bir konuma sahip durumdadır. Buna bağlı olarak da, şirketlerin çeşitli eylemleri ile tartışmalı şirket politikalarını demokratik biçimde kontrol edebilme ve değiştirme gücüne sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TÜKETİCİ – VATANDAŞ KAVRAMI &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanayileşmeyle birlikte, satın alma gücünün, refahın ile rekabetin artması ve küreselleşmenin etkileri sonucu, tüketicinin diğer toplumsal roller ve aktörlerle karşılaştırıldığında etkisi ve önemi göreceli olarak artmaktadır. Yeni oluşan yapının özelliklerinden biri olarak tüketim, temel ihtiyaçları tatmin etmenin ötesine geçmekte, ürün ve hizmetlerin tüketimi daha çok taşıdıkları imaj için yapılır hale gelmektedir. Tüketici, bu tür bir tüketim yoluyla kendini ifade edebilmekte ve böyle bir yeniden üretme işlemi tüketiciyi tatmin etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici, daha çok geçtiğimiz yirmi yıl içinde kendini ifade etme yolu olarak tüketimi kullanmaya ve tüketimle ilgili seçimini de siyasal ve demokratik bir güç olarak göstermeye başlamıştır. Özellikle, tüketici ile vatandaş kavramları arasındaki sınırların kalkmaya başlaması, hatta kaybolmaya yüz tutması, günümüz siyasetine “tüketici-vatandaş” anlayışını ve kavramını sokmuştur. Tüketiciler kendilerinde varolan gücün farkına varmanın yanında, vatandaşlık rollerini de üstlenerek tüketim tercihlerinde kurumsal sosyal ve çevresel sorumluluk taleplerini vurgulamaya başlamışlardır. “Tüketici-Vatandaş” kavramı ve anlayışı, tüketicinin tüketim tercihleri ile siyaset arasındaki ilişkiyi görmesi ve bu ilişkiyi gönüllü olarak bir sorumluluk, bir hak olarak yerine getirmesi anlamına gelmektedir. Haklar üzerinde yoğunlaşıldığında, tüketiciler ile alışveriş yapanlar birbiri ile eş tutulabilmekte, ürün seçerek tepki vermek önem kazanmaktadır. Görevler boyutunda ise, kararların nasıl verildiği ve tercihlerin anlamlarıyla sadece bireylerin karşılaştıkları sorunları çözmekle değil, tüketici-vatandaş olarak ortak bütünlük içinde piyasayı biçimlendirmek ile ilgilenilerek sözkonusu gücün piyasa ötesine taşınması anlaşılır (Hilton, 2005: 10). Diğer bir deyişle, günümüz tüketicilerinin, bireysel tatminlerinin odağı olan “tüketici kimliği”nin yanında, etik, toplumsal, ekonomik, çevresel ve siyasal konulardaki rollerini belirleyen kimliklerinin de farkına varmış olduğu ve vatandaşlık bilinciyle hareket ettiği söylenebilir. Tüketicinin bilinçli ve sorumlu davranışları, hem kendisi ve yakın çevresinde, hem de ulusal ve küresel çevrede birçok ekonomik ve siyasal değişim uygulamalarını da etkileyebilmektedir. Tüketici-vatandaşın, değişimci bir siyasete katılması için ne tüketimden ne de piyasadan kaçmasına gerek yoktur (Arnold, 2007: 108).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyamızda yaşanan baş döndürücü değişim ve dönüşümün olumsuz etkilerinin kendilerinin ve başkalarının yaşamlarında ve doğal yaşamdaki sonuçlarının farkına varma, gözden geçirme ve değiştirme yolunda tüketicilerin güçlerinin ortaya çıkartılıp etkin ve gönüllü olarak kullanılması gittikçe yaygınlaşmaktadır. Tüketici; istekler, bireysel düzey, özel çıkarlar, seçme hakkı, kısa döneme odaklanma, zararın giderilmesi, kendisi ile ilgili düzenlemeler ve bunları geri çekme planları ile özdeşleşirken (Livingstone ve Lunt, 2007: 56); vatandaş kavramı ise; ihtiyaçlar, sosyal düzey, sosyal ve kamu çıkarları, hakların varlığı, uzun dönemli bakış, kamu çıkarları için düzenleme, pazarı denetlemek için sürekli düzenleme özellikleri ile tanımlanabilir (Livingstone vd., 2007: 629). Sorumlu ve ahlaki değerlere sahip olan vatandaşlık anlayışı, toplumun eşit bireyleri ya da üyeleri olarak “ortak iyilik” faaliyetlerinde bulunmayı getirir. Bu gelişmeleri içerecek biçimde tüketicilerin günümüzdeki anlamını açıklamaya çalışan üç modelden söz edilebilir (Zwick vd., 2007: 180).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. &lt;strong&gt;Tüketici Hükümranlığı Modeli.&lt;/strong&gt; Neo-klasik ekonomistler tarafından desteklenen, tüketiciyi kral olarak gören ve önemseyen yaklaşımı içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. &lt;strong&gt;Baskı Altında Tutulan Tüketici Modeli.&lt;/strong&gt; Frankfurt Okulu çizgisinde görüldüğü gibi serbest piyasadaki tüketime yöneltilen eleştirileri içeren görüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. &lt;strong&gt;Ahlaki Değerlere Sahip Tüketici Modeli.&lt;/strong&gt; Siyasal bir ruha sahip bireylerin piyasayı siyaset aracı olarak kabul ettiği yönündeki görüşleri içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaklaşımlara ek olarak, ahlaki değerlere sahip tüketiciden de ileri düzeyde görülebilecek “İnsani Duyarlılık Yaratan” anlayışa sahip yeni bir tür tüketiciden söz edilebilir. İnsani kalkınmayı, gelişmeyi ve tüketimi öngören bu yaklaşımda, piyasalar sadece etkin tüketicileri oluşturmakla kalmaz, tüketiciler de belirli koşullar altında etkin siyasal ve sosyal aktörler olarak yatırımlarıyla piyasalara yön vermekte ve şekillendirmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz tüketicileri, sadece bireysel çıkarlar için değil, ortak birliktelik, ortak çıkarlar ve ahlaki değerler için de birlikte hareket etmektedirler. Bununla birlikte, tüketicilerin zor da olsa kısa dönemli çıkarlarından vazgeçip, sorumluluk taşıyan piyasa aktörleri/toplumsal aktörler olmaları bu kavramın gerektirdiği bir dönüşümdür. Günümüzde, tüketicilerin çok pasif ve basit güdülere sahip olduğu, tamamen bireysel çıkarlara odaklandığı ve bunlara göre hareket ettiği anlayışı çok da doğru görünmemektedir. Bilinçli, etkin, reformcu ve aydınlanmış tüketici, kendisine sunulan tüm seçenekler hakkında bilgi toplayan ve buna göre kendisi, çevresi ve dünya için, diğer bir deyişle başkaları için en iyi ve en çok yararı sağlayacak olanı tercih eden tüketicidir. Topluma, çevreye ve genel olarak ekonomiye yönelik ilgi ile bireysel çıkarlar arasındaki bağlantının kurulması, sınırsız güç kullanmaya yönelen piyasa güçlerini denetleyebilmek açısından çok güçlü bir potansiyele sahiptir. Her ne kadar “tüketici vatandaş” eylemlerinin çoğu genelde büyük ölçüde kabul görüyor olsa da, piyasanın bu tür bir siyasal içerikle kontrol altına alınacağı endişesi piyasa aktörlerini korkutmaktadır. Bunu gerçekleştiren bir dönüşüm olarak, dünün sessiz yığınları etkinleşmekte ve katılımcı bir demokrasi anlayışına doğru yönelim gerçekleşmektedir. Sessiz ve edilgen yığınlar etkinleşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ortak iyi” için birlikte çalışmak, dayanışmak ve paylaşmak sadece soyut kavramlar ve söylemlerle gerçekleşmemektedir. Somut ve uygulanabilir adımların atılabilmesi için, kendisini etkin vatandaş ve tüketici olarak tanımlayan günümüz tüketicilerinin, doğrudan alışveriş ve tüketim kararlarındaki tercihleriyle demokratik ve politik tavırlarını da göstermeleri gerekmektedir. Bu konuda yapılan bir karşılaştırma Tablo 1’de gösterilmiştir (Orr, 2006: 379). Siyasetçiler alınacak her kararı seçmenlere ve vatandaşlarına soramazlar. Siyasetin doğasında verilen sözler ve hiçbir zaman bitirilemeyen projeler var iken, piyasa ve benzeri ortamlar tüketicilerine bitmiş ürünleri sunarlar. Tüketici çıkarları, piyasa rekabetinin teşvikiyle ortaya çıkan seçenekler ve bunlara ödedikleri para karşılığında elde ettikleri değere odaklanırken, vatandaş çıkarları olumlu ve doğru düzenlemelerle karşılanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tablo 1: Vatandaş ve Tüketici Çerçevesindeki Kurallar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200200134164786434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SCrSeF3UrQI/AAAAAAAAALU/lENIW3RiqjI/s320/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketim, esasında bireysel ve özel bir eylem olma özelliğini taşımaktadır. Bireysel bazda fiyat avantajı sağlama gibi dar kapsamlı taleplerin ötesinde, daha geniş politik amaçlar da tüketicilerin gündeminde yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam anlamıyla bireyci ve egoist ekonomik insan, dünyayı ve yaşamı sadece kendi gözüyle gören, tercihlerini ve refahını maksimize etme arzusundadır. Bunlar için biçtiği değerin, ödemeye razı olduğu fiyat olduğu söylenebilir ve fayda kasada hemen ödeme yapılarak edinilir. Öte yandan, toplumun normal değerleri ahlak, adalet ve erdem gibi düşlenen bir muameleye maruz kalır. İnsanların “altın kafes”e konmayı tercih edilmeleri metaforu ile açıklamaya çalışan bireyci çıkarların önceliği çok da kabul edilebilir bir durum değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal, siyasal ve etik duyarlıklara dayanarak üreticilerin ve ürünlerin arasında seçim yapma eylemi olarak “siyasal tüketicilik”, insanların geleneksel siyaset ve toplumsal davranışları olan oy verme ve gönüllü davranışların dışında toplumsal konulara katılmada alternatif bir araç oluşturmaktadır. Bu tür “siyasal tüketicilik” eylemleri sergileyen tüketiciler, satın alacakları ürünlerin üretilme biçimleri ve bunların üretiminin yarattığı çevresel ve sosyal sonuçlarla ilgili olarak hükümetleri ve şirketleri sorumlu tutarlar. Bu boyutuyla, vatandaşların siyasete katılım biçimlerine ilişkin dar tanımlamalarına da meydan okumaktadırlar (Dhah vd., 2007: 219). Tüketici-vatandaş, bir taraftan siyasal değerlerini ve ilgilerini tüketim biçimiyle gösterirken, diğer taraftan ekonomik dünyayı ahlaki ve sosyal ilgilerini yükselten etkin ve anlamlı bir alan olarak görür. Siyaset ve tüketim birbiriyle bağlantılı ve birbirine benzer süreçlere sahiptir. Ancak, birini otomatik olarak diğerine indirgemek ve siyasetin anlamını daraltmak da doğru bir yaklaşım değildir. Bu bağlantıdan bakınca, ne siyaseti pasif ve önemi azalmış, ne de her tüketim eylemini potansiyel olarak yıkıcı algılayıp görmemek gerekmektedir (Glickman, 2006: 206). Siyasal tercihler, tüketicilerin tercih süreçlerine benzer şekilde çalışabilir. Oy verenler, adayları, sosyal programların ya da vergilerin kendisi ve ailesine getireceğini düşündüğü etkiler açısından değerlendirir. Bu durum alışverişteki fiyat karşılaştırması gibi bir davranıştır. Aynı zamanda, tıpkı ürün seçiminde olduğu gibi, aday ile bağlantılı geçmiş deneyim de önemlidir (Schudson, 2006: 199). Öte yandan, toplumsal faaliyetlerin değerini tüketimin ahlaki zayıflığına karşı kıyaslayarak yükseltemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketiciyi ve tüketimi reddederek veya hiçe sayarak ya da ikincil önemde olduğunu düşünerek bir yerlere varmak olanaksızdır. Bunun yerine, tüketimin toplumsal ve kamusal yaşamdaki yerine bakmak günümüzde çok daha önemli ve anlamlı hale gelmektedir. Tüketicinin korunması için kabul edilmiş altıncı ve yedinci haklar olan “sağlıklı bir çevrede yaşama ve temel ihtiyaçların karşılanması”, sadece hak olmanın ötesinde, görev ve sorumluluklar olarak da kabul edilmek üzere tüketicinin evrensel hakları arasına eklenmiştir. Sağlık ve güvenlik, bilgilenme ve seçme hakları sivil hakları oluştururken, sesini duyurma ve zararın karşılanması siyasal hakları, eğitim, sağlıklı çevre ve temel ihtiyaçlar ise sosyal haklara karşılık gelir. Böylece, sadece zengin ülkeler ve ihtiyaçlarını tatmin konusunda oldukça fazla seçme olanağına sahip zengin sınıfların değil, çevremizde, bölgemizde ve dünyanın her tarafındaki tüketicilerin de benzer tüketim olanaklarına sahip olmaları için birlikte mücadele edilmesi öngörülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Organize olmuş satın alma gücü, sadece bireysel yaşantımızı değil, aynı zamanda diğer insanların da yaşamlarını olumlu biçimde gelişmesine katkıda bulunabilecektir. Böylece, tüketimi, siyasal yaşama doğru genişleterek ve kendi dünyamızın siyasal boyutlarına taşıyarak stratejik bir fırsat yaratılabilir. Bunu başarabilmek için, toplumsal yaşam ve ilişkiler ile bir topluluğa ait olma duygusunun, maddi zenginlik ve statüden daha önemli olduğunu işaret eden kapıyı gösteren bir tüketici vatandaş anlayışının farklılık yaratabileceği inancını olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TÜKETİCİNİN BAĞLANTILI İKİ YARI KÜRESİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicilerin çevresel, toplumsal ve etik tercihleri ile bireysel refah ve iyilik durumlarını oluşturma çabaları ve tüm bunları birlikte gerçekleştirme istekleri, gelişen yeni değerler çerçevesinde gittikçe artan bir öneme sahip olmaktadır. Bu gelişme ile ilgili en önemli kuramsal açıklamalar, postmodernizm ve sosyal sermaye çalışmalarından gelmektedir. Modernist tüketici eylemleri daha çok üreticiler ile tüketiciler arasındaki güç dengesinin üzerinde yoğunlaşmış ve bu dengede tüketicilerin haklarının korunması ana stratejiyi oluşturmuştur. Postmodern yaklaşım ise, yeni boyutuyla oluşan tüketici eylemlerinin toplumu, ekonomiyi ve siyaseti değiştirmeye ve dönüştürmeye odaklanan bir demokratik anlayışa sahip olduğunu ileri sürmektedir. Postmodernleşme süreci ve bununla bağlantılı bir dönüş olan daha fazla post-materyalist değerin (çevre, eşitlik değerleri, kişisel kimlik, azınlıkların dahili, insan hakları, sürdürülebilir kalkınma, vb.) benimsenmesi, vatandaşları özel ve kamusal çıkarlarını ve kimliklerini ifade etmede yeni alanlar bulmaya özendirmektedir (Stolle vd., 2005: 252). Post-materyalist değerlerin daha fazla bireysel özerklik, kendini ifade etme, ürün ve hizmetlerden seçme ve siyasal eylem istekleri ile bağı gitgide arttığı gibi, siyasal tüketiciliği de bu yönleri ile teşvik ettiği de söylenebilir. Böyle bir dünyanın içinde tüketimin siyasette rolü olduğunu gösteren beş önemli neden şöyle sıralanabilir (Micheletti, 2003: 15):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Tüketim, zamanımızda bireylerin kendilerini siyasal olarak ifade edebildikleri bir alan ya da bir erişim noktasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Nestle boykotunda olduğu gibi, insanlar tüketimi diğer aktörler ve kurumların siyasal ajandalarını oluşturmalarında ve görüşme masasında onların üzerinde baskı yaratmada kullanabilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. -Tüketim siyasaldır, çünkü ürünlerin siyaseti vardır ve bu da geleneksel siyasetteki güç ilişkileriyle ve çoğunlukla özel şirketler tarafından belirlenen değerlerin toplum içinde yayılması ile ilgilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Tüketim, insanlara siyasal konularla ilgilenme ve mücadele etmede kullanabilecekleri piyasa temelli boykot ya da belirli ürünleri satın almak gibi araçlar sunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Tüketim gittikçe daha siyasal hale gelmektedir, çünkü siyasetin görünüşü değişmekte ve ulus ötesi şirketlerin küresel varlıklarının etkileri artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketim eylemleri, bireyleri özel ve kamusal dünyalarıyla bağlantılarını gerçekleştirmeleri açısından daha büyük bir sistemin içine bağlamaktadır. Tüketimin kendisi siyaset ve alt yapılar gibi dışsal koşullara bağlı olmasına karşın, tüketiciler günlük faaliyetleriyle bilinçli ya da bilinçsiz biçimde bu sistemlere şekil vermeye yardımcı olmaktadırlar. Böylece, siyasal içerikteki boykotlarla ya da siyasal eylemlerle kendisinden daha büyük sosyal sistemlerde iz bırakabilmektedir (Trentman, 2007: 155). Günümüzün değişen koşulları içerisinde tüketicinin rolleri konusunda dört önemli noktadan söz edilebilir (Micheletti ve Stolle, 2007: 166):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Daha büyük bir dava için grup desteği yaratma&lt;br /&gt;2. Adil ticareti canlı tutan bir tüketici kitlesi oluşturma&lt;br /&gt;3. “Öncü güç” olarak şirket değişimlerine etkileme&lt;br /&gt;4. Sosyal değişimin önemli bir aktörü olma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rolleri biçimlendirmede etkin olan üretim ve tüketim ilişkilerini belirleyen etkiler ve tercihler konusundaki gelişmelerin yanında, önemli bir başka gelişme de siyasal gücün kullanılmasında gelinen noktadır. Tüketiciler, sınırsız ve denetimsiz gücü sembolize eden ürünlerin, şirketlerin, hatta ülkelerin siyasal ve ekonomik kararlarını etkilemeye, denetlemeye ve değiştirmeye yönelik siyasal kimlikler oluşturabilmektedir. Sendikalı çalışanların ürettikleri ürünleri satın almanın tercih edilmesi; çocukları ve yaşlıları kötü şartlarda çalıştıranlar ile ırkçılıkla bağlantılı olanların ürünlerini satın almama, bu konuda verilebilecek örneklerden bazılarıdır. “Siyasal Tüketicilik”, piyasa aracılığıyla siyaset yapma biçimidir. Bireysel nitelikte olan ekonomik tercihlerin yapılmasını ortadan kaldırmaz, ancak bu yolu kullanarak siyasal amaçlara ulaşmayı gerçekleştirmeye yardımcı olur. Bu boyutuyla siyasal tüketiciliğin, günümüz modern toplumlarında bireysel ve özel alan faaliyetlerinin en önemlilerinden biri olan tüketim tercihlerine ve kararlarına siyasal amaçların aktarılması olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasal Tüketicilik, günümüz çağdaş bireyinin hem ekonomik, hem de siyasal dünyanın üyesi olduğunu vurgular (Holzer, 2006: 407). Bunların dışında, çağdaş bireyin parçası olduğu dinsel, kültürel ve eğitsel alt sistemler ile çeşitli toplumsal roller de söz konusudur. Ancak, siyaset ile ekonomi arasındaki dönüşüme bakılmak istendiğinde, birey ve onun her iki yarı küredeki rollerini incelemek başlangıç için yeterli olabilmektedir. Siyasal değerlerini ve ilgilerini tüketim yapılarıyla gerçekleştiren tüketici-vatandaşlar ekonomik dünyayı da kendi ahlaki ve sosyal ilgilerini derin biçimde yükselttikleri anlamlı ve etkili bir alan olarak görürler (Shah ve diğerleri,2007:233).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicinin üyesi olduğu “ekonomik dünyası” ile hem görece pasif konumda olduğu seçmen rolü, hem de etkin siyasetçi rolü ile yer aldığı “siyasal dünyası” arasındaki sınırlar erimekte ve bu dünyalar birbirlerinin içine girmektedir. Bu rollerinin yanında, siyaset dünyasında sadece oy verme görevini yerine getiren ve bu nedenle de pasif bir konumda bulunan tüketici, artık kendisine etkin ve katılımcı bir rol biçmekte, fiyat avantajı sağlama gibi dar kapsamlı taleplerin ötesinde daha geniş siyasal amaçları gündeminde tutmayı tercih etmektedir. Sandığa gitme, siyasi partilere üye olarak katılma ve lobi faaliyetlerinde bulunma, siyasete katılım için temel yollarken, tüm bunların toplumsal eylemler için tek kanal olmadığı da açıktır. Siyasi ifade biçiminde kullanılan eylemlerin türlerinde farklılıklar gözlenmekte ve hiç şüphesiz bu eylemlerin hedefleri de değişkenlik gösterebilmektedir (Wahlström ve Peterson, 2006: 364). Devlete başvurmak yerine, uygulamaların değiştirilmeleri için doğrudan şirketlere yönelme, şirketlerin daha saydam ve hesap verebilir olması ile sorumluluklarını yerine getirmesi için daha güçlü talepler yaratılabilmektedir. Bunlar, vatandaşların hükümetler üzerindeki görmeye alıştığımız geleneksel taleplerinden farklı bir boyut içermektedir. Ticarileşmenin arttığı, insanların tüketimin esiri haline geldiği ve her şeyin metalaştığı yönündeki eleştirilerin yanında, tüketici eylemleri sayesinde, tüketim ve alışveriş ile siyaset arasındaki bağın gücünü ortaya çıkartmak olanaklı hale gelmiştir. Demokratik kazanımları açısından siyasal tüketiciliğin; kamuoyu yaratma, tüketicileri bilgilendirerek küresel riskler hakkında bilinçlendirme, yerel ve küresel düzeyde sanayinin performansını gözetleme ve geliştirme, tüketicilere siyasal konuları ifade etmede olanaklar yaratma gibi yararlar sağladığı söylenebilir (Klintman, 2006: 435). Tüketicinin siyasal ve demokratik gücünü piyasalar aracılığıyla göstermesi, klasik ve temel ekonomi kavramlarından olan arz ve talep üzerindeki oynamalar ile gerçekleşebilmektedir. Yeşil, etik ve siyasal tüketicilik eylemlerindeki tüketiciler, ürünlerin sadece kalitesi ve fiyatı arasındaki ilişkinin dışında diğer konuları da dikkate alırlar ve iki önemli ve başarıyla uygulanan stratejiyi gerçekleştirirler (Holzer ve Sorenson, 2003: 85):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Etkin olarak belirli ürünlerin satın alınmasını tercih etmek, ve&lt;br /&gt;2. Etkin olarak belirli ürünlerin satın alınmamasını gerçekleştirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Olumlu siyasal tüketicilik” olarak da tanımlanabilecek olan birinci stratejiye örnek olarak verilebilecek uygulamalar arasında; etik ticaret, yeşil tüketim, çevre dostu tüketim, sürdürülebilir tüketim ve adil ticaret gibi uygulamalar sayılabilir. Tüm bu uygulamalarda rol alan bazı tüketiciler ürünleri sürdürülebilir tarımı desteklemek, bazıları kendi sağlıkları için, bazıları da statülerini ve sınıfsal farklılıklarını sürdürmek için satın alırlar. Bazıları ise, bu tür ürünler almak istemelerine karşın satın alma güçlerinin yetmemesi nedeniyle alamazlar. Ancak yine de, tercihlerini yaparken, sürdürülebilirlik, sağlık ve çevreyle ilgili konular ile küreselleşmenin acımasız yönlerine alışverişleriyle ve tüketimleriyle eleştirel ve değişimci bir boyut getirebilirler. Örneğin, Etik Ticaret, üretim ve dağıtımdaki emek koşullarına dikkat ederken, Adil Ticaret üretim, ticaret ve tüketimde alternatif alanların genişletilmesine odaklanır. “Adil Ticaret”, ticari koşullara ve küçük ölçekli mağdur üreticiler ile köylülerin durumunun düzeltilmesine yönelik doğrudan katkılara odaklanırken, “Etik Ticaret” çalışma koşullarının düzeltilmesi ve uluslararası standartlara uyumlaştırmaya odaklanır. Adil Ticaret hareketi, alternatif bir ekonomi ve siyaset olasılığının vizyonunu sürdürebilmek amacıyla, üretim, dağıtım ve tüketimde yeni birlikteliğini geliştirilmesini ve varolan sosyal ağların harekete geçirilmesini öngörür (Clarke vd., 2007: 603). Adil Ticaret hareketi, emperyalizm tarihine ve egemen tüketici ideolojisine bir direniş olarak, doğunun küçük üreticileri ile batının tüketicileri arasındaki birliktelik yoluyla sosyal adalet gerçekleştirmeye adanmışlık anlayışıyla tüketimin gerçekleştirilmesine örnek oluşturur (Jubas, 2007: 248). Ticaret ilkelerinin sadece piyasa değerlerine göre değil, ahlaki ve insancıl değerlere göre de oluşturulması gerektiğine inanan bir sivil toplum hareketi olarak, hem bir “insan hakları hareketi” hem de bir “siyasal harekettir” (Odabaşı, 2007: 36). Tüketiciler, satın alım tercihleri ile bu konulardaki uygulamalara yön verebilmektedir. Tüketici ile işçi, köylü ve küçük ölçekli üretici arasındaki kopuk bağlar, bağlantı geliştirmeye, işbirliğine ve dayanışmaya dönüşebilmektedir. Yeşil ve Etik Tüketiciler ise, bilinçli tercihleriyle piyasaların, daha erdemli, ahlaklı ya da daha adil sistemlere doğru değişmesini güdüleyici unsurlar olarak görülebilirler. Bunların dışında, ülkemizde uygulanan yerli mallar haftası gibi düzenlemelerle ülkemizde yapılan ürünlerin satın alınması teşvik edilmiştir. Doğal olarak da ulusal sanayiyi destekleyen siyasetçiler ve partiler de benzer biçimde oy istemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicinin, eylemlerini gerçekleştirirken kullanacağı yollardan bir diğeri de toplu protestolardır. Tüketici derneklerine ya da vakıflarına girerek toplu biçimde eylemlerde bulunmak bu konuya örnek gösterilebilir. İmza toplamak, ilk akla gelen ve sıkça kullanılan uygulamalardandır. Ülkemizde de Boğaz Köprülerinden geçişlerde alınan ücretlere yapılan zamlara karşı gösterilen tepki gibi toplu ve canlı protestolara rastlanmaktadır. Yeşil barış eylemcilerinin protestoları da bu tür eylemler içinde düşünülebilir. Tamamıyla siyasal bir içerikğe bağlı olarak Fransız ve İtalyan ürünleri için yapılan satın almama çağrıları da bu konuda örnek olarak verilebilir. Toplu eylemler dışında bireysel olarak gerçekleştirilebilecek eylemler ise, siyasetçilere şikayet mektubu yazmak, uygun ürünlerden almak, konuyu destekleyen siyasi partilere ve adaylara oy vermek (Yeşiller Partisi gibi), internet yoluyla benzer eğilimlere sahip diğer kişilerle bağlantı kurmak olarak gösterilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece seçimlerde oy kullanma, siyasal bir partiye üye olma gibi geleneksel siyaset kanallarını sosyal değişimleri etkilemek için kullanmanın yanında siyasal tüketicilik, tüketicinin kendi satın alma gücünü bu tür değişimleri etkilemede bir araç olarak kullanmayı gerçekleştirir. Tüketici, kendisine ait sosyal bir eylem boyutunda kolayca kullanabileceği gücü ile siyasete karışma ve müdahale etme olanağı bulmaktadır. Organize olmuş satın alma ya da almama hareketi ile de ekonomik ve siyasal kolektif bir baskı uygulayıp, karşı duruş gerçekleştirmek ve gerektiğinde ekonomik bir ceza vermek amaçlanmaktadır.. Boykotlar bu konudaki en yaygın uygulamalardır ve olumsuz siyasal tüketicilik olarak da adlandırılabilirler. Son yıllarda, Nestle’nin Afrika’da sattığı çocuk mamaları, Nike’ın spor ayakkabılarını üretirken çocuk işçi çalıştırması ve Shell’in çevreyi kirletmesi nedeniyle yapılan boykotlar dünyada en çok ses getiren uygulamalardır. Ürün ya da hizmeti satın almama üzerine kurulu bu ekonomik ve sosyal baskı yöntemi sık sık başvurulan bir tercih haline dönüşmüştür. Kısaca, satın alma kararlarında katılım ile demokratik araçlarla tüketicilerin tercihlerini olumlu biçimde etkileyebilecek liderliklerin ve kuruluşların varlığı zorunludur. Hem toplu hem de bireysel eylemlerle, tercihlerle ekonomik ve siyasal güçleri ellerinde sınırsız biçimde tutanlara karşı toplumsal ve bireysel çıkarların savunulmasının demokratik yollarından biri de tüketicinin seçmen olarak rolünü ve görevini yerine getirebileceği davranışlarda bulunabilmesidir. Bunlardan bir tanesi de dört-beş yılda yapılan seçimlerde, bu anlayışa ve beklentilere göre oy kullanmaktır. A.B.D seçimlerinde demokratlar “Buy Blue” slogan ile değişimi ve dönüşümü öngören adayları destekleyen şirketleri desteklemek için kampanyalar yürütmüşlerdir. Yemin töreninde alışveriş yapmama önerildiğinde Cumhuriyetçiler, “Bush için alışveriş yap” ve “Yemin gününde satın al” şeklinde yanıt vererek destekleyici kampanyalar gerçekleştirmişlerdir. Tüketiciler, daha insancıl ve adil bir anlayışı iktidar yapabilmek için, hem seçmen, hem de seçilen durumunda birer siyasal aktör ve katılımcı olarak, etkin rol oynayabilirler. Piyasada oy verme, temsili demokrasiden hem daha fazla etkili, hem de ülke sınırlarını aşan bir uygulamaya sahiptir (Shaw vd., 2006: 1057). Ülke yasa koyucularının yetki ve sorumlulukları sınırlı olmasına karşın, uluslararası şirket ve kuruluşlara yönelen baskı ve eylemler söz konusudur. Bahsedilen bu anlayışla ilgili olarak, toplumsal sorunların tüketicilere bırakılmasıyla kurumların sorumluluklarının, siyasal gücün ve toplu biçimde hareket etmenin göz ardı edildiği ve belirli toplumsal sorunlara eğilseler bile tüketicilerin de sonuçta birer birey oldukları şeklinde eleştiriler de bulunmaktadır. Ancak, siyasal partiler ve geleneksel siyasete katılım ile siyasal tüketici ve etik topluluklar arasındaki ilişkilerin tam anlamıyla anlaşılabilmesi için araştırılmaların yapılması gerekmektedir (Shaw, 2007: 147). Hükümetlerin toplumsal konuları anlamadıkları ya da yeterli düzeyde duyarlı olmadıkları, risklere karşı zamanında acil ve yeterli önlemler almada geciktikleri yönünde eleştiriler siyasetçilere yöneltilmektedir. Yeni üretim ve tüketim ilişkilerini ve yöntemlerini kuşatan ve tüm güçsüzlerin, mağdurların çıkarlarının savunulması anlamına gelen daha fazla demokrasi talebi, tüketicilerin bu konudaki duruşları ve ahlaki pozisyonları ile artacak önemli bir etkiye sahip gibi görünmektedir. Bu nedenle, yaptırımı ve değişimi amaçlayan yeni ve daha sade siyasal katılımlarda etkin roller alan tüketiciler, bu görevleri üstlenerek, kendileri gibi düşünenler ile bağlar kurarak ve piyasa temelli kolektif eylemler gerçekleştirerek, profesyonel siyasetçilere bırakmamayı arzulamaktadır. Tüketim ile demokrasi kelimelerinden üretilen “Tüketimokrasi” kavramı, toplumun demokratik denetimini ve yönlendirilmesini öngören tüketici demokrasisini bu boyutuyla açıklamak için kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicinin siyasal ve demokratik eylemleri, çevresel ve toplumsal konularda duyarlı olmayan, güvenli ürünler satmayan, ahlaki değerlere uygun davranmayan işletmelere yönelik olduğu kadar, erdemli ve değerlere saygılı olmayan siyasetçilere de yöneliktir. Vatandaşlar da genel olarak bu tür eylemlere destek vermek için tüketim noktalarında satın alma kararlarını organize etmeye gönüllü olabilmektedirler. Tüketiciler hem ürünün hangi aşamada, nerede, nasıl ve kimler tarafından üretildiğini hem de şirketlerin daha fazla saydam olmalarını ve demokratik biçimde daha fazla hesap verebilir olmalarını istemektedir. Bu talepler karşısında duyarsız kalamayacak olan üreticiler ve siyasetçileri de içeren ekonomik ve siyasal sistem, daha insancıl, ahlaklı ve anlayışlı bir görünüm kazanmaya zorlanmaktadır. Çevresel ve toplumsal farkındalık bilincindeki şirketler sadece kar amaçlı değil, sosyal sorumluluk konusunda uyulması gereken belli etik ilkeleri benimsemeyi; hem tüketicilerine hem de çalışanlarına “daha fazla iyilik” yapmayı,”daha iyi duygular” yaratmayı da amaçları arasında saymaya başlamışlardır (Odabaşı, 2006: 20). Tüketicinin vatandaş olarak sorumluluğu olduğu kadar, şirketlerin de vatandaşlığını gösteren Şirket-Vatandaşlığı ve sosyal sorumluluk uygulamaları bu konuda gelişen kavram ve uygulamalardır. Siyasetçilerin, tüketicilerin ve şirketlerin toplumsal sorumluluk bilincinde olmaları ve “iyi bir vatandaş” gibi hareket etmeye başlamaları ile hem şirketler hem de tüketiciler dünyalı olduklarının farkına varmakta ve sorunlara duyarlı hale gelerek dünyalı gibi hareket etmektedirler. Siyasetçileri ve siyasal partileri bunun dışında tutmak olanaksızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SONUÇ VE ÖNERİLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyaya, topluma, insanlara ve insani değerlere nasıl sahip çıkılması gerektiği gittikçe önem kazanmaktadır. Tüketiciler, yenidünya düzeninde elde ettikleri tüketim gücünü, ekonomik ve siyaset alanlarında daha etkin kullanmaya başlamışlardır. Vatandaşlık ile tüketicilik rollerinin ve sorumluluklarının birlikte yürütüldüğü bir tüketici-vatandaş anlayışı, değişim ve dönüşüm için büyük bir güce sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasal tüketicilerin siyaset alanındaki seçimleri ve oy verme süreçleri benzerlik taşımasına karşın, farklı özelliklere de sahiptir. Ekonomik ve siyasal iki alan birey olarak tüketicilerin tercihlerini belirleyen iki önemli konudur. Bu noktada, Dünya Ticaret Örgütü’ne karşı yapılan gösteriler, Adil ve Etik Ticaret uygulamaları, Gönüllü Sadelik, Yeşil Hareket, İthal Ürün Boykotları gibi eylemler tüketiciliğin siyasal yansımaları olarak dikkat çekici olma özelliklerini taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasa değişkeninin bu sürecin içerisine etkin biçimde girmesi ve geleneksel siyaset kurumlarını ikinci plana itmiş olması yeni bir yapı meydan getirmektedir. Bu oluşuma karşı olan eleştiriler; toplumdaki bireyselleşme ve bunun sonucunda siyasetin var olan kurumlardan bireysel tercihlere kaydırılması, vatandaşların seçmenlik görevlerini yerine getirirken piyasa aracılığıyla yönlendirilmesi ve denetim altında tutulması konularına odaklanmaktadır. Öte yandan, günümüz tüketicilerinin çok daha etkin, yaratıcı ve verimli davranışlara sahip olması, tüketicilerin toplumsal değişim ve denetim için demokratik ve ekonomik bir oylamayı gerçekleştirmede bir piyasa aktörü olarak büyük potansiyel taşıdıklarını göstermektedir.&lt;br /&gt;Yeni kimliğin adının tüketici-vatandaş, tüm sürecin adının da siyasal tüketicilik olduğu bir oluşumun ve hareketin öznesi olarak tüketiciler, seçmen olarak vatandaşlık görevlerini yerine getirmeye çalışırken çözümün kendilerinde olduğu bilincini ve ellerindeki bu demokratik gücü kullanarak sorunları çözecekleri inancını, aynen raflarda olduğu gibi sandığa artan biçimde yansıtmaktadırlar. Tüketici, siyasetçi ve iş dünyası bu oluşumda kendi sorumluklarını yerine getirmeye çalışarak daha güzel bir dünyayı oluşturabilme şansına sahip görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklamalar çerçevesinde Türk tüketicisi ve siyasetçileri, tüketicilerin var olan demokratik denetim gücünün farkına varıp politikalar geliştirebilirler mi? Bunu engelleyen unsurlar nelerdir? Bu alanda devletin koruyucu ve denetleyici görevi neler olmalıdır? Gelişen Türk orta sınıf tüketicisi tüm bu gelişmelerin neresindedir? Türk tüketicisi, dünya görüşünü ve siyasete bakışını tüketim alışkanlıklarına ve tercihlerine yansıtma yetisine sahip midir? Bu konuda gereksinim duyduğu doğru bilgiye zamanında erişebilmekte midir? Günümüzde her sosyal katmandaki Türk tüketicisi açısından siyaset ile tüketim yarıküreleri eşdeğerde etkilere sahip midir? Bu sorular, gelecekteki araştırmalara ışık tutabilecek düşünsel açılımları içermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KAYNAKÇA&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Arnold, E. (2007). Should Consumer Citizens Escape the Market?, The Annals of the American Academy of Political and Social Science, 611 (1), 96-111&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Clarke, N., Burnett, C., Cloke, P. &amp;amp; Malpass, A. (2007). The Political Retionalities of Fair-Trade Consumption in the United Kingtom, Politics Society, 35 (4), 583-607&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Glickman, L. B. (2006). The Consumer and the Citizen in Personal Influence, The Annals Of the American Academy of Political and Social Science, 608 (1), 205-212&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilton, M. (2005). The Duties of Citizens, the Rights of Consumers, Consumer Policy Review, 15 (1), 6-12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Holzer, B. (2006). Political Consumerism: Between Individual Choice and Collective Action: Social Monements, Role Mobilization and Signalling, International Journal of Consumer Studies, 30 (5), 405-415&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Holzer, B. ve Sorenson, M. P., (2003), “Rethinking Subpolitics: Beyond the “Iron Cage” of Modern Politics?”, Theory, Culture &amp;amp; Society, 20 (2), 79-102&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jubas, K., (2007). Conceptual Con/Fusion in Democratic Societies, Journal of Consumer, Culture, 7 (2), 231-254&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klintman, M. (2006). Ambiguous Framings of Political Consumerism: Means or End, Product or Process Orientation?, International Journal of Consumer Studies, 30 (5), 427-438&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liningstone, S., Lunt, P. &amp;amp; Miller, L. (2007). Citizens and Consumers Discursive Debates During and After the Communication Act 2003, Media, Culture &amp;amp; Society, 29 (4), 613-638&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Livingstone, S. &amp;amp; Lunt, P. (2007). Representing Citizens and Consumers in Media and Communications Regulation, The Annals of the American Academy of Political and Social Science, 611 (1), 51-65&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Micheletti, M. (2003). Political Virtue and Shopping: Individuals, Consumerism and, Collective Action, NewYork: Palgrave Macmillan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Micheletti, M. ve Stolle D. (2007). Mobilizing Consumers to Take Responsibility for Global Social Justice, The Annals of the American Academy of Political and Social Science, 611 (1), 157-175&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odabaşı, Y. (2006). Farklı Bir Küreselleşmenin Yaratılmasında Tüketicinin Gücü, Pazarlama Dünyası, 20 (5), 20-24&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odabaşı, Y. (2007). Adil Ticaret Uygulamaları ve Pazarlama İlişkisi, Pazarlama Dünyası, 21 (6), 36-43&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orr, S. W. (2006), Values, Preferences and the Citizen-Consumer Distinction in Cost benefit Analysis, Politics, Philosophy &amp;amp; Economic, 6 (1), 377-400&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schudson, M. (2006). The Troubling Equivalence of Citizen and Consumer, The Annals of the American Academy of Political and Social Science, 608 (1), 193-204&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Shah, D. V., Mcleod, D. M., Kim, E., Lee, S. Y., Gotlieb, M. R., Ho, S. S. &amp;amp; Breivik, H. (2007). Political Consurerism How Communication and Consumption Orientatons Drive, ‘Livestyle Politics’, The Annals of the American Academy of Political and Social Science, 611 (1), 217-235.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Shaw, D. (2007). Consumer Voters in Imagined Communities”, International Journal of Sociology and Social Policy, 27 (3/4), :135-150&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Shaw, D., Newholn, T. &amp;amp; Dickinson, R. (2006). Consumption as Voting: An Exploration of Consumer Empowerment, Europeon Journal of Marketing, 40 (9/10), 1049-1067&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stolle, D., Hooghe, M. &amp;amp; Micheletti, M. (2005). Politics in the Supermarket: Political Consumerism as a Form of Political Participation, International Political Science Review, 26 (3), 245-269&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trentman, F. (2007). “Citizenship and Consumption”, Journal of Consumer Culture, 7 (2), 145-158&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wahlström, M. ve Peterson, A. (2006). Between the State and the Market: Expanding the Concept of Political Opportunity Structure, Acto Sociologica, 49 (4), 367-377&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zwick, D., Denegri-Knott, J. &amp;amp; Schroeder, J. (2007). The Social Pedagogy of Wall Street: Stock Trading as Political Activism?, Journal of Consumer Policy, 30, 177-199&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bildirinin sunulduğu sempozyum: Türkiye'de Siyasetin Dinamikleri Sempozyumu, 4-5 Nisan 2008, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Bolu.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8761935278637455207?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8761935278637455207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8761935278637455207' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8761935278637455207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8761935278637455207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/05/siyasallaan-tketiciliin-demokratik.html' title='Siyasallaşan Tüketiciliğin Demokratik Denetim Gücü'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SCrSeF3UrQI/AAAAAAAAALU/lENIW3RiqjI/s72-c/ads%C4%B1z.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-8673660552565219231</id><published>2008-05-01T14:37:00.000+03:00</published><updated>2008-05-14T14:56:33.058+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Türkiye'de Siyasetin Dinamikleri Sempozyumunun Ardından</title><content type='html'>4-5 Nisan tarihlerinde Bolu'da Abant İzzet Baysal Üniversitesi tarafından düzenlenen "Türkiye'de Siyasetin Dinamikleri Sempozyumu" sayesinde, uzun yıllar sonrasında Abant'ı ilkbaharın şu ilk günlerinde görmekten büyük bir zevk aldım. Sempozyum oldukça güzel geçti. Hem çok güzel ağırlandık hem de yeni dostlar edinme fırsatı yakaladım. Sevgili meslektaşım ve kardeşim Meltem ve eşinin ilgisi ve evsahipliği beni daha da bir mutlu etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sempozyumda, uzunca bir süredir üzerinde çalıştığım ve önümüzdeki dönemde de oldukça önemli bir hale geleceğini düşündüğüm "&lt;strong&gt;&lt;a href="http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/05/siyasallaan-tketiciliin-demokratik.html"&gt;Siyasallaşan Tüketiciliğin Demokratik Denetim Gücü&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;" başlığında bir bildiri sundum. Bu güzel sempozyumdan birkaç fotoğrafı da sizlerle paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sempozyumla ilgili detaylı bilgiye bu adretsen ulaşabilirsiniz: &lt;a href="http://siyasetsempozyumu.web.ibu.edu.tr/index.htm"&gt;http://siyasetsempozyumu.web.ibu.edu.tr/index.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195372601762157698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SBmr2uPUlII/AAAAAAAAAK8/cEif1ZUWDbU/s320/Bolu+-Sempozyum.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195372872345097362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SBmsGePUlJI/AAAAAAAAALE/skC3_n24Kog/s320/Bolu+Sempozyum+Sunum+Resmi.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195373164402873506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SBmsXePUlKI/AAAAAAAAALM/22oVLIeEk_Q/s320/Bolu-Meltem+ve+Mesut.JPG" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-8673660552565219231?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/8673660552565219231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=8673660552565219231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8673660552565219231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/8673660552565219231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/05/trkiyede-siyasetin-dinamikleri.html' title='Türkiye&apos;de Siyasetin Dinamikleri Sempozyumunun Ardından'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/SBmr2uPUlII/AAAAAAAAAK8/cEif1ZUWDbU/s72-c/Bolu+-Sempozyum.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-4067622876951565741</id><published>2008-03-27T19:11:00.000+02:00</published><updated>2008-03-27T22:40:05.286+02:00</updated><title type='text'>Siyasal İletişim Enstitüsü</title><content type='html'>TASAM Siyasal İletişim Enstitüsü, 2007 yılında Pazarlama ve İletişim Kültürü Dergisi'nde (Pİ) yayınlanan bu makalemi web sayfalarında yayınlamak istedi. Yazının daha çok okuyucuya ulaşmasını ve yararlı olmasını umuyorum. Ayrıca, bu çabalarından dolayı da TASAM'a teşekkür etmek istiyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tasam.org/sie/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182471725431471170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R-vWk4zZPEI/AAAAAAAAAKs/SuhzQh7UB1A/s320/Siyasal+Iletisim+Enstitusu.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-4067622876951565741?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/4067622876951565741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=4067622876951565741' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4067622876951565741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/4067622876951565741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/03/siyasal-iletiim-enstits.html' title='Siyasal İletişim Enstitüsü'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R-vWk4zZPEI/AAAAAAAAAKs/SuhzQh7UB1A/s72-c/Siyasal+Iletisim+Enstitusu.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-269763158319976424</id><published>2008-02-27T21:48:00.000+02:00</published><updated>2008-02-27T21:55:49.059+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Yerel şirketler de küresel düşünmeli</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R8XAJgduMtI/AAAAAAAAAKk/uiAOd0hl_q8/s1600-h/resim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171751016670835410" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R8XAJgduMtI/AAAAAAAAAKk/uiAOd0hl_q8/s320/resim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R8W_9wduMsI/AAAAAAAAAKc/EJiAHFtJkzo/s1600-h/Anadolu+Haber.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171750814807372482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R8W_9wduMsI/AAAAAAAAAKc/EJiAHFtJkzo/s320/Anadolu+Haber.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-269763158319976424?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/269763158319976424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=269763158319976424' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/269763158319976424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/269763158319976424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/02/yerel-irketler-de-kresel-dnmeli.html' title='Yerel şirketler de küresel düşünmeli'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R8XAJgduMtI/AAAAAAAAAKk/uiAOd0hl_q8/s72-c/resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-983367468315428849</id><published>2008-02-13T15:56:00.000+02:00</published><updated>2008-02-14T09:19:17.338+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Geçtiğimiz günlerde çok saygı duyduğum ve bu konulardaki duyarlı ve olumlu davranışlarıyla bizlere örnek olan Sayın Hayrettin Karaca ile yaptığımız telefon görüşmesinde, Adil Ticaret kavramının aslında bizim kültürümüzde de yeri olduğunu, "imece" usülünün tam da bu uygulamaya karşılık geldiğini ve adil ticaret uygulamalarına ülkemizde daha fazla yer verilmesi gerektiğini konuştuk. Bu tip uygulamaların artması ise kavrama dair farkındalığın artması ile mümkün olacağa benziyor. Bu nedenle, Sayın Hayrettin Karaca'nın da teşvikiyle Pazarlama Dünyası dergisinde yayımlanan "Adil Ticaret Uygulamaları ve Pazarlama İlişkisi" başlıklı çalışmamı bu sayfadan sizlerle paylaşmak istedim. Bu çalışmanın sonraki çalışmalara ve uygulamalara vesile olması umuduyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerimle.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-983367468315428849?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/983367468315428849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=983367468315428849' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/983367468315428849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/983367468315428849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/02/getiimiz-gnlerde-ok-sayg-duyduum-ve-bu.html' title=''/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-193985541336311512</id><published>2008-02-13T14:46:00.000+02:00</published><updated>2008-02-13T15:56:24.785+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Adil Ticaret Uygulamaları ve Pazarlama İlişkisi</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Giriş &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya ülkelerindeki üreticilere geçinebilecekleri fiyat düzeyi ya da bunun altında yapılan ödemeler ile kuzey yarım kürenin özellikle zengin batı ülkelerinde gıda dağıtım zinciri ve zengin perakendecilerin elde ettikleri karlar karşılaştırıldığında, büyük bir ekonomik güç dengesizliği ve eşitsizlik göze çarpmaktadır. Ayrıca, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere kuzey ülkelerinin endüstri ürünleri ile adil ve eşit olmayan bir ticaret yaşanıyor. Adil Ticaret hareketi, bu adaletsizliği ve uçurumu nispeten düzeltmek, daha da ötesi ortadan kaldırmak için oluşturulmuş bir harekettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bakıldığında, varolan acımasız ekonomik modeli dizginlemek, değiştirmek ve alternatif ticaret modeli üretmek gibi radikal amaçlar taşıdığı da söyleyebilir. Ticaret ilkelerinin sadece piyasa değerlerine göre değil, ahlaki ve insancıl değerlere göre de oluşturulması gerektiğine inanan bir sivil toplum hareketi olarak, hem bir “insan hakları hareketi” hem de bir “siyasal hareket”tir. Adil Ticaret; cinsiyet eşitliği, insan hakları, çocuk hakları ve çevre korumaya öncelik veren bir ekonomik kalkınma hedefini içinde barındırmaktadır. Adil Ticaret aktivistleri zaman zaman; yeşiller, sendikalar, sosyal ve siyasi örgütlerle ortak olarak küreselleşmeye ve neo-liberal uygulamalara karşı eylemlerde de bulunmaktadır. Bu hareket, yeni bir eylem biçimi olarak sivil toplum odaklı olup; öne sürdüğü talepler geleneksel olarak hedeflenen sendikalara, siyasal partilere ya da devlete yönelik olmamakta, daha çok piyasa mekanizması aracılığıyla istenen faaliyetleri gerçekleştirmek ve siyasal kuruluşlarla siyasetçileri dolaylı biçimde de olsa etkileyerek sosyal bir baskı kurmak yönlüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan, Adil Ticaret alternatif bir “iş modeli”olarak da düşünülebilir. Bu, “Daha iyi bir dünya için alışveriş” anlayışı doğrultusunda, üretici ile tüketiciyi birlikte düşünen; sosyal, ekonomik ve çevresel sorumlulukların ön plana çıktığı yeni bir yaklaşım ve iş modelidir. Bu yaklaşımın amacı “Yardım değil, ticaret” sözü ile vurgulanmakta ve bu eksende yapılan çalışmalarla kendini göstermektedir. Bu modelin üreticilere sürdürülebilir üretim maliyetlerini ve işçilerin hakkı olan ücretleri karşılamak için yeterli düzeyde ödeme yaparak, kendilerini, ailelerini ve içinde yaşadıkları toplulukları geliştirme olanağı yaratmayı amaçlayan, uygulanabilir bir sosyal sorumluluk odaklı iş projesi olduğu söylenebilir. Küçük çaplı aile çiftliklerinde çalışan ya da düşük ücretle çalışmak zorunda kalan köylülerin, insanca yaşamak için belli bir düzeyde ücret kazanabilmeleri için düşünülmüş, yeni uygulanma olanağı bulan bir iş modelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etik Ticaret ile Adil Ticaret, geleneksel olarak amaçları, kapsamları ve araçları açısından birbirinden oldukça farklı olmalarına karşın, birliktelikleri olumlu sinerji yaratmaya elverişlidir. Adil Ticaret, küçük ölçekli ve mağdur üreticilerle ticarete odaklanırken, etik ticaret üretimdeki çalışma koşulları ile ilgilenmektedir (Sally ve Barrientos, 2005: 190). Günümüzde, tüketicilerin satın alma kararlarında önemli bir yer tutan etik değerler, her iki uygulamayı birbirine yaklaştırmakta ve iç içe geçmelerine neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Adil Ticaret Sisteminin Özellikleri ve Çalışma Biçimi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Max Havelaar adını taşıyan ilk Adil Ticaret etiketi 1988 yılında Hollanda’da uygulanmıştır. İlk etiket ise, Meksika’daki küçük kahve üreticilerinin oluşturduğu kooperatiflerin ürünlerini Avrupa’da pazarlama konusunda talep ettikleri yoğun yardım doğrultusunda Meksika kahvelerine verilmiştir. Günümüzde,adil ticaret etiketi verme ve sertifikalama yetkisine sahip en önemli küresel bir boyuttaki sivil toplum kuruluş olarak bu ad , başta birçok Avrupa ülkesi olmak üzere birçok ülkede kullanılmaktadır.Max Havelaar ismi, 1860 yılında yazılan bir romanda geçen hayali bir kahramandır. Edvard Douwes Dekker, aynı adı taşıyan romanında yarattığı hayali karakter ile Endonezya’nın Cava adasındaki sömürge rejiminin uyguladığı esarete ve hoyratça sömürülen kahve üreticilerinin hakkı için Hollanda’ya karşı savaşan bir kahramandır. Bu hayali roman kahramanının verdiği mücadelenin okuyucular üzerinde yarattığı hayranlık, isminin Adil Ticaret hareketi ile özdeşleşmesine neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahveyle başlayan bu hareketin içine, çikolata, kakao, çay, bal, muz, şeker, portakal suyu ve kesme çiçek gibi sayıları her gün artan ürün eklenmektedir. Giysi, ev eşyaları, ev aletleri gibi özel satış mekanı isteyen ve bundan dolayı sınırlı dağıtımı olan ürünler de sistem içine girmektedir. Şarap, çiçek, egzotik meyveler ve moda giysiler gibi hedonik zevklere hitap eden ürünler de yelpazenin içinde yer almaya başlamıştır. Özellikle, giysi ve aksesuarların büyük bir gelişme göstermesi beklenmektedir. Moda ve tekstil ürünlerinde, bir yandan çocuk işçi çalıştırmama ve çalışanların koşulları tüketicilerin kararlarında önemli bir rol oynarken; diğer yandan da tüketiciler tarafından bu ürünlerin ana caddelerde bulunması, kolayca erişilebilmesi ve aynı zamanda modaya uygun olması talep edilmektedir (Shaw ve diğerleri, 2006: 439). Bir çok kesim tarafından, bu tür ürünlerin Adil Ticaret çerçevesine girmesinin gösterişçi tüketime yönelme güdüsünü tetiklediği ve hareketin ruhuna aykırı olduğu öne sürülse de, bunların toplam Adil Ticaret içindeki payının artışı sürecek gibi görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Ticaret (Fair Trade) etiketi taşıyan sertifikalanmış ürünler, en azından bazı sosyal, ekonomik ve çevresel standartlara, kısaca “Adil Ticaret” ilkelerine uyulduğunun garantisini vermekte ve belgelendiğini göstermektedir. Günümüz tüketicilerinin, gelişmemiş üçüncü dünya ülkelerinde emek sömürüsüne karşı bazı standartlar belirleyen ve sertifika veren Adil Ticaret etiketli ürünleri tercih ederek sorunların çözümüne doğrudan katkıda bulunması söz konusu olabilmektedir. Buradaki durum, temenni ya da yasal düzenlemelerin ötesinde, tüketicilerin aktif ve gönüllülük esasına bağlı olarak, ürün satın alma güçleri ile doğrudan verdikleri katkı ve destekle ilgilidir. Tüketicilerin bu konudaki açık ve tutarlı eğilimleri , perakendeci satış yerlerinin de benzer duyarlılıkları göstermesine neden olmakta ve çocuk işçi çalıştıran firmaların ürünlerin satılmamasını sağlayabilmektedir (Odabaşı,2006:21). Örneğin Kanada’daki Transfair etiketi, Pakistan’ın Sialkot ve Hindistan’ın bazı kentlerini içeren bölgede yapılan topların Adil Ticaret standartlarına uygun biçimde üretildiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Ticaret etiketli ürünler, birçok fiziksel özelliklerin yanında birtakım sosyal özelliklere de sahiptir. Ürünlerin özellikle sosyal özelliklerinin bilinmesi, “sosyal sorumlu tüketicilerin” taleplerini olumlu biçimde etkileyebilmektedir. Tüketiciler açısından, etik ilkelerin ve özelliklerin satın alma kararı içerisinde yer alması ve ek bir çaba gerektirmeden,sınırlı bir maliyetle satın almalarının gerçekleşmesi ekin bir rol oynamaktadır. Bu konuda duyarlı olan tüketiciler, adil ürünleri gelişmekte olan ülkelerin marjinalleşmiş üreticilerinin küresel pazarlara girmeleri ve gelişmelerine destek olarak kabul edip bu amaç doğrultusunda bu tür ürünlerin sosyal sorumluluk özelliklerine daha fazla ücret ödeyebilmektedir (Becchetti ve Rosati, 2007: 827). Kısaca Adil Ticaret, tüketicilerin normal ürün fiyatının üzerine ödedikleri ek bir “sosyal prim” ile sürmekte olan serbest ticaret uygulamalarıyla garanti edilemeyen çalışma ve çevre kriterlerinin uygulanmasını sağlamaya, mağdur ve zor durumdaki köylü üreticilere daha fazla sosyal ve ekonomik adalet getirmeye uğraşıyor. Adil Ticaret’in en önemli ve en bilinen unsuru olan “adil fiyat”, içindeki prim yoluyla tüketicilerin yüzde 20′ye varan oranlarda daha fazla ödeme rızasını gösterdikleri bir fiyat düzeyidir. Bu fiyatı ödemeye rıza gösteren tüketicilerin satın alma tercihleri, insanca olmayan koşullarda çalışanlara, onların ailelerine ve içinde yaşadıkları yörenin sosyoekonomik yapısına doğrudan katkıda bulunma anlayışı, karşılıklı bağımlılık ve dayanışma duygularından önemli ölçüde etkilenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Ticaret sistemin önemli bir unsuru olarak,üretim ve pazarlama aşamalarında görev yapan bağımsız denetçiler, Kuzey’deki tüketicinin ödediği paranın, tedarik zincirinin ilk halkasını oluşturan Güney’deki üreticinin cebine doğru biçimde girmesini; ayrıca, etiketi taşıyan ürünlerin üretim sürecinde daha önce belirlenmiş sosyal, ekonomik ve çevresel standartlara uyulmuş olduğunu denetlemekte ve bunların garantisini vermektedir. Bu amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, ürünün, örneğin kahvenin Adil Ticaret etiketi taşıyabilmesi için dört önemli koşulun yerine getirilmesi gerekmektedir (Lyon, 2006, s. 454):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Ürünün (kahvenin) doğrudan, sertifika verilmiş küçük (kahve) üreticilerinden satın alınması zorunluluğu;&lt;br /&gt;· En azından yıllık ürün hasadının ötesinde uzun dönemli bir sözleşme önerisi;&lt;br /&gt;· Belirli bir prim ödemesinin yanında organik ve Adil Ticaret sertifikalarının ikisine de sahip olanlara ek prim ödenmesi;&lt;br /&gt;· Yıllık sözleşmesinin en azından %60’ını kapsayacak ön ödemenin üretici kuruluşlara sağlanması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satın alıcılar için konulan bu koşullar, küçük üretim işletmelerinin finansal olarak zor duruma düşmelerini engellemenin; ayakta kalmalarının ve dolayısıyla sürdürülebilir bir üretimi gerçekleştirmelerinin aracı olarak düşünülebilir. Öte yandan, üreticiler için de geçerli olan ve uyulması titizlikle beklenen koşullar vardır (Renard, 2003: 90). Bunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Küçük ölçekte üretim yapan köylülerin demokratik bir kuruluşta katılımcı olması;&lt;br /&gt;· Fabrika ve büyük çiftliklerde çalışanların ticaret sendikalarındaki çalışmalara katılması; böylece uygun ücret, ev, sağlık ve güvenlik standartlarına sahip olması;&lt;br /&gt;· Zorla çalıştırma ve çocuk işgücü kullanımı uygulamalarının olmaması; ve&lt;br /&gt;· Çevresel sürekliliği geliştirmek için programların uygulamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elli ülkede bir milyondan fazla küçük üretici, işçi köylü ve onların aileleri, Adil Ticaret etiketinin sağladığı imkanlardan yararlanmaktadır. Ulusal inisiyatiflerin de devreye girmesiyle Adil Ticaret etiketi ile satılan ürünler aracılığıyla mağdur durumda olan ve gerektiği kadar yarar elde edemeyen üreticilerin ve çalışanların durumlarının gelişmesine katkı sağlanacağı garanti edilmektedir. Adil Ticaret kuruluşları farklı ülkelerde değişik adlarla faaliyet göstermektedir. İngiltere’de Oxfam, Belçika’da Magasins du Monde, İspanya’da Intermon, Fransa’da Artisans du Monde, ABD’de Equal Exchange örnek olarak gösterilebilir. Uluslararası Adil Ticaret etiketleme örgütü (FLO), 1997 yılında AB’de bulunan dört ana etiketleme grubu için bir üst kuruluş olarak kurulmuştur. Bu kuruluşların Adil Ticaret ile beklenen gelişmelere katkıları beş ana araçla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır (Hulm, Kasterine ve Browne, 2006: 15):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Primli Fiyat: Ürünler bazen değerlerinden daha pahalıya satılmaktadır. Bu farkın bir kısmı, üretici topluluklarına çalışma koşullarını iyileştirilmesi için iletilmektedir.&lt;br /&gt;2. Sertifikalama ve Etiketleme: Mevcut standartlar; ürün kalitesini, çalışma koşullarını, çevresel sürdürülebilirliği, iş geliştirme olanaklarını ve eğitimi iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Avrupa’daki Adil Ticaret etiketleri Max Havelaar, Transfair, FairTrade Mark ve Rättvisemärkt üst kuruluş olan FLO ile bağlantılıdır.&lt;br /&gt;3. Mikro Kredi: Adil Ticaret projesinde yer alıp başlamak için küçük ölçekli üreticilere yardımcı olmaktadır.&lt;br /&gt;4. Teknik Destek: İş geliştirme, ticari bilgi, standartlarla ilgili tavsiyeler, yeni tekniklerde eğitim gibi konulardaki destekleri içermektedir.&lt;br /&gt;5. Taraftarlık: Bu unsur Adil Ticaret pazarlaması açısından son derece önemlidir. Buna bağlı olarak da, satışa sunulan bir ambalajda markalama ve Adil Ticaret mesajı bulunmaktadır. Bu araçtan sadece Adil Ticaret kuruluşları yararlanmamaktadır, bunların yanında çeşitli perakendecilere niş müşterileri bulmada yardımcı olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Farklı Ülkelerdeki Uygulamalar&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu hareket ekonomik, sosyal ve çevresel sorumlulukları yerine getirmeyi amaçlayan bir sivil toplum hareketi olarak düşünülmesine rağmen, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, dünyanın birçok yerinde farklı yöntemler, farklı yaklaşımlar ve farklı gelişmeler izlenmektedir. Her ülke, ana strateji ve amaç doğrultusunda kendi Adil Ticaret sistemini bazı ufak değişikliklerle kurabilmekte ve uygulayabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Ticaret kavramı ve uygulamalarının 1960’larda Avrupa’da filizlendiği ve geliştiği görülmektedir.Geçen yıl içerisinde adil ticaret ürünlerinin Avrupa ülkelerindeki toplam cirosu 2 milyar euro civarında oluşmuştur.. Bunda, başta İngiltere, Fransa ve İtalya’da var olan geleneksel sendikacılık hareketlerinin ve uygulamalarının etkili olduğu söylenebilir. Ancak, İtalya’daki gelişme zayıf kalırken, hareketin İsviçre, Hollanda ve İngiltere’de yaygınlaştığı söylenebilir. Özellikle, Adil Ticaret hareketinin başladığı yer olarak bilinen Hollanda’daki kurum ve kuruluşlar arasındaki uyum dikkati çekmektedir. Sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve kamu sektörü arasındaki işbirliği ve dayanışma başta A.B.D ve Kanada olmak üzere, diğer birçok ülkeye de örnek oluşturmaktadır. Kuzey Avrupa ülkelerinde de sınırlı da olsa Adil Ticaretin yaygınlaşmaya başladığı gözlemlenmektedir. İngiltere ile Almanya kıyaslandığında, Almanya’da daha fazla sayıda mağaza olmasına karşın, İngiltere’deki kadar yüksek satış rakamları görülmemektedir. Bu durumun oluşmasında önemli bir faktör olarak, kooperatif süpermarketlerinin İngiltere’de daha yaygın ve köklü olması gösterilebilir. İngiltere’de Adil Ticaret sertifikalama sisteminin kurulması 1992 yılında gerçekleşmiştir. Özellikle, Adil Ticaret konusunda yapılan etkinlikler, daha çok orta yaşlı ve üst sosyal sınıfa mensup tüketiciler arasında farkındalığı arttırmaktadır (Coles ve Harris 2006:27). İsviçre’de 1992 yılında başlayan Adil Ticaret uygulamaları günümüzde %5 gibi bir pazar payına sahip olabilmiştir.İsviçre,yılda kişi başına 20 euro’luk adil ticaret sertifikalı ürünler tüketerek, en önde gelen adil ticaret destekçisi ülke konumundadır. İki ana süpermarket olan Coop ve Migros işbirliğinde bu oranın artışı gün be gün izlenmektedir. Max Havelalar etiketi İsviçre tüketicileri arasında oldukça yüksek düzeyde bilinmektedir. Tüm bu gelişmelerde sivil toplum örgütlerinin gerçekleştirdiği etkinliklerin ağırlığının oldukça fazla olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak bakıldığında, Avrupa’da Adil Ticaret ürünlerinin satışları 2000 yılından bu yana, yılda ortalama %20 oranında artmaktadır. Adil Ticaret etiketli ürünler Avrupa’daki 55.000’den fazla süpermarkette satışa sunulmaktadır ve Avrupa toplam Adil Ticaret pazarının %60-70’sine sahip durumdadır. Avrupa’da hem bağımsız, hem de Adil Ticaret mağazalarında 1.300’den fazla ürün çeşidi ile 1.5 milyar dolardan fazla satış hasılatı gerçekleşmektedir. Son yirmi yılda gelişmiş ülkelerin duyarlı tüketicileri sayesinde FLO organizasyonu büyük gelişme göstermiştir. Yirmi beş Avrupa ülkesini kapsayan ve “Fair Trade in Europe 2005” adlı kitapta verilen araştırma sonuçlarına göre (www.fairtrade.net ):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· 2000 yılından bu yana FLO etiketli satışlar her yıl ortalama %20 oranında artmaktadır.&lt;br /&gt;· Dünyada, Adil Ticaret en hızlı büyüyen pazarlardan biri haline gelmiştir.&lt;br /&gt;· Bu etiketi taşıyan ürünler Avrupa’da 55 bin süper markette bulunabilmektedir.&lt;br /&gt;· İsviçre’de satılan şekerin %9’u, çiçeklerin %28’i, muzun %47’si FLO etiketlidir.&lt;br /&gt;· Çok daha geniş bir pazara sahip İngiltere’de ise çayın %5’i, muzun %5,5’u ve çekilmiş kahvenin %20’si bu etiketi taşıyan ürünlerden oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke bazındaki gelişmelere ve uygulamalara bakıldığında, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, Fransa’da da Adil Ticaret pazarının farklı iki dağıtım sistemine sahip olan iki büyük perakendecilik türüne sahip olduğu görülmektedir. Bu dağıtım sistemi, Artisans De Monde gibi ve Max Havelaar etiketi taşıyan ürünlerin dağıtım biçimiyle benzerdir. Özel mağazacılık türünün müşterileri ve ikinci türe örnek olabilecek süpermarket müşterileri arasında çok önemli fark olmamasına karşın, bazı farklılıklar da görülebilmektedir (De Ferran ve Grunert, 2007: 219). Örneğin, her iki türdeki mağazanın müşterileri de, iyi bir ürün alma konusunda ortak bir değer ve güdüye sahiptir. Özel mağazaların müşterileri, bireysel değerler kadar sosyal sorumluluk ve sosyal yönlü değerleri; süpermarket müşterileri ise, kaliteli ürünler ve Adil Ticaret ürünlerinin sürekli bulunabilirliği gibi daha çok bireysel değerleri önemsemektedir. Bunun yanında, özel mağaza müşterileri çevreyi korumayı ve alternatif ekonomiye katkıda bulunmayı arzularken, süpermarketlerden bu ürünleri satın alan müşteriler daha fazla insan haklarına saygıya odaklanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa’daki Adil Ticaret etiketlemesi 1992 yılında başlamıştır. Adil Ticaret burada diğer Avrupa ülkelerine göre daha yavaş biçimde gelişmiş olmasının yanında, Auchan, Carrefour, Monoprix ve Leckerc gibi büyük perakende şirketlerin başını çektiği kurumsal sorumluluk stratejilerinin bir parçası olmuştur. Bu tür şirketlerde Fransa’daki Adil Ticaret çerçevesindeki kahvenin %90’nın satıldığı düşünüldüğünde, önemli bir görevi yerine getirdikleri söylenebilir. Bu gelişmelerle birlikte, Adil Ticaret (FLO) etiketleme kuruluşu dışında, hem var olan Adil Ticaret etiketlerinin gerekliliklerine, hem de perakendecilerin özel ihtiyaçlarına cevap verebilen özel alternatif etiketlere yönelme uygulamaları yayılmaya başlamış ve bu durum, organik ticaret ile Adil Ticaret arasında zaten var olan algılama karışıklılığını daha da arttırmıştır (Toulouse, Shiu ve Shaw, 2006: 504). Fransa hükümeti alternatiflerin yarattığı çelişkiyi azaltmak üzere tanımlar ve standartlar konusunda bir çalışma yürütmüş ve Adil Ticaret ilkelerinin evrensel tanımlarını Ocak 2006’da bağlayıcı olarak ortaya koymuştur. Benzer biçimde, Avrupa Adil Ticaret Yasası 11 Mayıs 2005’de kabul edilmiş, 2007 yılı içinde ise uygulanmaya başlaması öngörülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya’da Adil Ticaret hareketi 1986 yılında Bask bölgesinde başlamış ve kısa denilecek bir zaman içinde ülkenin tümüne yayılmıştır (Goig, 2007: 2). 1996 yılına gelindiğinde ulusal koordinasyon birliği kurularak örgütlenme tamamlanmıştır. Adil Ticaret ürünleri satın alanların küresel yönelimi, sosyal sorumluluk duygusu ve kuruluşlara olan güveni satışların artmasına neden olan temel faktörlerdir. 2003 yılı rakamlarına göre, Avrupa’daki tüm Adil Ticaret ürün satışlarının %1.9’unun İspanya’da yapılmıştır. Bu oran ve toplam satış rakamları hızlı bir biçimde artışını sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Latin Amerika ile tarihi bir yakınlığı ve düşünce birlikteliği olan Güney Avrupa ülkelerinde sosyal dayanışma ve yardımlaşma duygularını daha fazla öne çıkmasına karşın, Adil Ticaret ürünlerinin yaygınlaşması biraz daha zaman almıştır. Halbuki diğer Avrupa ülkelerinde bu yayılma daha çabuk gerçekleşmektedir. Bunlardan biri olan Belçika’da Adil Ticaret ürünlerinin pazarı özellikle iyi eğitimli, yaşlı ve yüksek gelir dilimindeki tüketiciler başta olmak üzere genişlemektedir (Patrick ve diğerleri, 2006: 128). Belçika’da Adil Ticaret ürünleri Oxfam ve Max Havelaar etiketleriyle pazara sürülmektedir. Almanca konuşulan Kuzey Belçika’da Oxfam tarafından işletilen 200 civarındaki mağazada 6000 gönüllü çalışmakta ve daha çok gıda ürünleri satışı gerçekleşmektedir. Fransızca konuşan Güney Belçika’da ise Oxfam yetmiş mağaza ve 3000 gönüllü ile faaliyet göstermekte ve daha çok el ürünleri satışlarına odaklanmış bulunmaktadır. Birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Max Havelaar, Belçika’da da en büyük etiketleme kuruluşudur. Bu etikete sahip ürünler yüzden fazla süpermarkette satılmaktadır ve önemli bir pazar payına sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’da görülen bu türdeş olmayan yapının ve gelişmelerin birçok nedeni olduğu söylenebilir (Wilkinson, 2007: 227). Her ülkenin sömürgecilik geçmişinin kendine özgü olması, yardım kuruluşlarının yapıları, Adil Ticaret uygulamalarının süresi, Adil Ticaret konusundaki devlet politikaları ve hareket içerisindeki farklı ideolojik yapıların göreli önemleri bu nedenler arasında sayılabilir. Öte yandan, A.B.D ve Kanada gibi büyük ülkelerde, çok büyük bir potansiyele sahip olasına rağmen, Adil Ticaret hala sınırlı bir büyümeye sahiptir. Başta öğrenciler olmak üzere aktivistler bu konuda kampüslerde etkinlikler yaparak farkındalık yaratmaya ve üniversitelerde de Adil Ticaret kahvelerinin satılmasına ön ayak olmaktadır. Benzer biçimde, Wal-Mart ve Safeway gibi süpermarketler ile Body Shop ve Ben&amp;amp;Jerry’s gibi özellikli mağazalarda bu tür ürünlerin satışlarında artışlar gözlenmektedir. Ancak, Kuzey Amerika’da iş adamları yeterli bir pazar payı görmeden ve biraz da zorlanmadan pek fazla bir şey yapma eğilimi göstermemektedir. Ayrıca, Avrupa’daki gibi, kamu sektörünün hem sivil toplum örgütlerine finansal yardımda bulunmasına, hem de Adil Ticareti teşvik etmesine bu bölgede pek rastlanmamaktadır. Her iki ülkede de özellikle sertifikalama, farkındalık yaratma ve bulunabilirlik konularında birtakım sorunlar ve engeller bulunmaktadır. Bunların önlenebilmesi kamu-özel sektör ile sivil toplum örgütlerinin işbirliğine bağlıdır (Hira ve Ferrie, 2006: 110).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eleştiriler ve Pazarlama Sorunları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hareketin, kuzey ülkelerinin zengin ve seçkinci tüketicilerinin vicdanlarını temizlemek, rahatlatmak ve kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak için ortaya çıktığını ve desteklendiğini ileri sürenler bulunmaktadır. Bu eylemlerin, kişisel bir yararcılık erdemine ve ahlakına dayandığı ve kamusal bir görev olan adalet yaratmaya dayalı olmadığını da öne sürülmektedir (Watson, 2007: 284). Ancak günümüzde tüketicilerin artan duyarlılıkları ve bilinçleri, hem insan haklarına saygılı olmayı hem de çevreyi korumayı amaç edinmiş alternatif ekonomik ve politik yapıların insan ile doğa arasındaki dengeye önem vermesini gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir önemli eleştiri olarak, pazardaki yeni gelişmelerin ve uygulamaların tüketicileri çelişkiye soktuğu görüşü öne çıkmaktadır. Pazarın sürekli gelişme göstermesine bağlı olarak Nestle, Tesco ve Sainbury’s ve en son da Wal-Mart gibi şirketlerin, Adil Ticaretin vizyonunu bilmeden, idealine çok inanmadan Adil Ticaret etiketli ürünler için kendi markalarını yaratmaya ya da bu tür ürünlerin satış ve pazarlama etkinliklerine başlamış olmasıyla Adil Ticaret etiketinin özgünlüğünü yitirme riskine girdiği yolundaki düşünceler en önemli eleştiri noktalarından birisidir. Ancak, başta kahve olmak üzere bazı ürünlerde meydana gelen üretim artışını, sınırlı bir yapıdaki Adil Ticaret ağı içinde yaratılacak taleple karşılamak olanaksızdır. Özel şirketlere olanaklar sağlamaya yönelik olarak koşullarda gevşeklik yaratıldığını öne süren eleştiriler olmasına karşın, bu ürünlerin satışları bu kanalla önemli ölçüde artmış ve bundan Adil Ticaret özel mağazaları da olumlu biçimde yararlanmıştır. Bu konuyla bağlantılı olan diğer bir eleştiri ise, Adil Ticaret hareketinin kapsamı ile ilgilidir. Adil Ticaret ürünleri sınırlı bir talebe sahip olduklarından, sınırlı bir gelir yaratma kapasitesine sahiptir ve bundan dolayı ancak sınırlı sayıdaki üretici bu olanaklardan yararlanabilmektedir. Bu durumun geliştirilmesi, gönüllülük esasına, fon yaratma ve doğrudan dağıtıma dayandığından, serbest ticaret uygulamalarınca yaratılmış olan sosyal sorunların çözümüne yardımcı olabileceği ekonomik olarak da uygun görülmektedir (Steinrücken ve Jaenichen, 2006: 206). Öte yandan, Adil Ticaretin yerel örgütler yaratmadaki başarısı ve garantili fiyat desteği gibi etkinlikleri sonucu daha fazla üretici küresel pazarlara girme şansı yakalamaktadır. Bunlar, ayrıca verimli teknolojilere sahip olabilmekte ve rekabet güçlerini arttırmaktadır. Olumlu görünen bu gelişme, üreticilerin üretim hacimlerine sınırlama getirmemektedir. Bunun yanında, üreticiler ile satın alma kuruluşları arasındaki ilişkilerde görülen ortak bağımlılığı ortadan kaldırmaya başlamaktadır (Moore, Gibbon ve Slack, 2006: 348). Örneğin, bazı küçük çiftçilerin kendi markalarını ve ürünlerini farklı yerlerden sertifikalar alarak pazara sürdüklerine de şahit olunmaktadır. Ayrıca, garantili fiyat daha karlı ürünlere geçişi önlemektedir. Ancak bununla beraber, kaliteyi iyileştirmeyi önleyici bir unsur da olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışanların sayısal büyüklükleriyle sertifikalama süreci arasındaki ilişki önemli bir eleştiri konusunu oluşturmaktadır. İş gücünü, sertifika verme sürecindeki uygulamalar ile organize edebilme şansı bulunmaktadır. Küçük üretici kooperatifleri bu sertifikaları öncelikle alabilme şansına sahiptir. Büyük çiftliklerde çalışanların, topraksız köylülerin ve mevsimlik işçilerin böyle bir şansları olmadığı söylenebilir. Ancak, son yıllarda ortaya çıkmaya başlayan bazı sertifikalama kuruluşları, kooperatif dışında kalan topraksız köylülere, mevsimlik işçilere ve büyük çiftliklerde çalışanlara da bu olanakları sunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli bir diğer eleştiri ise, çalışanların karar alma sürecindeki konumlarıyla ilişkilidir. Adil Ticaret hareketinde yer alan üreticiler, Adil Ticaret ağının içinde ve öncelikler ile takvimin belirlenmesi gibi kararlarda eşit olarak yer almamaktadır ve hak sahibi olamamaktadırlar. Küçük köylülerin Adil Ticaret hakkında bilgi eksiklikleri bulunmaktadır. Adil Ticaret paydaşlarından olmalarına rağmen haklarını tam olarak bilmemekte ve diğer paydaşlardan hesap verebilirliğini öne sürüp bilgi isteyememektedirler (Getz ve Shreck, 2006: 498). Örneğin, sertifikalama sürecindeki karmaşıklığı çözememekte; ihracatçıların bir üretici birliği kurup kendilerine sunmasının ardındaki düşünceyi/beklentiyi bilmemekte; ticari koşullarda kendi tekliflerini işleme koyamamaktadırlar. Son zamanlarda, küçük çiftçiler kurullarda üyelikler almasına rağmen, bu gelişme yeterli olarak görülmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de en çok önem verilen ve en fazla ileri sürülen eleştirilerin başında, ödenen primlerin geçekten ihtiyacı olan yoksul üreticilere ve çalışanlara gidip gitmediği konusu gelmektedir. Aslında, bu uygulamaların büyük perakendecilerin işine yaradığı; fiyat duyarlılığı olmayan ve nispeten daha zengin tüketicilere yüksek karlarla ürün satmaya hizmet ettiği ifade edilmektedir. Özellikle yaşlı, nispeten daha duyarlı ve ekonomik olarak rahat olan tüketicilerin kandırılmaya ve etik olmayan satış uygulamalarına daha çok hedef oldukları görülmektedir (Ramsey ve diğerleri, 2007: 200). Satışları perakende düzeyinde artırmak için, kahve üreticilerine garantili bir ücretin verildiği söylenmektedir. Halbuki, üreticilere garanti verilmemekte; elde edilen primler ise bireysel üreticilere değil, üreticilerin oluşturdukları örgütlerine ödenmektedir (Weber, 2007: 113).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası, her konuda olduğu gibi bu konuda da duyarlı tüketiciler daha fazla ilgi beklemektedir. Ayrıca, bilgi edinme ve garanti gibi konularda da daha fazla talepkar olmaya başlamışlardır. Tüm bu eleştiriler ve Adil Ticaretin gelişme süreci incelendiğinde, gelecekte Adil Ticaret ürünlerin pazarlaması geliştirilmesi planlanıyorsa, paydaşların sahip olduğu düşüncelerdeki ve uygulamalardaki çelişkileri azaltmak gerekmektedir. Bunun için yapılabilecekleri şöyle sıralamak olanaklıdır (Witkowski, 2005: 31):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Bu uygulamayı destekleyenlerce standart pazarlama uygulamaları eleştirilmekle birlikte, daha fazla üreticinin Adil Ticaretten faydalanması isteniyorsa, güçlü markalar yaratılması ve bunların profesyonelce yönetilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;2. Daha yüksek fiyatlarda satış yapabilmek için büyük şirketlerle işbirliğine gitmek gereklidir. Ancak, Adil Ticaret tam bunun aksine, kar amacı gütmeyen küçük bağımsız mağazacılık anlayışı ile geleneksel pazarlama uygulamalarına karşı bir alternatif oluşturmayı amaçlamaktadır.&lt;br /&gt;3. Adil Ticaretin yönetim biçimi yeniden ele alınmalıdır. Yarattığı fonu kısmen yapılan bağışlara borçlu olan ve yapılan işin büyük bölümü gönüllüler tarafından gerçekleştirilen bu alternatif ticari kuruluşlar geleneksel finansal disipline uymamaktadır. Bu alanda da koordinasyon gereklidir.&lt;br /&gt;4. Ödemeler sağlık ve eğitim tüketimi yerine kumar, alkol ve sigara tüketiminde kullanılıyorsa, Adil Ticaret uygulamaları insani gelişmeye çok az katkıda bulunuyor demektir. Bu alanda da daha fazla koordinasyon gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta A.B.D’dekiler olmak üzere, Adil Ticaret uygulamalarına pazarlama akademisyenleri tarafından daha fazla ilgi gösterilmesi gerekmektedir (Unutulmamalı ki, sadece kahve tüketiminin dörtte birini tüketen A.B.D gibi büyük bir pazar, Adil Ticaret ürünlerinin ve dolayısıyla uygulamalarının gelişmesinde önemli rol oynayacaktır).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şirket Politikaları ve Pazarlama Uygulamaları&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yeni dünya düzeninde yeni bir “iş modeli” olarak da gösterilen Adil Ticaret, şirketlerin sosyal sorumluluk faaliyetlerini ve kurumsal sorumluluklarını öne çıkarmak amacıyla başvurdukları ve kaçınılamaz bir rekabet unsuru haline gelen bir uygulamadır. Adil Ticaret ile ilişkili hızla artan faaliyetler, buna bağlı olarak yükselen satış hacimleri ve pazar payları, doğal olarak artan bir medya ilgisi yaratmaktadır. Bu nedenle de, medyada yer almak şirketler açısından önem kazanmaya başlamıştır. İlk başlarda sosyal duyarlılıkları olmadığı, vurdum duymaz biçiminde davrandıkları yönünde eleştirilen şirketler, bu konudaki durumlarını ve neler yapıp neleri yapmadıklarını gözden geçirmeye başlamışlardır. Adil Ticaret ürünlerinin tüketiminin geldiği bu boyutta, tüketicilerin bir tür meydan okuması olan bu hareketi yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılan ve bu yönde adım atılmasının zeminini yaratan değişimler gerçekleşmiştir. Tüm bu gelişmeleri; şirketlerden beklenen hesap verebilirlik, saydamlık, toplum gözünde güvenilirlik, etik davranış ve gözetim gibi etkenlerin yanında, üç önemli nedene bağlamak olanaklıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Tüketicilerin etik ve Adil Ticaret uygulamalarına olan artan ilgileri ve davranışları.&lt;br /&gt;· Ürünlerin satışlarındaki fırsatların değerlendirilmesi. Niş bir pazarın olması bu güdüyü yaratmaktadır.&lt;br /&gt;· Kurumsal sosyal sorumluluğun , kurumsal iyiliğin gösterilmesi ve şirketin iyi bir yurttaş olduğunu gösterme konusundaki eğilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda önemli girişimlerden söz edebilmek olanaklıdır. Özellikle sosyal sorumlulukları yüksek aktivistlerin büyük baskıları sonucu, P&amp;amp;G az miktarda da olsa Adil Ticaret etiketli kahvelerden alırken, Kraft şirketinin sahibi Philip Morris ,adil ticaret koşullarına her hangi bir sertifika almadan da uyduklarını , başka bir kuruluştan kahve almayı tercih ederek göstermektedir..Bu konudaki en güzel örneklerden biri olarak Starbuck’s kahvenin CAFE programı ile Adil Ticaret Kuruluşu (FLO) arasında yaşanan rekabet gösterilebilir. Her iki kuruluşun da toplam kahve pazarındaki payları %3 civarlarında olmasına rağmen ciddi bir rekabet yaşamaktadır (McDonald, 2007: 809 ). Starbuck’s şirketi Adil Ticaret ürünü kahve kullanmadığı için aktivistler tarafından oldukça ağır biçimde eleştiriliyordu. En çok görünen ve güçlü olan kuruluş olarak aktivistlerin hedefi olmaktan kaçınamadı. Büyük bir işbirliği, anlayış, sempati ve stratejik yaklaşım ile adil kahve satışına 2000 yılında başlayan, kriz yönetimine uygun ve kazan-kazan anlayışında bir özel program uygulayan şirket, bugün A.B.D.’de adil ticaret ürünü olan kavrulmuş kahvenin en büyük satın alıcısı durumundadır (Argenti, 2004: 112).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu açıklamalar çerçevesinde, Adil Ticaret faaliyetlerinin gelişebilmesi için daha profesyonelce yönetilmesi; gönüllü çalışanlar yerine ücretli ve maaşlı personelin kilit pozisyonlara getirilmesi; mağazaların modernize edilmesi; yeniden markalama yapılması; yeni ürün hatları geliştirilmesi; postayla sipariş katalogları ve hatta internette satış uygulamalarına da geçilebilmesi gerekmektedir. Adil Ticaret ürünlerinin başarısı, etkin kampanyalar, yaratıcı markalamalar ve yüksek kaliteli ürünlerin yanında alternatif kavramlardan daha kapsayıcı bir adil sözcüğüne dönüşün etkili olabileceği söylenebilir (Low ve Davenport, 2006: 321). Bu açıklamaların ışığında, Adil Ticaret hareketinin sürmesi için kilit aktörler iki ana pazarlama stratejisine odaklanmalıdır (Nicholls ve Lee, 2006: 384).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Bütün olarak Adil Ticaret modeli için tutarlı bir marka imajı inşa etme ihtiyacı. Bu marka, sertifika işareti ve koordineli iletişim kampanyalarında merkez alınmalıdır.&lt;br /&gt;2. Adil Ticaret üreticileri tüketicilere cazip gelebilecek markalarını, güçlü marka imajları ve yüksek düzeyde farkındalık ile geliştirmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Ticaret uygulamalarının görünmeyen ve dolaylı etkilerinden biri de, geleneksel üreticilerin, politikacıların ve büyük şirketlerin sosyal sorumluluk davranışına yönelmelerindeki olumlu katkısıdır. Şirketlerin çevreci, yeşil ya da sosyal sorumlu bir kuruluş olduklarını söylemeleri yeterli değildir. “Söz- eylem” tutarlılığını gösteren sosyal davranışları sergilemeleri, artık tüketiciler tarafından istenmekte ve beklenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicilerin Adil Ticaret ile ilgili algılama karışıklığını önlemek ve hareketin amaçları ile varlık nedenine açıklık getirebilmek için, pazarlama iletişiminde kullanılan tüm mesajlarda bunun bir bağış ve yardım biçimi olmadığı vurgulanmalıdır.İletişim çalışmalarında kullanılan mesajların tutarlı ve yalın olması, ayrıca süreklilik içermesi Adil Ticarete yönelik olumlu tepkileri arttıracaktır. Bunların yanında, canlı ve coşkulu bir havaya sahip olmaları ve mutluluk unsurları içermeleri olumlu etkileri artırabilecek diğer faktörler olarak gösterilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Ticarete ilişkin imaj ve konumlandırma çalışmaları ise bir başka önemli pazarlama iletişimi boyutudur. Küçük üreticiler ve tarım işçileriyle dayanışma ve ticarette eşitlik amacına yönelik imaj yaratma çalışmalarının iki önemli yönünden biri etiketleme, diğeri de ağızdan ağıza iletişimdir. Etiket üzerinde yer alan bilgilerin adalet, dayanışma, etik gibi değerlerle sembolize edilen bir imaj yaratma işlevine katkıda bulunması olumlu görükebilir, ancak yeterli değildir. Reklam ve promosyon çalışmalarının az ve sınırlı olduğu göz önüne alındığında, etiketlerin ağızdan ağıza iletişimi gerçekleştirmede büyük rol oynayacağı çok açıktır. Farklı türlerdeki okullarda konuşmacı turları, okul ve yörelerde festivaller, özel olarak düzenlenmiş hafta ve günler, kampüs etkinlikleri, farklı medyalarda yayınlanan programlar gibi faaliyetler ile medyada olumlu biçimde yer alma ve ilgi çekme konusundaki örneklerin arttırılarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle, sosyal prim adı altında ödenen farkın, gelişmekte olan ülkelere ve ihtiyacı olanlara nasıl gittiği konusunda tüketiciler daha fazla bilgiye sahip olmak istemektedirler. Bunu gerçekleştirmenin etkin bir yolu, paketlere “üreticilerin öyküleri”nin eklenmesidir. Her ne kadar kalabalık mağaza ortamlarında bu tür etiketleri okumak pek olanaklı olmasa da, yaratıcı unsurlar içerecek biçimde tasarlanan ve üzerlerinde üreticilerin öykülerini taşıyan bu etiketler oldukça büyük bir potansiyele sahip gibi görünmektedir (Wright ve Heaton, 2006: 424). Pazarlamacılar tarafından hem geleneksel ürünler için, hem de deneyimsel markaların yaratılmasında kullanılan bir pazarlama iletişimi yöntemi olan “öykü aktarma” ve “yaşam öyküleri”, tüketicilerde deneyimsel ve duygusal bir bağın kurulmasında araç olabilmektedir (Collony ve Shaw, 2006: 361). Ürünlerin yerel öykülerine duyulan ilginin artması ve bunların etiketlerde ve promosyonlarda yer alması sayesinde, hem düşük maliyetle, hem de etkin bir mesaj yoluyla tüketicilere ulaşmak olanaklı görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Ticaret pazarının büyümesi için pazarlamanın farkındalık yaratmaktan, marka imajı yaratmaya dönüşmesi gerekiyor. Örneğin, Cafe’direct şirketi iletişimini taraftarlıktan, yaşam biçimi mesajına doğru değiştirmiştir.Adil Ticaret ürünleri için geliştirilen yeni paketleme ve pazarlama kampanyalarının yanında, geleneksel pazarlamadan da ürün farklılıkları, kalite ve etik değer gibi kavramlar ödünç alınıp uygulanmaya başlamıştır.Rekabet ve etik değerlere saygı anlayışında bir uygulama olarak, İsviçre’de muz satışlarında aracıların kaldırılarak piyasa fiyatından satışın gerçekleştirilmesi denemeleri, bu konudaki gelişmelere örnek olarak verilebilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Ticaret ürünleri, genellikle görünürlükleri düşük düzeyde olan ve bütçe sınırlılıkları yönünden fazla bir marka ve promosyon harcaması yapamayan ürünler durumundadır. Adil Ticaret ürünlerinin bulunabilirliği, görünebilirliği ve erişebilirliği konusunda değişik uygulamalara rastlamak olanaklıdır. Oxfam’ın İngiltere’de Çin mültecilerinin el işlerini satmaya başlaması ile ürün çeşitlemeleri artış göstermeye başlamıştır. El işleri günümüzde bu yolla, toplam ciroların içerisinde %25-50 arasında pay alabilmektedir. Adil Ticaret ürünlerinin tüketiminde yaşanan büyük artışların yanında; alternatif satış noktalarının sisteme eklenmesi, ürünlere erişimi, ürün çeşitliliğini ve bulunabilirliliğini de geliştirdi. Tesco, Wal-Mart, McDonald’s ve Starbuck’s gibi şirketler de Adil Ticaret ürünlerini satmakta ve kullanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuç&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Ticaret, bir hayır kurumu ya da bağış girişimi olmayıp, küçük üreticileri ve yoksul köylüleri doğrudan destekleyerek, özellikle gelişmekte olan güney yarımkürenin ülkelerindeki yoksul köylülerin, işçilerin ve küçük üreticilerin daha iyi koşullarda üretim yapmalarını sağlamak için, ürünlerinin uluslararası piyasalarda adil bir fiyattan (piyasa fiyatının biraz üstünde) satılmasını sağlamaya çalışan, böylece onların ekonomik ve sosyal gelişimine ve daha bağımsız olabilmelerine katkıda bulunan, insan emeğine saygılı bir ticaret türü ve bir sosyal harekettir. “Adil Ticaret”, ticari koşullara ve küçük ölçekli yoksul üreticiler ile köylülerin durumunun düzeltilmesine yönelik doğrudan katkılara odaklanırken, “Etik Ticaret” çalışma koşullarının düzeltilmesi ve uluslararası standartlara uyumlaştırmaya odaklanmaktadır. Her iki ticaret türü de birbirine gün geçtikçe yakınlaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketiciler, satın alım tercihleri ile bu konulardaki uygulamalara yön verebilmektedir. Tüketici ile işçi, köylü ve küçük ölçekli üretici arasındaki kopuk bağlar, bağlantı oluşturmaya, işbirliğine ve dayanışmaya dönüşebilmektedir. Daha somut olarak ifade etmek gerekirse, Guatemala, Meksika, Tanzanya, Peru, Nikaragua gibi kahve üreten yoksul ülkelerdeki tarım işçilerinin aç kalmadığını, çocuklarının yiyecek ve giysi bulabildiğini, okula gidebildiğini, sağlık hizmetlerinden yararlandığını hissetmek ve bilmek anlamına gelmektedir. Tüketicilerin, sahip oldukları değerlerle uyumlu ekonomik adillik ve sürdürülebilir gelişmeyi sağlama; toplumsal ve küresel adaletsizliği önleme çabalarına saygı gösterme şansı tanıyan ürün ve markaları tercih etmeye hazır oldukları, bu alanda artan ticaret hacminden de anlaşılabilmektedir. “Ortak iyi” için birlikte çalışmayı, dayanışmayı ve paylaşmayı gerçekleştirmek sadece soyut kavramlar ve söylemlerle gerçekleşmemektedir. Somut ve uygulanabilir adımların atılabilmesi için kendini aktif yurttaş, aktif tüketici olarak tanımlayan günümüz tüketicilerinin, doğrudan alışveriş ve tüketim kararlarındaki tercihleriyle demokratik ve politik tavırlarını da göstermeleri gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta Avrupa ülkelerinde gelişen Adil Ticaret hareketi, gelişerek tüm dünya ülkelerinde farklı uygulamalarla da olsa yayılmaktadır. Adil Ticaret uygulamaları, hiç şüphesiz, tüketici eylemi yönlü bir yapı ve anlayışa sahip olduğundan bilinen pazarlama uygulamalarını da başarıyla kullanmaktadır. Ancak, sürekli değişen tüketici ihtiyaçlarını tatmin edebilmek için daha profesyonel çalışmalara ve uygulamalara gerek duyulmaktır. Sadece çalışanların ve yönetimin bu konudaki pazarlama yeterliliğini geliştirmesi yetmemekte, büyük özel perakendeci kuruluşlarının da sistemin içine çekilmesi gerekmektedir. Bir taraftan niş bir pazarı değerlendiren, diğer taraftan kurumsal sosyal sorumluluk bilinciyle hareket eden şirketlerin, bu alternatif sivil toplum hareketine büyük katkıları olacağı çok açıktır. Öte yandan, devlet ve kamu kuruluşlarının her konudaki desteği başarı için şart görünmektedir. Bu destekler, fon yardımı, kamu kuruluşları için Adil Ticaret ürünlerinin satın alınması ve gerekli yasal düzenlemeler biçiminde olabilmektedir.Örneğin, başta Avrupa Parlamentosu gibi bazı kamu kuruluşları,yerel ve merkezi hükümetler,üniversiteler öncelikle kahvelerini ve diğer ürün ihtiyaçlarını adil ticaret ürünlerinden alıyorlar .Tüm bunların sonucunda, sivil toplum örgütleri-kamu-özel sektör işbirliği ve dayanışması, daha insancıl ve anlayışlı bir ticaret uygulamasının yayılmasında ve genişlemesinde olumlu bir etki yaratabilecektir. Özellikle gelişmiş Batı iş dünyasında, bu yılın temasının “daha iyi bir dünya” olarak belirlenmesi ve bunun bir mecburiyet olarak görülmesi,yeni bir zihniyet dünyasının yaratılarak bu konulara yanıt aramanın bir sonucu olarak değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynakça&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Argenti, Paul A. (2004), “Collaborating With Activists: How Starbucks Works With NGOs”, California Management Review, Vol. 47, No. 1.&lt;br /&gt;Becchetti, Leonardo and Furio Camillo Rosati (2007), “Global Social Preferences and the Demand for Socially Responsible Products: Empirical Evidence from a Pilot Study on Fair Trade Consumers”, The World Economy, Vol. 30, No. 5.&lt;br /&gt;Coles, Anne-Marie ve Lisa Harris (2006), “Ethical Consumers and e-Commerce: The Emergence and Growth of Fair Trade in the UK”, Journal of Research for Consumers, No. 10.&lt;br /&gt;Connolly, John ve Deirdre Shaw (2006), “Identifying Fair Trade in Consumption Choice”, Journal of Strategic Marketing, Vol. 14, No. 4.&lt;br /&gt;De Pelsmacker, Patrick; Wim Janssens; Ellen Sterckx ve Caroline Mielants (2006), “Fair-Trade Beliefs, Attitudes and Buying Behaviour of Belgian Consumers”, International Journal of Nonprofit and Voluntary Sector Marketing; Vol. 11, No. 2.&lt;br /&gt;Florence, de Ferran ve Klaus G. Grunert (2007), “French Fair Trade Coffee Buyers Purchasing Motives: An Exploratory Study Using Means-End Chains Analysis”, Food Quality and Preference, Vol. 18, No.1.&lt;br /&gt;Getz, Christy ve Aimee Shreck (2006), “What Organic and Fair Trade Labels Do Not Tell Us: Towards a Place-Based Understanding Of Certification”, International Journal of Consumer Studies, Vol. 30, No. 5.&lt;br /&gt;Goig, Ramón Llopis (2007), “Fair Trade and Global Cognitive Orientation: A Focus On Spanish Fair Trade Consumers”, International Journal of Consumer Studies, Vol. 31, No. 5.&lt;br /&gt;Hira, Anil ve Jared Ferrie (2006), “Fair Trade: Three Key Challenges for Reaching the Mainstream”, Journal of Business Ethics, Vol. 63, No. 2.&lt;br /&gt;Hulm, Peter; Alexander Kasterine ve Stephen Browne (2006), “Fair Trade”, International Trade Forum, No. 2.&lt;br /&gt;Low, Will ve Eileen Da Venport (2006), “Mainstreaming Fair Trade: Adoption, Assimilation, Appropriation”, Journal of Strategic Marketing, Vol. 14, No. 4.&lt;br /&gt;Lyon, Sarah (2006), “Evaluating Fair Trade Consumption: Politics, Defetishization and Producer Participation”, International Journal of Consumer Studies, Vol. 30, No. 5.&lt;br /&gt;MacDonald, Kate (2007), “Globalising Justice within Coffee Supply Chains? Fair Trade, Starbucks and the Transformation of Supply Chain Governance”, Third World Quarterly, Vol. 28, No. 4.&lt;br /&gt;Moore, Geoff, Jane Gibbon ve Richard Slack (2006), “The Mainstreaming of Fair Trade: A Macromarketing Perspective”, Journal of Strategic Marketing, Vol. 14, No. 4.&lt;br /&gt;Nicholls, Alex ve Nick Lee (2006), “Purchase Decision-Making in Fair Trade and the Ethical Purchase ‘Gap’: ‘Is There a Fair Trade Twix?”, Journal of Strategic Marketing, Vol. 14, No. 4.&lt;br /&gt;Odabaşı, Yavuz (2006), “Farklı Bir Küreselleşmenin Yaratılmasında Tüketicinin Gücü”, Pazarlama Dünyası, 20, 5.&lt;br /&gt;Ramsey, Rosemary P., Greg W. Marshall, Mark W. Johnston ve Dawn R. Deeter-Schmelz (2007), “Ethical Ideologies and Older Consumer Perceptions of Unethical Sales Tactics”, Journal of Business Ethics, Vol. 70, No. 2.&lt;br /&gt;Renard, Marie-Christine (2003), “Fair Trade: Quality, Market and Conventions”, Journal of Rural Studies, Vol. 19, No. 1.&lt;br /&gt;Shaw, Deirdre, Gillian Hogg, Elaine Wilson, Edward Shui ve Louise Hassan (2006), “Fashion Victim: The Impact of Fair Trade Concerns on Clothing Choice”, Journal of Strategic Marketing, Vol. 14, No. 4.&lt;br /&gt;Smith, Sally ve Stephanie Barrientos (2005), “Fair Trade and Ethical Trade: Are There Moves Towards Convergence?”, Sustainable Development, Vol. 13, No. 3.&lt;br /&gt;Steinrücken, Torsten ve Sebastian Jaenichen (2006), “Does the Fair Trade Concept Work? An Economic Analysis of Social Labels”, Aussenwirtschaft; Vol. 61, No. 2.&lt;br /&gt;Toulouse – Ozcaglar, Nil, Edward Shiu ve Deirdre Shaw (2006), “In Search of Fair Trade: Ethical Consumer Decision Making in France”, International Journal of Consumer Studies, Vol. 30, No. 5.&lt;br /&gt;Watson, Matthew (2007), “Trade Justice and Individual Consumption Choices: Adam Smith’s Spectator Theory and the Moral Constitution of the Fair Trade Consumer”, European Journal of International Relations, Vol. 13, No. 2.&lt;br /&gt;Weber, Jeremy (2007), “Fair Trade Coffee Enthusiasts Should Confront Reality”, Cato Journal, Vol. 27, No. 1.&lt;br /&gt;Wilkinson, John (2007), “Fair Trade: Dynamic and Dilemmas of a Market Oriented Global Social Movement”, Journal of Consumer Policy, Vol. 30, No. 3.&lt;br /&gt;Witkowski, Terrence H. (2005), “Fair Trade Marketing: An Alternative System for Globalization and Development”, Journal of Marketing theory and practice, Vol. 13, No. 4.&lt;br /&gt;Wright Len Tiu Wright ve Simon Heaton (2006), “Fair Trade Marketing: An Exploration Through Qualitative Research”, Journal of Strategic Marketing, Vol. 14, No. 4.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yazının Künyesi: Odabaşı, Yavuz (2007). "Adil Ticaret Uygulamaları ve Pazarlama İlişkisi", Pazarlama Dünyası, Kasım-Aralık 2007, 6 s. 36-42&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1607766792299087324-193985541336311512?l=yavuzodabasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/feeds/193985541336311512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1607766792299087324&amp;postID=193985541336311512' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/193985541336311512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1607766792299087324/posts/default/193985541336311512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yavuzodabasi.blogspot.com/2008/02/adil-ticaret-uygulamalar-ve-pazarlama.html' title='Adil Ticaret Uygulamaları ve Pazarlama İlişkisi'/><author><name>Yavuz Odabaşı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01512427618533835826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_J8tE7VAJFfM/RyCQ-RETBKI/AAAAAAAAAAM/DEDOHDqo6rM/s320/Bursa-Foto6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1607766792299087324.post-679641046172223248</id><published>2008-02-12T23:22:00.000+02:00</published><updated>2008-02-12T23:51:26.310+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberiniz olsun...'/><title type='text'>Tüketim Size Değil, Siz Tüketime Yön Verin</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R7IOlgduMlI/AAAAAAAAAJk/pgI0hXfsUDU/s1600-h/resim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166207760079925842" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R7IOlgduMlI/AAAAAAAAAJk/pgI0hXfsUDU/s400/resim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicinin Aktüel Haber Araştırma Dergisi "Tüketiyorum"'un Kasım-Aralık 2007 sayısında çıkan röportajım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R7ITxwduMrI/AAAAAAAAAKU/-zEgH79NLNQ/s1600-h/Picture+350.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166213468091462322" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R7ITxwduMrI/AAAAAAAAAKU/-zEgH79NLNQ/s320/Picture+350.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R7IPQgduMmI/AAAAAAAAAJs/el8bh_vqpBA/s1600-h/Picture2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166208498814300770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R7IPQgduMmI/AAAAAAAAAJs/el8bh_vqpBA/s320/Picture2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R7ISOQduMpI/AAAAAAAAAKE/i-QVL_OSCYk/s1600-h/Picture2+001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166211758694478482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_J8tE7VAJFfM/R7ISOQduMpI/AAAAAAAAAKE/i-QV
